lhasa konserinde hepimizi en çok şaşırtan şey kadınının konuşmak yerine fısıldamayı seçmesiydi... şarkı söylemek belli bir noktaya kadar teknik bir iştir... register'ı doğru kullanmak, doğru pozisyonda ses üretmek... lhasa ses üretirken tüm bedenini kullanıyor gibi. yani ses telleri ve nefes ona yetmezmiş gibi. bazı kelimeler sanki vücudunun içinden bir yerler çarparak, kırılarak dökülüyor ağzından. belki de şarkı söylerken kendini böylesine hırpaladığı için lhasa konuşmuyor, fısıldıyor. kategorilendirmek zorunda kalsam lhasa'nın müziğini, eşlik müziği derdim gibi geliyor. ama "siz konuşun, kulak vermeyin o da söylesin" türünden bir eşlik değil. yaşayın, kahve için, temizlik yapın bir yandan da hoparlörlerden lhasa duyulsun türü bir eşlik. ama ne zaman bu amaçla playlistime lhasa ekleyip işe koyulsam kısa bir süre sonra işi bırakıp sadece müziği dinliyorum. ya da işim çok acilse müziği dinlerken işi yapıyorum işi yaparken müziğin kulağıma değmesindense. şarkıları o kadar somut ve gerçek ki itekleseniz düşerler.
bir de şarkı aralarında es verip fısıldayarak hikayeler anlatması neden müzik yaparak yaşadığını anlatıyor gibi. şarkı söylüyor ve sonra da fısıldıyor. ekmek ve tuz.
sessiz, sedasız ama büyülü bir kadın lhasa.
abro la ventana...