1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

little miss sunshine ile ilgiliyim diyenler

toplam 143 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.


little miss sunshine hakkında little miss sunshine

~85 ahkam var. 1 2 3 ... 5 önceki sayfa »

    o son sahne için bile defalarca izlenmeye değecek güzellikte bir film. allahım o hareketler ne öyle.

    jose arcadio buendia   10 Mayıs 2008 04:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    samimi,sıcak,içten,dürüst

    miyuv   14 Mart 2008 00:36   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    hoochie woman   13 Aralık 2007 14:01   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    çok tatlı,samimi bi filmdi...her şey bi arada art niyetsiz.sıkılmadam bikaç kez izlenebilecek filmler arasında "bence".

    ddalga   06 Aralık 2007 16:41   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    hem pek tatlı, hem pek hüzünlü, hem de pek komik bir filmdi. kısacası pek güzeldi :] bu arada dwayne'i oynayan çocuk bir arkadaşıma acaip benziyordu, bir süre ona dwayne muamelesi yaparak çileden çıkartmıştım :D

    Failariel   10 Kasım 2007 17:46   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    son zamanlarda hiç bu kadar gulmemiştim..kadrosuyla,senaryosuyla,yonetmenliiyle kısaca her yonuyle harika bir film.komedi filmi ama kesinlikle boş bir film değil..ayrıyetten filmi seyredip te dedeyle kucuk kıza hayran kalmayan olcağını sanmıorum..ayrıca soundtrackleri de muhtesemdevotchkakelimesını ararsanız bulursunuz

    emrhn   27 Ekim 2007 22:58   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    son zamanlarda izlediğim en iyi, en eğlenceli film.
    başta Toni Collette olmak üzere, filmdeki herkes inanılmaz sevimli.
    bunalımlı abiye ilk başlarda sinir olsam da, dans yarışmasındaki sahnede ona bile bayıldım.
    birkaç aydır sürekli erteliyordum, izlediğim iyi oldu.

    ne be   24 Eylül 2007 02:20   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    güzel bir filmdir. hayatın o küçük anlarını yakalmıştır film... ufak ufak dip notlarr düşmüştür insan aklına.. sevmeye ve sevilmeye dair güzel ve unutulmaz filmdir...

    harmanimm   23 Eylül 2007 23:06   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    süper film

    Bianka   23 Eylül 2007 23:06   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    başyapıt

    aylak adam   23 Eylül 2007 22:39   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    harika bir film.
    hararetle izlenmesi tavsiye edilir
    karakterlerin iğneoyası inceliğinde işlenmiş olması, her karakter için ayrı bir defa izlenmesini gerektirecek değerde. ( ne dedim lan )

    lafola   05 Eylül 2007 20:19   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    büyükbabanın minibüsteki hayat dersleri:)
    efsane dans figürleri:))
    süper filmdi süperr...

    irezumi34   05 Eylül 2007 20:14   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    enfes bir ayar veren müzikleri pek bir başarılı film...Dwayne e hasta olmamakta elde değil ayrıca...faşist emo....nasıl bişey düşünün artık ...

    psykhecure   05 Eylül 2007 20:09   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    biraz evvel izlediğim ve bayıldığım Jonathan Dayton,Valerie Faris filmi.. çok başarılı bi senaryo ve çok başarılı oyunculuklar. karakterler süper kurgulanmış..izlenmesi tavsiye edilir..

    palepetra   02 Ağustos 2007 05:23   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bi daa okumak isteyenler olabilir, buyurun amme hizmeti budur, beleş, bedava, hayrına:

    bana bi şey öğretmiştir.
    beklentisizlik.
    bunu her türlü iyi anlamda kullanıyorum.
    insanlarla ya da tanrı ile ilişkileri düzenlerken (ya da tersi oluyordur bunların da bilemiyoruzdur) beklentisizlik ilkesinin en erdemli ilkelerden biri olduğu.. bu şekilde insan duygularını en yetkin biçimde eğitebilir ve elbette bu aynı zamanda hem kendisi hem de başkaları ile olan ilişkilerinde samimiyetin mühürünü kuvvetle vurması anlamına gelir..

    samimiyet ve beklentisizlik,
    samimiyetsizlik ama buna rağmen beklenti içinde olmakla karşılaştırılmayacak kadar üstün bir duygudur.
    elimizde bir minibüs dolusu gerçek manada mutsuz ve loser insan var. bunların arasında çocukluğuna mı versek bilemiyorum, olive denen küçük kızın tanrı ve diğer insanlarla ilişki kurma biçiminin, yanındaki yetişkinlerle karşılaştırıldığında elbette en samimi ve aslında beklentisiz olan olduğunu belirtmeye gerek var mı? bence onları yola düşüren de bu inanılmaz hevesi, buna rağmen ısrarcı olmaması, naif ve tertemiz hisleri, kırılganlığı ile aslında o kadar güçlü bir duygulanım içinde ki, yaşamında halihazırda en mühim noktalarda oturan insanları yollara düşürecek, onları değiştirip dönüştürecek kadar güçlü bir sihir kalbindeki..

    şimdi dönelim külüstür ötesi o vw sarı minibüse:
    elimizde kimler var:
    "loserlardan nefret eden loser bir baba,
    aileyi ayakta tutmaya çalışırken zorlanan ama ideal bir american woman olarak anne, intihardan henüz kurtarılmış, homoseksüel, ülkenin en büyük marcel proust uzmanı olduğu iddiasındaki entelektüel dayı, nazilerle savaşırken biraz tozutmuş çılgın ve bağımlı büyükbaba, hava akademisine girip savaş pilotu olmak isteyen son derece bunalımlı ama kafası çalışan, sürekli nietzsche okuyan ergen abi, ve hepsine inat güneş gibi parıldayan ve çocuklararası güzellik yarışmasına katılmaya hevesli, hafif göbekli, kocaman gözlüklü, ama çok şefkatli küçücük bir kız.. topladığımızda, hemen her yaş grubundan bir insanın minibüste esasen kendi yolculuğunu yaptığını görebiliyoruz.. bütün umutlarının tükendiği çaresizlikten de hep birlikte hareket etmeye başladıklarından itibaren kurtulduklarını da film ilerledikçe anlıyoruz. çok tipik bir amerikan ailesi ile karşı karşıyayız, öyle ki new mexico eyaletine bağlı albaquerke denen kasabada yaşarken, yine amerikan kültürünün sonu gelmez kavramına uygun olarak, atlarına değilse de, münibüslerine atlayıp, yine amerikan kültürel mitlerinden biri olan "go west" prensibi eşliğinde, eyaletine doğru hareket etmeye başlıyorlar.. evet, şu levi'sın bile yolda keşfedilmesine neden olan, gold rush zamanlarında bahsediyorum ki, proustsever dayı rolündeki karakter sanırım bu tip bir geçmiş anıştırmalı çözümlemeden hoşlanacaktır.. fakat, denen ve altın damarlarına doğru delice akan atalarının yerine, macera, seyahat heyecanı, heves ve aslında bir tür beklentisizlik koyan bu insanlar, kendileri için bambaşka bir geleceği de hazırlamış oluyorlar. in short, aslında sıradan bir yol hikayesi filan değil , amerikanın ve amerikalının da pek sevmesinin nedeni bu aslında.. yine de yerelden yola çıkarak, evrensele ve genel insanlık durumuna da başta sözünü ettiğimiz beklentisizlik prensibi ile hareket ettiklerinden ötürü başarabildikleri zannındayım, bu zannımın da yanındayım.:) film, amerikan toplumunu kendilerine o kadar tatlı, abartısız ve sakarinsiz bir dille gösteriyor ki, bush çıkınca televizyonu kapatıp, görmeye dahi tahammül edemeyen bir grup insanın da sözcüsü oluveriyor bi yandan.. evet, altına hücum belki artık sona ermiş belki ama amerikan halkının kendisi ile hesaplaşmasının bir sonu ne zaman gelecektir muğlaktır; mutlak olan ise, filmin yeni kıta'ya yaklaşık 500 sene önce gemilerle gelip, kıyım kültürü ve etik ile kaynaştırılmış bir saldırganlıkla karaya ayak basan ve önüne geleni sömüren, yağmalayan, doğrayan avrupalı cedlerinin yeniden iflasını hiçbir şekilde izleyicinin gözüne sokmadan ama göstergebilimin zarif işaretleri ile görünür kılması.. evet, küçük güneş ışığı bunu kabul ediyor, amerika birleşik şirketleri toptan krizdedir ve bu krizi aşmak için de gidip daha zayıf öğrencilere diklenen sınıfın şişmanına benzemektedir ama o kabadayılığının ömrü de üç senedir, bu yüzden bütün karakterler pek ergen, pek patetik ama tam bu yüzden de geişmelere son derece açıktır. değil mi ki, bu gelişmeleri minibüsle henüz kasabalarına doğru geri gazlamış olduklarında bile hissederiz.. hepsi on the road sıradışı deneyimler edinmiş, kendileri için kazanmış, bunu da diğerlerleri ile paylaşma cesareti gösterebilmişlerdir.
    hesaplaşmak güzeldir,
    little miss sunshine'ın başına taç geçirilmiş geçirilmemiş bilemem ama benim gönlümün kraliçesi odur.
    zira, bütün bir filmin en iyi kalpli kurgu karakteridir, ayrıca dedesinin kendisine söylediği gibi "dünyadaki en güzel kız çocuğu" da odur. ayrıca o damla damla akan gözyaşlarını da severim ben senin diyerek, duygusal bir son ile bu ahkamımı da keserim.

    kısacası, samimi iseniz sanızdır, bunun dışarıdan bulandırılmasına izin vermeyiniz..
    kıyıcı kültürün masumiyeti/nizi ve iyi niyetinizi çeşitli biçimlerde katlederek doyurmaya ve tatmin etmeye çalışan sözde yetişkin, özde gergin egolar karşınıza çıkar ise, yılmayın..
    haset ve şükran der olayı hanımefendi'ye bağlayarek metinlerarasılık ve kolaj tekniklerini kullanarak, bir taşla iki kuş vurmuş olurum.:))

    iyi seyirler.

    ladyofshalott   29 Temmuz 2007 03:29   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    ısrarla baş rolünde çocuk olan film izlemem dedikten sonra jayıt dışı olarak çocuğun çok sevimli olduğunu hatta öle bi çocuk istediğimi filmi çok beğendiğimi belirtip milleti çileden çıkarttığım film :)

    shellfish   29 Temmuz 2007 03:25   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    mükemmelllll.son zamanlarda izlediğm filmlerin arasında işte bu diyebileceğm bi film..

    harmonia   21 Temmuz 2007 00:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    çok keyifliydi.

    poh poh   14 Temmuz 2007 03:41   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Frank dayının vitesi bozuk sarı minibüsü gitsin diye her iteklemesinde ülkenin 2. en iyi akademisyeni olduğunu hatırlaması ve hatırlatması çok iyiydi.

    Denice in Wonderlands   01 Temmuz 2007 11:09   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    hüzünle karışık bi duyguyla hatırladığım filmler arasına yerleşti..

    "grandfa, am I ugly?"

    niniel   27 Haziran 2007 11:54   aferim     (1 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :azizk

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.