Ağır bir orta yaş bunalımı yaşıyor bill murray abimiz film de.İzleyene de yaşatması filmde ki oyunculuğunu en üst seviyeye taşımış..Ve evet,japonya da çok güzel takılıyolar insanlar,özenmemek elde değil .
Normalde öyle bir insan olmamama ve böyle filmler izlemememe rağmen tüm film boyunca nedense sevişmelerini bekledim sevgili başrollerin, filmi de Scarlett Johannson için izledim zaten. Hiç ilerlemeyen, ağır aksak tavrıyla (ağır aksaklıktan kastım sinemasal tarzı değil) beni uyuz eden bu filmin sevgili yapımcısına buradan öpücüklerimi yolluyorum.
izliyim o zaman.
insanlar var, hayatlarinda her sey tam gibi gorunuyor ama aslinda birseyler eksik...sorumluluklar var, -beyninin icinde muthis bir mucadeleye sebep olacak kadar- bir kenara birakmak istiyorsun, ama birakamiyorsun...
iste bu film tam da bu durumun filmi...film basindan sonuna kadar, rahat olun ulan artik dedirtmesi ve muthis finaliyle hem "yanlısı" hem de "dogruyu" tatmin etmesiyle apisip kalmamiza neden olmus olan bir filmdir.
bill murray'a gelince...O yine bill murray gibi...
koltukta ayakları duvara koyup, başaşağı izlendiğinde çok keyifli gelen hoş film.
düz izleseydim beğenir miydim, bilmiyorum.
ben beğenmemiştim, iki yıl oluyor izleyeli ama.
TRT’nin,ekranın sağ üst köşesinde maç skorunu verdiği film kuşaklarından birisinde izlemiştim tesadüfen bu filmi..Scarlett Johansson’un Hollywood gözdesi olmadan önce-“the horse whisperer”daki performansı en iyisiydi belki de- çok iyi fotoğraflar verdiği,iletişimsizliğin,yalnızlığın,yabancılaşmanıngüzel ve hatta ironik bir şekilde anlatıldığı bir film..Bill Murray’ın o saf,anla-ya-mamış,şaşkın ifadesi için ,belki bir de Nicholas Cage seçilebilirdi uygun bir cast olarak;)
.Ben çok keyif aldım filmi izlerken..Cidden Bir iletişimsizlik vardı filmde; “off yeter,ne diyor bu insanlar,ne anlatıyorlar” diye tepki bile verdim bir ara..Fotoğraflar çok güzeldi filmde,Uzakdoğu manzaraları,geceleri,filmin senaryosu..Çevirisi de “bir konuşabilse..” ya ; oraya takıldım ben yine;)..Filmin-ve diğer filmlerin de- alt yazılı izlemesini tavsiye ederim ayrıca; dublaj içinde kaybolmamanız için..
aşk filmim.
öyle gencecik bi kızın yaşlı bi herife ilgi duyması ne iğrenç şeydir kesmek lazım yakmak lazım terbiye öğretmek lazım böylelerine!!!!!!!!!!!!!! ama film güzel hakkını yemiyorum...
japonya'da sıkılmak gafleti burnu büyük amerikalılara aittir. fazla abartılan bir film daha...
bir de kitap vardır aynı isimli, eva hoffman olması lazım yazarı. güzeldir, kraldır, göç edebilyatı sevenler okur, okutur.
Yalnızlıkta kaybolmaktır.
Renkli ışıklar altında, bizim Nazım’ın “neon ışıkları” mısrasının çok farklı bir yansımasını Harris'in (Bill Murray) bindiği taksi camından görüyoruz. Modernlikte dünyanın tepesine Hiroshima Mon Amour’un yaşı kadar senede ulaşmış bir toplumun başkenti uçaktan inen belki dünyaca değil, ama Japonyaca ünlü Bob Harris’i ağırlıyor.
Orta yaş krizinin sonlarına yaklaşmış, hayatta ulaşacak fazla yeri kalmamış Harris, Japonya’ya reklam filmi çekmek için gelir. Bir viskinin reklam filmi ve fotoğraf çekimleri gibi sıkıcı ama paralı bir işin mecburiyetindeki Harris, yaşlılığa adım atmak üzeredir, mekanın Japonya’da olmasından mıdır bilinmez, o adamın bazı “genç” duyguları Charlotte (Scarlet Johansson) ile kabarır. Zeki ve genç Charlotte, yirmili yaşların ilk yarısında ve yeni evli, felsefe mezunu bir kadındır; kocasının işi nedeniyle Japonya’da belli bir süre geçirmesi gerekir. Eşinin arkasına düşen bu tedirgin kadın, büyümeye başladığını hissedip, yaşamın iplerini elinden kaçırmamaya çalışmaktadır; Japonya yolculuğunda kaybolmuş hislerini aramaktadır.
Yazının Devamı...
pek sıkıcıydı sevene karışmam
bol alt okumalı, izledikçe üzen, üzdükçe seyrettiren film..
benim için yansımaların filmidir
en güzel açılış sahnesine sahip filmlerden biri.
Yılların vazgeçilmez ismi ve benim favorim Bill Murray bir yanda yıldızı kısa sürede parlayan Scarlett Johannson. ve sakin bir sekilkde japonyanın otel odalarında geçen bir film. etkileyici