[düş ırmağıydı içinde akan/güllere kan taşırdın/savrularak akar köpürürdün/uçurumlar çekerdi seni/ilkyazda taştın/sonyazda durup taşlaştın/güneş her gün bir başını uçurdu/kuşlar kadar meleklere de alıştın/kıyındaki ağaçlar kararlıydı yerlerinde/sürekli pusudaydı toprak/vadilerden ovalardan aktın/yoruldun amansız yokuşlarda/belliydi sonun/denize ulaştın/ellerinde kuru bir dal/çapraz tutuşta]
karanlık odaları var insan aklının. hayatı ne kadar sevmeye çalışsa da bazı günler karanlıklar sarar düşünceleri. eli tetiğe gider bir an. sonrası..(işte bu noktada söylenecek bir şey yok)
[nelerse ki yaşamak sözünü âsi kılan/nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala]
hayal kurmakta başlar bütün yenilgiler. öğrenilmiş mutlulukların özlemi ilen hayata balıklama dalma gayretidir hayal kurmak. çünkü hayatın idame ettirilmesi gerekir, böyle öğretilmiştir. mâdem insanın dünyaya gelmek konusunda bir seçme şansı yoktur o halde düşe kalka son nefese değin sürdürülmelidir adına hayat denen karışıklık.
ama bazı anlar vardır insan hayatında; ellerin boşluğa uzandığı. insan bir başına kalır bazı vakitler. yanında bakılacak bir yüz arar, dokunulacak bir el. insan bazı vakitler gerçekten yalnızdır. bazı vakitler karabasanlar belirir uyanık halde iken. insan bazı vakitler yorulur.
annesi, babasının yüzüne bakarken tanımını bulur aşk insanda. bir yastıkta geçirilmiş otuz yılın ardından sonra bile bir insan bir diğerine nasıl bu şekilde bakabilir anlayamaz. aşk ve tarifi kelimelerle sınırlanamayacak kadar büyük bir güven ile bir insana bakmak nasıl anlamlandırılabilir? al bu canım senindir bakışı denebilir belki buna. demek ki insan bu bakışı yakaladığında hayatını idame ettirebiliyordur. hayata dair öğrenilmiş ilk mutluluk budur. şunca yıllk hayat bu bakışı aramak için yaşanır.
yağmurlu havada yerdeki çamura sırüstü yatıp göğü seyreder iken; sağ yanda yatan kara gözlü evhamdan ve sol yanda yatan rüzgâr isimli çocuktan öğrenilir dost olmak. elele olunduğunda gözleri güleç oluyor insanın. sırt verilecek, el uzatılacak, güvenle bakılacak, can emanet edilecek insan evlatları hayatı idame ettirilebilir kılar. güçlü hisseder kendini.
karşı komşunun kefenlenmiş bedeni el arabası ilen taşınırken tanık olunur ölüme ilk kez. ölüm, fikirde ilk izlenimini bulur : demek ki insan vakti dolduğunda terk etmeli bu hayatı. peki vaktin geldiğinin kararını kim verir? çocukken cevabı bulunamaz böyle soruların. cesedin gömülüşünün sryredilememesinden olsa gerek, ölüm tahtadan yapılma bir el arabası ilen dünyayı terk etmek olarak yer eder insanın havsalasında.
[daha çocuktun/elini uzatsan/dokunsan bozulmazdı hayaller]
bir gün evham, vaktin dolduğuna karar verir. vaktin dolduğunu haber verir. insan böyle zamanlarda ne söyleyeceğini bilmez:
- hayat senin, nasıl istiyorsan öyle yap.
sonrası: yıllarca, kana bulanmış bir odanın çığlıklarını dinlemek. bir ömrü sanrılarla geçirmek. sağ el boşluğa uzanır.
sonra bir gün, yine yağmurlu ve yine göğe bakılan bir gün; al bu canım senindir bakışına tanık olunur. insan bu bakışa tüm ömrünü feda edebilir. insan bu bakış için binlerce hayatın bütün acısını yüklenebilir. insan bu bakışı bulduğu zaman yaşayabilir.
insan bir gün bu bakışı taşıyabilecek cesareti gösteremez ve bakış kaybolur. gönül boşluğa uzanır.
/gel desen/gelirim/
denmez.
insan bir gün vaktin dolduğuna karar verir.
insan yine bir gün vaktin dolduğuna karar verir.
insan vaktin dolduğuna karar verme yetkisinin elinde olmadığını düşünür.
sonra bir gün el uzatılacak başka bir can çıkar ortaya. annesinin karnında vücut bulmayı bekler. insan kendi canından bir parçaya bakar al bu canım senin olsun bakışıyla. gözleri güleç olur.
sonra bir gün annesi can'ı taşımamaya karar verir. bakış kaybolur. insan böyle zamanlarda ne diyeceğini hiç bilmez.
insan böyle zamanlarda yorulduğunu anlar.
sonra bir gün rüzgâr isimli çocuk vaktin dolduğuna karar verir. vaktin dolduğunu haber verir. bir şey söylemek için çok geçtir. bütün bir ömür bir beyaz kağıda yazılmış beş on satır ilen tasfiye edilir.
sonrası korku, sonrası acz, sonrası yok. sol el boşluğa uzanır. /iki yol ağzında/işte bakın/içimizden biri daha/elinde dünyadan bir çıkın/
insan böyle zamanlarda yorulduğunu anlar.
bazı anlar vardır insan hayatında; ellerin boşluğa uzandığı. insan bir başına kalır bazı vakitler. yanında bakılacak bir yüz arar, dokunulacak bir el. insan bazı vakitler gerçekten yalnızdır. bazı vakitler karabasanlar belirir uyanık halde iken. insan bazı vakitler yorulur.
insan neden vaktin dolduğuna karar verildiğini anlar bazı zamanlarda. vakit dolmuştur dolmasına ama insanın için allah korkusu durur. insan vaktin dolduğuna karar verme yetkisinin elinde olmadığını bilir. yine de /ölmedim/bir gençlik ölümü saklı kaldı bende/ dizesi dökülür dudaklardan. istemek günah olmasa.. insan müntehir olmaya meyyaldir. /yurdumsun ey uçurum/
[sana zorsa yanmaya razıyım/kolaysa affı esirgeme/hayat boş geçti/geri kalan korkulu/her adımım dolu olsa/işe yaramaz katında/biliyorum/bağışlanmamı diliyorum]