geri çekilme, dışarıyla özdeşleşen akışı, diğerini reddetme durumu...
üç büyük tek tanrılı din inanışında hıristiyanlık pratiğinde sıkça karşılığını bulur. bu dinin tarihi, inzivayı tercih eden azizlerin notlarıyla doludur. bir hurma ağacının altındaki kaynaktan beslenmek suretiyle 72 sene boyunca tek başına yaşayan azizden, bir mağarada yaşamaktayken "papalık koltuğuna oturtulan" ve ardından katolik kilisesinin kumpaslarıyla öldürülen şehitlere dek bu notlar ilgi çekici nitelikler taşır. bu kişilerin yaşamları, tüm ortaçağ boyunca, kitleler tarafından büyük ilgi görür ve desteklenirdi... ancak bir arada yaşamaya karar vermiş münzevilerin kısazamanda aldıkları bağışlarla zenginleşmeleri, farklı sorunları, özellikle yozlaşmayı doğurmuştu. hıristiyanlık dini içinde bu tartışmalar sıklıkla yapıldı.
münzeviliğin kökeni, zerdüşt dininde biçimlendi. aslında zerdüşt, tavır olarak, bu tip bir yaşamı reddetse ve kötücül niteliğe karşı savaşımı körükleyerek, geri çekilmenin olmayacak birşey olduğunu belirtse de fikirlerindeki nüve, gnostisizmi ve ardından mani'yi etkiledi. özellikle mani, geriye çekilmeyi, maddi alanı öldürmeyi ve ruhani yönü güçlendirmeye yönelik perhizleri uygulamak konusunda ısrarcıydı.
müslümanlıkta, peygamber'in bu anlamdaki tavırları desteklemediği biliniyor. ancak kimi anlatılarda muhammed'in, içten içe böylesi bir geri çekilmenin taraftarı olduğu yorumu yapılageliyor. muhammed'in yeni kurulmakta olan dinini, etrafını çepeçevre sarmış düşmanlara karşı koruma kaygısı, yer yer tavır değişikliklerini getirebiliyor. zira, müslümanların kendilerine bir kabe belirleme tartışması sürecinde, kitabi dinlere mensup kişilere yönelik tavır değişiklikleri de bunu gösteriyor. savaş konusundaki ayetler de, büyük ihtimalle kendini savunma ihtiyacı duyan müslümanları aktif hale getirmenin yollarını arıyordu. bu anlamda, uhrevi bir alan, içine kapanma durumu, toplumun ihtiyaç duyduğu insanları kaybetmeme kaygısıyla biçimlenmiş olmalıdır.
yahudiliğin inzivai yaşam tutumu, esseniler tarikatında belirgindir. din bir bütün olarak, dünyevi işler ile ruhani işler arasındaki dengeyi vaaz etse de, kabalistik yapılar da inzivai uygulamalar gerçekleşmiştir. perhiz, beden eğitimi ve tanrının isminin tekrarlanmasıyla oluşan dönemler, yolcunun tanrının sarayına yükselmesi yolunda ona güç katar. bu dinde toplu inzivai tutum dönemi olmuştur. esseniler tarikatı , bu tutumun altındadır ki, amaç, yahudi kütüründeki hellen etkisine karşı çöle çekilmek ve orjinal kültürü korumaktır.
modern dünyanın münzevileri, böylesi bir tutumla ilintilendikleri oranda değerlidir. akış, bireyi aştığında yapılacak olan, akışın dışına çıkmak ve onu gözlemlemektir. bu biraz de kişinin kendisine ait olanı anlama yöntemidir. zamanı geldiğinde, dünyayı değiştirmek üzere yola çıkacak insanın, iç hazırlığıdır.
İnzivada... Bu tip kişilerin düzelme durumuna da; 'hortlama' denir... Zombi misalüü
Münzevi,erdemi bir zorluğa dönüştürür.
virajlı harfler gibi yaşadım
s' de kaldım; kahrın alfabe(s) inde
ölümler vardı öldüm, ateşler vardı yandım
bir yanardağ gibi içimden dünyanın yüzüne karşı
içimden aşkların, inançların yüzüne karşı
ihanetle öpüştüm, yazgıma küstüm
öpüştüm ölümlerle, vuruldum düştüm
yapraklar sallanıp dururken ağaçlarda
içimde yarım kalmış bir orman
yağmurlar vardı, hepsini yağdım
ne beklenen gelendi ne gelen beklenendi
devrildim sabrın tehditkâr kabzasıyla
uygarlık yarım kaldı, dedim ey zerdüşt
ve yarım barbarlık da
ikisi de caymadı...
gökyüzü soldu
avuçlarımda gencecik bulutlar öldü
ardımdan sürüyerek getirdim kendi ölümü
alın dijital dünyanıza kadavra yaparsınız
içimde yarım kalmış bir orman
içimde yanmış kalmış bir orman...
kan bile ter ederken damarını, zamanlar an'larını
her aşk kendi masalını...
dedim, yapraklar mı terk eder ağaçlarını
yoksa ağaçlar mı yapraklarını?
dedim, kimse konuşmayacak mı artık
susuşlarını?
kimse...kimse toplamayacak mı çığlıklarını?
ve neden birbirinin yüzüne yaslamış herkes
kanlı mahcup bayraklarını?
yanıt yoktu...
çünkü soru yoktu, soru yoktu, soru yok!
dedim ey nüshasız aslım
be acıların hesabını veren yok; onları güneşe ser
onları güneşe ser, güneşe!
acı bu, herkes her yerde, o da güneşte çeker
sonra katlar dolabına koyarsın
arada bir çıkarıp ütülersin, anarsın
bu acılar başka ne işe yarar
bu başkalar hangi acıya yarar?
/devrilse de üstümüze şehir yarar
insana
acıtsa da kalbinizi şiir yanar
insana.../
yapraklar sallanıp dururken ağaçlarda
içimde yarım kalmış bir orman
içimde yanmış kalmış bir orman
kentli bir münzeviydim
virajlı harfler gibi yaşadım
ölümler vardı öldüm, ateşler vardı yandım
parlayıp yiterken kahrın alacasında
na çar bir gölgeydim şehrin uğultusunda
ve yalan bir müfreze hayatın ordusunda
nere dönsem iğretiydi bir yanım
ateş yanım, duman yanım, kül yanım
gelen yarım, giden yarım, ben yalım
yapraklar salllanıp dururken ağaçlarda
içimde yarım kalmış bir orman
içimde yanmış kalmış bir orman
ödeştim cehennemimle hiç dublör kullanmadan
boğuldu su, yenildi aşk, çürüdü devlet
içimde çok yanılmış bir orman
içimde çok yanılmış bir orman..."
MÜNZEVİ
münzevilik de bir yere kadar
o yerden sonra insan
izmarit dolu küllüğünü temizleyecek
ya da
mutedil sözlerini dinleyecek birini arıyor
soğuk kış sabahları bizi bekliyor
ve biz bir başka kent için
valizlerimizi hazırlıyoruz
ardımıza bakmaktan korkuyoruz
şizofreniden korktuğumuz gibi
el sallama alışkanlığımızı;
o gecenin ayazından,
biraz da rutubetten
"istisnalar" arasına sıkıştırıveriyoruz
münzevilik de bir yere kadar...
artık sigaraya elim uzanmıyor
ve de
dudaklarım kepenklerini indirdi
soğuk kış sabahları olabilir
ama sıcak kış geceleri de muhtemel
septik yaklaşmak lazım düşünce duvarlarına
kırk derecede tüylerimin diken diken oldugunu anımsarım
ava gittiğimde şikar oldugum gibi
valiz hazırlamayı boşver
çoktan çıkmışız yola
ve yapayalnız
istisnalarımıza sürrealistçe yaklaşmısız zaten
birilerini aramasın gözlerin
özenme sanrı görmeye
o seni çoktan terketmiş
belki de şuan elleri
balık pullarıyla kolye yapıyor
sarı saçlı bir deniz kızına...
"med-gitme" diye bir kuralın
hiç olmadığını da hesaba katarsak;
Münzevilik de bir yere kadar,
Ki o yerden sonrası
ya uçurum
ya okyanus...
MÜGE KARA
İnzivaya çekilmiş, kendi halinde yaşayan, sosyal ilişkilerden kaçınan kişi.Zaten kelimenin kökeni de inzivadır.
çok benimsediğim kendi yalnızlığını süren anlamındaki kelimedir