Elif şafak ve orospu sinek sinem
Altını çize-çize bitiremeyeceğiniz Elif Şafak romanı.
"Sevgililik mahremiyet kaybıdır"
Maşuka,gözbebegim diye hitap edilir...
Tekrar tekrar okumak gerek!
ayın aydınlık yüzü, sevilmemekten korkarmış en çok, bir de ağlarken tek başına olmaktan. gümüş bir tarakla tararmış saçlarını. tarağın savatlı dişlerine takılan ışıltılı saç tellerini özenle toplarmış. sonra, her bir saç telini gizlice bir başka insanın omzuna bırakırmış. saçı kimdeyse, onun gözünde unutulmaz olacağına inanırmış. haksız da sayılmazmış hani; omuzlarında ayın aydınlık yüzünün ışıltılı saç telleriyle dolaşanlar, gece olur olmaz yüreklerinin niçin böyle sıkıştığını bir türlü anlayamayıp, endişelerinin gözbebekleriyle birlikte büyüdüğünü bilmeden dalgın dalgın bakarlarmış gökkubbeye. aradıklarının orada olduğunu derinden hisseder ama hislerine tercüman olamazlarmış. hatta içlerinden bazıları semavi sevdaya kendilerini kaptırıp, yemeden içmeden kesilirmiş. neyse ki, ayın aydınlık yüzü çabucak sıkılırmış oyun arkadaşlarından. gördüğü her sureti iki nefeste siler, bulduğu her muhabbeti tek yudumda içer, kurduğu her dostluğun dibine tez vakitte darı ekermiş. hiç kimse yeterince acayip, hiçbir hikâye yeterince şairane değilmiş. gene de vazgeçemezmiş insanlardan. korkarmış çünkü;ölesiye korkarmış yalnız kalmaktan, ağlarken tek başına olmaktan.
bir kuyuya eğilip, bakır bakraçtaki suda kendine bakmış bir zamanlar. "ne kadar güzelim," demiş hayran hayran. "öyleyse niçin çirkin biri kadar bile mutlu olamıyorum?" kuyu homurdanmış, su bulanmış. "ne kadar parlağım," demiş dalgın dalgın. "öyleyse niçin yüreğimdeki karanlıktan kurtulamıyorum?" bakır bakraç çatlamış, her çatlaktan ayrı ayrı su sızmış.
ayın aydınlık yüzü o gün bugündür uzak dururmuş kuyulardan. cevapsız kalan soruları hatrına düştükçe, yanından hiç ayırmadığı gümüş pudralığını açıp, uzun uzun pudralanırmış. her daim biricik olmak istermiş, eşsiz ve rakipsiz. kendinden daha parlak bir dişiye tahammülü yokmuş; şayet bir gün böyle biri çıkarsa karşısına, onu ortadan kaldırmak için yapamayacağı şey de.
elif şafak işte söze ne hacet insan hayran kalıyor diline, 2000 yılı türkiye yazarlar birliği roman ödülü de bu kitaba verilmiştir,bir de nazar sözlüğü var ki...
etkileyici bir dil ve kurgu şöleni bu kitap..
estetik gelmeyen noktaları var elbet, ancak elif şafak'ın gerçekten başarılı bir romancı olduğunu ortaya koyuyor mahrem..
insan hakları
kitabın arka kapağından...Elif Şafak'ın kaleminin gücünü ve anlatımdaki yeteneğini görmek için sadece bunu okuyun yeter. Gerisini zaten gelir kendiliğinden ...
------
Görmeye ve görülmeye dair bir roman...
gözbebeği: İnsanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir. Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakn olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakından görmek istemez.
Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka "gözbebeğim!" diye hitap edilir.
-Elif Şafak-
seyredenlerin dolduğu bir ülkede seyirlik bir hayat yaşarken "Mahremiyet" nereye kadar yaşanabilir ki?Evlerimizde kapılar kapandığı zaman mahremiyet başlamıyor... belkide o noktada bitiyor...
Keramet Mumi Keşke Memiş Efendi
"dünya görmek ve görülmek üzerine kurulmuştur"
ELİF ŞAFAK.
tanımlar nereye kadar???
mahrem nerde bıter???
mahrem kelime anlamı olarak gizli,saklı demektir.
mahrem patalojik durumları anlatan güzide elif şafak eseri.okuyanlar bilir taciz bölümünü ,okurken çığlık atmıştım. en kıskandığım kadındır elif şafak bu yüzden.
bazı şeyleri bilmemek ve görmemek gerekir.
göz temizliğine katamayacağım bir tat...
mahremiyetin gittiyse elden sen de gitmelisin tez elden.