çok paspal bir parabirimi olarak aklımda yer etti. hatta zaman zaman çok haysiyetsiz ve karaktersiz olduğunu düşünürdüm. mahalleye almanyadan izine gelenlerin çocukları tişörtlerini içine soktukları kısa pantolonlarının ceplerinde taşıdıkları cüzdanlarında -ne yapacaklarsa artık- üçünü beşini taşırlardı. çok yabancı geliyordu ısınamadık. mark denilince hep göbekli dağınık yarı kel saçlı, "dövüz bozulur" adamları gelirdi aklıma. ama çok sonraları, marklar ortadan kalkıp euroya bırakınca yerini, anladık ki mark almanlardan çok bize yakınmış, bizim arada kalmışlığımızın, ne yapacağını bilemezliğimizin, özünden geleneğinden kopamayıp modern zamanların işleyişi içinde kayboluşumuzun bir sembolüymüş. ve sembollere çok önem veren, hayatın anlamını onlarda arayan ve hayatın detaylarını onlarla tanımlamaya çalışan birisi olarak yitirdiğim bu değerin ardından her gece ağlıyorum.