"anlatsam inanmazlar ogul, masal derler,
masala inanmazlar, masali yalnizca dinlerler
sanki hakikati bilirmis gibi.
sanki hakikatin sirrina ermis gibi.
masala inanmayan gercege inanir mi?"
murathan mungan
lal masallar
Masalların sonunda gökten teklifsiz düşüveren
üç elmanın kurduyum ben...
masalımın elmalarını çürütecek kadar VAZGEÇTİM SENDEN...
Halbuki ! dört güvercin kanadı gücünde sevmiştim seni
şimdi kimbilir kaç güvercin kanadı yol uçtum..
bir varmış... hiç yokmuş!
şu an yaşadığım şey :)
Her gece gönlümün masalını okuyorsun
Ertesi gün beni bir masal gibi unutuyorsun.
H.A.Saye
duman
masallara ınanan realıst..
bir zamanlar bulutların üzerinde özgürlük sevgi ve saygının hüküm sürdüğü doğanın şarkılar söylediği camdan bi üklede çirkinliğin anlamını bilmeyen küçük bir kız bir elma ağacının altında ''dünya'' adında bir kitap okurmuş...
RAPUNZEL
Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş.
Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki güzel çiçekleri ve sebzeleri seyrederken, kadının gözleri sıra sıra ekilmiş özel bir tür marula takılmış. O anda sanki büyülenmiş ve o marullardan başka şey düşünemez olmuş.
“Ya bu marullardan yerim ya da ölürüm” demiş kendi kendine. Yemeden içmeden kesilmiş, zayıfladıkça zayıflamış.
Sonunda kocası kadının bu durumundan öylesine endişelenmiş, öylesine endişelenmiş ki, tüm cesaretini toplayıp yandaki evin bahçe duvarına tırmanmış, bahçeye girmiş ve bir avuç marul yaprağı toplamış. Ancak, o bahçeye girmek büyük cesaret istiyormuş, çünkü orası güçlü bir cadıya aitmiş.
Kadın kocasının getirdiği marulları afiyetle yemiş ama bir avuç yaprak ona yetmemiş. Kocası ertesi günün akşamı çaresiz tekrar bahçeye girmiş. Fakat bu sefer cadı pusuya yatmış, onu bekliyormuş.
“Bahçeme girip benim marullarımı çalmaya nasıl cesaret edersin sen!” diye ciyaklamış cadı. “Bunun hesabını vereceksin!”
Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları nasıl canının çektiğini, onlar yüzünden nasıl yemeden içmeden kesildiğini bir bir anlatmış.
“O zaman,” demiş cadı sesini biraz daha alçaltarak, “alabilirsin, canı ne kadar çekiyorsa alabilirsin. Ama bir şartım var, bebeğiniz doğar doğmaz onu bana vereceksiniz.” Kadının kocası cadının korkusundan bu şartı hemen kabul etmiş.
Birkaç haftasonra bebek doğmuş. Daha hemen o gün cadı gelip yeni doğan bebeği almış. Bebeğe Rapunzel adını vermiş. Çünkü annesinin ne yapıp edip yemek istediği bahçedeki marul türünün adı da Rapunzel’miş.
Cadı küçük kıza çok iyi bakmış. Rapunzel oniki yaşına gelince, dünyalar güzeli bir çocuk olmuş. Cadı bir ormanın göbeğinde, yüksek bir kuleye yerleştirmiş onu. Bu kulenin hiç merdiveni yokmuş, sadece en tepesinde küçük bir penceresi varmış.
Cadı onu ziyarete geldiğinde, aşağıdan “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenirmiş. Rapunzel uzun örgülü saçlarını percereden uzatır, cadı da onun saçlarına tutuna tutuna yukarı tırmanırmış.
Bu yıllarca böyle sürüp gitmiş. Bir gün bir kralın oğlu avlanmak için ormana girmiş. Daha çok uzaktayken güzel sesli birinin söylediği şarkıyı duymuş. Ormanda atını oradan oraya sürmüş ve kuleye varmış sonunda. Fakat sağa bakmış, sola bakmış, ne merdiven görmüş ne de yukarıya çıkılacak başka bir şey.
Bu güzel sesin büyüsüne kapılan Prens, cadının kuleye nasıl çıktığını görüp öğrenene kadar hergün oraya uğrar olmuş. Ertesi gün hava kararırken, alçak bir sesle “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenirmiş. Sonrada kızın saçlarına tutunup bir çırpıda yukarı tırmanmış.
Rapunzelönce biraz korkmuş, çünkü o güne kadar cadıdan başkası gelmemiş ziyaretine. Fakat prens onu şarkı söylerken dinlediğini, sesine aşık olduğunu anlatınca korkusu yatışmış. Prens Rapunzel’e evlenme teklif etmiş, Rapunzel’de kabul etmiş, yüzü hafifce kızararak.
Ama Rapunzel’in bu yüksek kuleden kaçmasına imkan yokmuş. Akıllı kızın parlak bir fikri varmış. Prens her gelişinde yanında bir ipek çilesi getirirse, Rapunzel’de bunları birbirine ekleyerek bir merdiven yapabilirmiş.
Her şey yolunda gitmiş ve cadı olanları hiç farketmemiş. Fakat bir gün Rapunzel boş bulunup da. “Anne, Prens neden senden daha hızlı tırmanıyor saçlarıma?” diye sorunca herşey ortaya çıkmış.
“Seni rezil kız! Beni nasıl da aldattın! Ben seni dünyanın kötülüklerinden korumaya çalışıyordum!” diye bağırmaya başlamış cadı öfkeyle. Rapunzel’i tuttuğu gibi saçlarını kesmiş ve sonrada onu çok uzaklara bir çöle göndermiş.
O gece cadı kalede kalıp Prensi beklemiş. Prens, “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenince. cadı Rapunzel’den kestiği saç örgüsünü uzatmış aşağıya. Prens başına neler geleceğini bilmeden yukarıya tırmanmış.
Prens kederinden kendini pencereden atmış. Fakat yere düşünce ölmemiş, yalnız kulenin dibindeki dikenler gözlerine batmış. Yıllarca gözleri kör bir halde yitirdiği Rapunzel’e gözyaşları dökerek ormanda dolaşıp durmuş ve sadece bitki kökü ve yabani yemiş yiyerek yaşamış.
Derken bir gün Rapunzel’in yaşadığı çöle varmış. Uzaklardan şarkı söyleyen tatlı bir ses gelmiş kulaklarına.
“Rapunzel! Rapunzel!” diye seslenmiş. Rapunzel, prensini görünce sevinçten bir çığlık atmış ve Rapunzel’in iki damla mutluluk göz yaşı Prensin gözlerine akmış. Birden bir mucize olmuş, Prensin gözleri açılmış ve Prens görmeye başlamış.
Birlikte mutlu bir şekilde Prensin ülkesine gitmişler. Orada halk onları sevinçle karşılamış. Mutlulukları ömür boyu hiç bozulmamış.
babamın uydurarak anlattığı masalları özlüyorum..
daha küçücüktüm öldüm
ama ben masalmıda gördüm
baba anneme söyle öldüm
daha parlayabilirdim söndüm......
...........o...................
aldandım gördüğüm masallara(second)
sabah ezanı hiç bitmeyen bir masaldır
sabiha evin masalıydı.
bir varmış bir yokmuş..
çok sevdiğim cem köksal şarksı
*Gözlerim dört duvar arasında
Sonsuzu arar oldu
Gerçekle düşler savaşında
Aklıma karşı durdu
Yollar ayrı ayrı
Uzaklarda bir yerlerde
Derin sularda kayboldu
Ağlarım yalanlara
İki yüzlü tanrılara
Yalvardım durdum ama
Ne kaldı
Kurallar yalın kolay
Onlara uymaktan zor
Düşenler günü sorar
Aslında durmaktan kork
Yıllar ayrı ayrı
Uzaklarda bir yerlerde
Eşsiz bir mavi kalmadı
Ağlarım yalanlara
İki yüzlü tanrılara
Yalvardım durdum ama
Ne kaldı
Kopipest grubunun ismi değişip "Masal" olmuştur...
bElki biraz piyasa olmuştur ama , naapalım kopipest dedirtene kadar canımız çıktı şimdi masal musul diye geziyo bizimkiler :D
bir varmış bir yokmuş
dünya masalmış
her yolcudan bu handa boş seda kalmış
gökten üç elma düşmüş yuvarlanmış
herkes payına düşen elmayı almış
harika bir sertab erener şarkısı...
komser şekspir filminde prenses ölürken çalan şarkı. prensesle beraber izleyen kişi de ölüyormuş gibi hissettiriyor.