toplam 68 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | dic |
| tuttum | Drizzt DoUrden |
| tuttum | kitibiyos |
| tuttum | Asset |
| tuttum | efrasi |
| tuttum | LatrodectusMactans |
| tuttum | thecrowfun |
| tuttum | upbass |
| tuttum | Mitolojikelf |
| tuttum | Arthas Tear |
| tuttum | otopsinin vokalleri |
| tuttum | Gulce Hatun |
| tuttum | jaayse |
| tuttum | deesert |
| tuttum | mago de oz |
| tuttum | sayyah |
| tuttum | tinsmith |
| tuttum | edwin murat |
| tuttum | delizade |
| tuttum | ufaciktim |
~22 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
dünyaya geldin ve özünden koptun... burdasın ve acı çekiyorsun gitmek istiyorsun, orgazmla bi kaç saniye yaşıyorsun bunu ama yetmiyor...alıp eline mansuru ufluyorsun....böylece ilk sekiz beytini anmış oluyorsun mesnevinin. zamanla bunun değişik yöntemlerinide buluyorsun hayatta....
dinin bir çeşit ruhani edebiyat akımı olduğunu düşünen, iflah olmaz bir agnostik olmama rağmen, şunu itiraf etmeliyim ki, hayatım boyunca okuduğum en nefes kesici şiir kitabıdır.
sadece ve sadece, ilk bölümünü okuyan birinin bile büyülenmemesi imkansızdır.
mevlana'nın kaleminin ucunda boynum kıldan ince.
lakin şu satırları yüzünden kendisinden yüz çevirdim:
"filozof; kendi fikrince, kendi zannınca bunu inkar eder. ona de: sen var, başını o duvara vura gör!
gönül ehlinin duyguları; suyun, toprağın, çamurun sözünü duyar durur. filozof, hannane direğinin inlemesini inkar eder. çünkü velilerin duygularından haberi yok, onlara yabancı. der ki: halkta sevdanın aksi, birçok hayaller yaratır, onlara gösterir halbuki bu fikir, onun fesat ve küfrünün aksidir.
bu inkar hayali; ona fikrinden, inanışındaki bozukluktan gelmiştir. filozof; cini, şeytanı inkar eder; fakat inkar eder etmez bir cinin, bir şeytanın maskarası olmuştur. ey filozof, eğer şeytanı görmedinse kendine bak! (başını duvara vurup çürütmüşsün, gömgök olmuş) deli olmadan alın böyle göğerir mi? kimin gönlünde şüphe, vesvese varsa felsefeye inanmıştır, gizli münkirdir. bazen dine inanır ama bazı ,bazı da o filozofluk damarı yüzünü kapkara eder."
ben, mevlana'nın bahsetmiş olduğu, gönlünde şüphe olan ve felsefeye inanmış bir şeytanın maskarasıyım. ve mevlana'yı "şüpheye düşmemek" için "düşünme dinamiklerini" sabote etmiş, korkak bir din şairi olmak ile itham ediyorum.
KADERİN OKU
Bir saman çöpüne benzer şu dünya; kader rüzgarının önünde uçuşup duran bir saman çöpüne… Öyle aciz, öyle çaresiz…
Kimi zaman sağadır dönüşü, kimi zaman sola.. Bakarsın gül bahçesi her taraf , bakarsın diken tarlası….
Kaderin şu içip giden okuna da bak…Apaçık görünüyor ok, ama nerde onu fırlatan yay?!..Canlar bedenlerde belli, ya nerde canlara can veren!...
Uçup giden şu oka da bak, şu kaderin okuna..bildiğin yaydan atılmamıştır o ok, her şeyi bilenin yayındandır geliş…
Oku kırma sen, kendi öfkeni kır asıl, kızgınlığını kır…dikkat et, öfke gözü, sütü kan gösterir sana, dikkat et!...
Tuzağa tutulmuş avlarız biz…anlamayız kim kurmuştur bu tuzağı; neden kurmuştur anlamayız?!..çevgan önünde bir topuz biz, yuvarlanmadayız…nerede çevganı topa vuran?!...
Nerden bu yırtan ve diken terzi, nerede? Nerde geceyi ve gündüzü giydiren?!..ya nerden üfleyip bu ateşi yakan ve yandıran nerede?...
Tanrı istersen eğer, biz bir göz yumup açasıya, Peygamber’in sadık dostu Ebubekir’i kafir ediverir; isterse de dinsizi kendini ibadete adamış bir kula çeviri.
İşte bu yüzden, sırf bu yüzden, benliğinden kurtulmadıkça nefsin tuzağından emin olamaz bir insan.
Dosdoğru bir yolda yürümektedir özü temiz olan kişi…ne çare oyolda nefis, şeytan ve haydutlar, yol kesmede kafile kafile..kurtulabilenler, ancak Tanrı’nın lütfüna erenlerdir…
Mesnevi
şu anda yanımda var evet besmele ile başlıyor ama büyütülmesine gerek yok.tevbe besmeleyle başlamamış ama bi coguna göre enfal in devami oldugu sanildigi icinmiş . Nie konuşuyorum ki ben ?
Bu dünyanın dedikodusu toz gibidir.Gönül aynasını örter.Sen aklını başına al da, bir zaman için susmayı huy edin.(1),(578)
iddia edilenlerin aksine Besmele ile başlayan kitaptır. (birazcık uzun bir yazı olabilir sabrınıza sığınıyorum)
''bişnev in ney...'' diye başlar Bişnev kelimesi b ile dolayısı ile mesnevi b harfiyle başlar. işin biraz detaylarına girecek olursak.
B harfi eski yazımızda benden daha iyi bildiğiniz gibi altında noktası olan yatay bir yay şeklindeydi.
Denir ki, kainat kur'an'dadır, Kur'an Fatiha'dadır, Fatiha besmelededir, besmele b harfindedir, b harfi ise noktadadır. İşte onun içindir ki, bizzat Hz. Peygamber tarafından, ilim şehrinin kapısı olarak vasıflandırılan İmamı Ali ''İlim bir nokta idi onu cahiller çoğalttı'' buyuruyor.
Hep o noktayı anlatmak için asırlardır ilmi çalışmalar yapılmıştır ve bütün kitaplar da o noktayı anlatmak için yazılmıştır. O nokta ki, ismini söylemek çok kolay ''tevhid noktası''dır. Ama o noktaya gelebilmek için, evvela Mesnevi-i Şerif'in emri veya tavsiyesinde olduğu gibi dinlemeyi bilmek lazımdır. Çünkü ''olma''nın yolu, ''bilme''den geçer, ''bilme''nin ise ''dinleme'' ile başlar. Yok dinlemek yerine okumak olsaydı; o ellerinden öplesi, başımızıda taç edilesi öğretmenlerimizin asli fonksiyonları kalmazdı. Herkes kitap okur, öğretmenlerinden bir şey öğrenmesine gerek kalmaz, okuduğu kitaplardan yeterince ilim öğrenirdi ama okuma ile değil dinleme ile öğrenilir. (yazının bu kısmından kitap okumak gereksizdir anlamını çıkaran biri olursa o önermenin sebebi kendisidir asla ve kat'a böyle bir mana yoktur fakat ne yazık ki seçici algıların olduğu bilinmektedir.)
İşte Hz. Mevlana Mesnevî'sinde ''b'' harfiyle başlayarak, daha ilk söz bile değil, ses, ''b''' sesinden itibaren bir şeylere işaret buyurmuştur. Malum besmele bütün İslam kitaplarının başlangıç cümlesidir. Kur'an'ı Kerim ve diğer tüm semavi kitaplar da öyle başlar. Kur'an'ı Kerim'de besmelesiz başlayan bir sure ''tevbe suresi''dir ki o da ''beraetün'' kelimesi ile, yani b ile başlar.
Besmelenin ''b''si tevbe suresinin ilk kelimesi olan bereatün kelimesinin B'sinin noktasında gizlidir. işte Hz. Mevlana böyle ince bir nükteye de işaret etmiş oluyor. Tabii bu işaretler, ancak ehline malumdur.ve böylece Hz. Mevlana kendine mahsus çok özel bir tarzda besmele çekmiş oluyor. Çünkü bilinir ki, besmelesiz başlayan işin sonu hayır getirmez.
orjinal dilinde okuyunca cok daha fazla sey ifade eden
anlayanin bi omur yolunu bulmakta kullanacagi
anlamayanin da umarim anlayabilcegi kitaptir
anlayana içinde inciler barındıran bir eserdir; anlamayan da illa ki bir gün anlayacaktır. bir inci:
"birisi, bir dostunun kapısını çalar. dostu 'kapıyı çalan kim?' diyince 'benim' diye cevap verir. dostu 'git, şimdi zamanı değil. böyle bir sofra ham kişinin makamı olamaz. hamı, ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir?' der.
adamcağız gider; bir yıl dostunun ayrılığıyla yanıp yakılır. pişerek tekrar döner; dostunun evi etrafında dolaşmaya başlar. kapısına varıp ağzından edep dışı bir söz çıkmasın diye korkuyla kapıyı çalar. içerdeki ses 'kim o?' diyince 'gönlümü alan sevgili, sensin' diye cevap verir. kapı açılır ve sevgili der 'madem ki bensin; ey ben, gel içeri gir. ev dar; iki kişi sığmıyor!"
Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir.
mesnevî, nil ırmağının suyudur; kıptiye kan görünür, ama Musa kavmine sudur.
-hazret-i mevlânâ
MESNEVİ'YE DAİR
Ey doğacak çocuğun oynaması gibi bu manaları içimde oynatıp duran Allah, mademki bunun tamamlanmasını diliyorsun, kolaylaştır, yol göster, muvaffakiyet ver. Yahut da bu isteği, bu iştiyakı gider, bizi muahaze etme. Madem ki müflise altın ihtiyacını ilham ediyorsun, ey gani padişah, gizlice ona altın ihsan et.
Sen olmadıkça, senin inayetin lütfetmedikçe gece gündüz nazım ve kafiyenin ne değeri olabilir,bu çeşit meydana gelen şiire kim bakar ki? Ey bilgi sahibi padişah, nazım da, cinas da kafiyede korkudan senin emrine kuldur. Sen her şeyi, seni tespih eder bir hale koymuşsun, akıl ve temyiz sahibi olanlar da seni tespih eder, akıl ve temyiz sahibi olmayanlar da.
Her birinin başka çeşit bir tespihi var. Bunun halinden onun haberi bile yok! İnsan, cansız şeylerin tespih etmesini inkar eder ama cansız şeyler, ona kullukta üstattır. Hatta yetmiş iki milletin her biri öbürlerinin halinden bihaberdir. Hepsi de şüphe içinde kalmıştır.
Konuşan, söz söyleyen iki kişi bile birbirinin halinden haberdar olmazsa duvarla kapı, nasıl birbirini anlar, duyar? Ben söz söyleyen adamın bile tespihinden gafil olursam gönlüm, sessiz sedasız bir şeyin tespihini nasıl duyar? Sünni, Cebri’nin tespihinden bihaberdir.
Cebriye de Sünni’nin tespihini eser etmez. Sünni’nin hususi bir tespihi vardır. Fakat cebrinin de bunun zıddı olan bir tespihi vardır ki, ona sığınır. Bu “ O, sapıktır, yol azıtmıştı” der durur. Halbuki onun halinden de haberi yoktur, “ Kün” emrinden de!
O, da “ Bunun hakikatten ne haberi var ki” demektedir. Allah takdir etmiş de onları savaşa düşürmüştür, bu suretle de her birinin aslını meydana çıkarır. Bir cinse mensup olmayandan izhar eder. Herkes kahrı lütuftan ayırt eder. Anlar. İster bilgi sahibi olsun, ister cahil, ister aşağılık.
Fakat kahır içinde gizli olan lütfü, yahut lütuf içinde gizlenmiş bulunan kahrı, az kişi anlar. Meğer ki gönlünde bir can mehengi olan Allahya mensup bir er olsun. Bundan başkaları kahırda gizli olan lütufla,lütufta gizli bulunan kahrı anlayamaz, şüpheye düşerler. Onlar, adeta yuvalarına bir kanatla uçup ulaşmak isteyen kuşlara benzerler.
irfân'ını idrâk edemeyenlerin "kabak hikâyesi"nde bahsedilen eşşeğin tenasül uzvunda kaldıkları , yüce "velî" hazret-i "mevlânâ"'nın kitabdır ki ; "kabak hikayesi"'nde anlatılan : "aklınızın ermediği , kaldıramayacağınız meselelerde ahkam keserseniz , zavallı eşşeğin altında telef olan hizmetçi haline düşersiniz. bu yüzden kabağı unutmayın ki , mercimek kadar beyniniz , sığdıramayacağı mefhumlar ile tarumar olup gitmesin" ana fikridir.
kabak'tan maksad nedir derseniz : ilimdir , irfandır ve hepsinin ötesinde edeptir edeb.
Mürşid kitap. Öyle ki Molla Cami hazretlerine Mevlana hakkında "Peygamber değil ama kitabı var" dedirten şaheser.
yah benden başka bu mesajları okuyan yok galibaa.."mariadebonne" ne demek istedi..
bu kadar saçma şey duymadım hayatımda.. şeymiş te şey olmuşta...mesnevide mi geciyo boyle sacma sapan bişey?? "kapta arka kapı" da olaya guzel girmiş te absurb cumlelerle entel bir bnakış acısını çamura dik saplamış...
irfan meclisine erişebilsen
garibanlar ile görüşebilsen
aşk'ın kervanına yetişebilsen
yolda koymazlar alırlar seni
senin kabın az su alıyorsa deryanın ne günahı var... (mevlana)
Mesnevide gramer alimi ile kayıkçı arasında bir hikaye geçer. :
" Bir lisan alimi bir kayığa binmişti. Kendini öven bir yüzle kayıkçıya dönüp 'Sen hiç gramer okudun mu ?' dedi. Kayıkçı 'Hayır ' deyince ; 'Ömrünün yarısı boşa gitmiş' dedi. Kayıkçı bu sözler üzerine üzülmüş, gönlü kırılmıştı, bir cevap veremedi. Biraz sonra bir fırtına patladı. Kayık batmak üzereydi. Kayıkçı , gramer alimine seslenerek :
"Yüzme bilir misin ?' dedi, Alim korkuyla de ; 'Hayır bilmem' deyince kayıkçı ;
'İşte bütün ömrün şimdi gitti. Birazdan kayık batacak' dedi.
Ey oğul, burada yok olma bilgisi (mahv) gerek, grameri (Nahv) bırak. Onu elde edersen sudan korku yoktur. Ey şah ; deniz , ölüyü başında taşır. Dirinin deryasında kurtulması ise zordur. Sen de beşeri vasıflardan ölüysen , sırlar denizinin başı üstünde olursun." (Mesnevi, I / 2937-45)
Bir hakîm dedi ki: “ Yazıda bir kargayla bir leyleğin beraberce koşup uçmakta olduğunu gördüm.
Hayret ettim, bakalım aralarındaki kadr-i müştereke ait emare bulabilir miyim, diye hallerini araştırmaya koyuldum.
Hayretle yanlarına yaklaşınca gördüm ki ikisi de topal!”
Hele Arşa mensup bir doğanla ferşin malı olan bir yarasa nasıl olur da beraber bulunur?
Biri İlliyîn’in güneşi, öbürü Siccîn’in yarasası.
Biri her ayıptan arınmış tertemiz bir nur, öbürü her kapının dilencisi bir kör.
Biri Lâmekân âleminde uçmakta.. öbürü köpekler gibi samanlıkta kalakalmış!
aslında hayat bu hikayelerde tanımlı. hani yıllarca ararız anlamını, amı götü dağıtırız ya, aslında hiç gerek yoktur. birbirine zıt iki karakter olarak dışarıdan bakanlara imkansız gelen bir dostluk ve o dostluk üzerine torba olmadığı için büzülemeyen ağızlar üzerine bu hikayeyi anlatır durur kaptan. içerisinde Allah ve insan sevgisi olmayanlar burun kıvırırlar nicedir. görünenlerin ardında gizli olanlara bakmak gerekir biraz da
Dinle neyden, zira o, bir şeyler anlatmada, ayrılıklardan şikâyet etmededir, diye başlar ve
Ney derki:
"Beni kamışlıktan kopardıklarından beri iniltim, kadın ve erkek herkesi ağlattı."
"Ayrılık bağrımı parça parça eylesin tâ ki aşk derdini anlatabilelim."
"Her kim aslından uzak ve ayrı olursa o, kavuşma zamanını bekler durur."
"Ben ki her meclisin ağlayanı, iyilerin de kötülerin de arkadaşıyım."
"Herkes kendi zannınca bana dost olur, sohbetimden bir şeyler öğrenmek ister."
"Gerçi sırrım, feryadımdan uzak değil, lakin her göz ve kulakta bunu sezecek nûr yok..." diye devam eder