Gerek kişisel özellikleri (insanlarla pek fazla görüşmemesi, dışarıya tam bir kapalı kutu olması) gerekse çağdaşı sinemacılar arasında entellektüel anlamda yarattığı fark onun bir mitos olarak görülmesine neden olmuştur. Bu mitosluk meselesi sinema eleştirmenleri arasında çok tartışılagelmiş, her kafadan bir ses çıkmıştır. Ancak gerçek şu ki Metin Erksan'ı kim nasıl görmek istiyorsa öyle görmeye devam etmiştir. Sinemasına bakacak olursak icraatlarına göre birkaç döneme ayırabiliriz. 23 yaşında ilk filmi olan Aşık Veysel'in Hayatı'nı (yasaklanan adıyla Karanlık Dünya'yı) çekmesiyle başlayan ve Gecelerin Ötesi filmini çektiği yıla kadar süren birinci dönemi. Gecelerin Ötesi'yle başlayan Susuz Yaz, Yılanların Öcü, Acı Hayat, Suçlular Aramızda filmlerini çektiği ikinci dönem- ki bu dönemde bu toplumsal gerçekçi filmlerin yanı sıra klasik Yeşilçam filmlerine de devam etmiştir. Üçüncü dönemdeyse anlatıda kişilerin yalnızlıklarına, tutkularına kaydığını söyleyebiliriz. Sevmek Zamanı, Ölmeyen Aşk, Kuyu gibi filmler bu motiflerin ayan beyan ve kanımca şahane kullanıldığı filmleridir. Son dönemindeyse çok dişe dokunur bir fiiliyatta bulunmamıştır, daha çok ticari filmlere devam etmekle yetinmiştir. Bu konuda çok eleştirilmesine verdiği cevap bence acı ama kafidir. Erksan şöyle açıklıyor durumu "Sansürle uğraşmaktan bıktım". Susuz Yaz filmi (Erksan'ın kafasındaki "mülkiyet"le ilgili bir film yapmak iken, tamamlandıktan sonra Habil'le Kabil'in hikayesine benzetildiği için- ki bu bir yönetmen için getirisi ne olursa olsun çok da mutlulukla karşılanacak birşey olmasa gerek) Altın Ayı ödülü alan ilk Türk filmi olmuştur. Devamıysa malum, zaten onun etiketi farklı, burada değinmenin alemi yok. Ayrıca 1970'lerde Trt için sadece üç yönetmen film çekebiliyordu. Bunlardan biri de Metin Erksan'dı ( diğer isimler Halit Refiğ ve Lütfü Akad). Salt bu bile kanımca, isminin mitos olarak görülmesinin makul bir açıklaması olmaya değer. Ben Metin Erksan'ın kendisinin de belirttiği gibi siyasal yönlendirmeler ve baskılar nedeniyle kendini tam patlatamamış ve bu nedenle de bizlere küsmüş olduğuna inanıyorum. Çünkü patladığı zaman yapabildikleri ortada olan bir yönetmen neden 82'den beri sadece okullarda kendi deyimiyle "sinema bilimi" eğitimi vermeye kanaat etsin.