toplam 154 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
~95 ahkam var. « sonraki sayfa 1 2 3 4 5 önceki sayfa »
istanbuldaki klonlanmış fransız balkonlu "apartuman" lardan hanginiz sorumlu ?:
sağıma baksam aynı, soluma baksam aynı, yeni yapılan her binanın ortak özelliği , fransız balkonlu, pencerelerde komik,üzerinde panjur boşluğu bulunan, bir nevi "güneş kırıcı" muamelesi görmek için çabalayan amaçsız çıkmalar,zemin katlarda, sağda olup solda olmayan balkonlar... ezberledim artık, ve kusasım geliyor, arsaya göre autocad de scale i basıp fotokopiylemi dağıtıyorsunuz,ne yapıyorsunuz?
yapmayın,etmeyin.
türkiyede 1900 lerin başına kadar neredeyse kıymeti bilinmemiş ikinci sınıf meslek olarak görülmüştür. bu yüzdendir ki eski bir mimar adı verin dendiğinde herkesten tek cevap gelmektedir: mimar sinan peki ya daha yeni?
insanların hayatlarına yön verdiğimi hissetetiğim andan beri seviyorum mesleğimi
hehe bizim kadar sikayet edipte bi o kadarda meslegini seven tip yoktur herhalde bence biz tipcilardan daha kuruntuluyuz :)
belki bi buluşma bile yapılabilir burda... herkes projelerini getirir...herhangi bi proje olabilir. sergiler falan aslında iyi olurdu... yorumlar yapılırdı...
shabsough; sen nıye duzeltıyoırsun abı benım projemı..soyle ben duzeltırım..
yoldaslarımız , iş arkadaslarımız. bi de statikle estetik çelişmese aslında çelişmemesi lazım da su deprem yönetmeliği ilişkinin ortasına kolon dikiyo mimar dostlar. gözümsünüz sağlıcakla kalın. nice yeni projelere;)
1. sınıftayken bi hocamız bize mimarlık okumaya gelen öğrencilerin 1. sınıfta çok iyi bi mimar olacaklarını, 2. sınıfta iyi gittiklerini, 3. sınıfta çok çalışmaları gerektiğini, 4. sınıfta onlardan bi halt olmayacağını anladıklarıyla ilgili gayet genel geçer bi şey anlatmıştı.. kötü bi başlangıç değil mi?
inşaatlarda büyüdüm şantiyerde dolaştım sonuç mimarlık okuyorum... ben astronot olcaktım ama
:(
art vandalay'ın mesleği.
çok şey yazılabilir bu insanlar hakkında. Mesleğin doğası gereği midir, eğitiminin doğası gereği midir bilinmez ancak genellikle ukaladırlar. ( al işte başladık )
Okuldan çıkınca genelde üçe ayrılırlar.
1. mühendis mimarlar: şantiyelerde 30 günlük ay süresinin 28 gününü geçirdikleri için genelde sinirli bir yapıya sahiptirler. işçiyle ayrı uğraşır, formenle ayrı uğraşır, taşeronların hakediş istekleriyle ayrı uğraşır. zaman içerisinde betondan, demirden, keşif metrajdan daha iyi anlamaya başladıklarını fark ederler, tasarım kimlikleri artık geri dönülemeyecek kadar bozulmaya uğradığından müyendisliği zor da olsa kabul ederler.
2. büro mimarları: egosu fazlasıyla şişkin mimar patroncukların altında, kendilerini göstermek için ellerinden geleni yapar, sonra teknik ressam olarak kullanılıp sömürülürler. Çoğu altı gün çalışır haftada, bazı şanslı azınlık 5 gün çalışır, ama çok nadirdir ve onlara da kıskanç gözlerle, nazar değdirilerek bakılır. tasarım yaptıklarına can-ı gönülden inanırlar ama patroncuğun dediğini çizmek zorunda kalırlar. Sık sık; "bu böyle olmamış, benim önerdiğimi niye uygulamıyoruz ki" serzenişinde bulundukları müşahede edilmiştir.
3. pazarlamacı mimarlar: ne büro, ne de şantiyeyi beğenmeyen, bana hareketli iş lazım tandansındakiler kendilerini malzeme pazarlarken bulurlar. çenesi düşük olan ve içlerinde esnaflık ruhu taşıyanlar için idealdir. azınlıklardır. genelde büro ve şantiye mimarları tarafından hor görülürler.
mimarlara iyi davranın. zordur hayatları, ikilemler içinde geçer gider. o kadar yıl okuduk sonucu bu mudur diye düşünüp dururlar. bazen dünyanın en iyi tasarımcıları, bazen de dünyanın en iyi mühendisleri olmak zorundadırlar. ve ne iş yaparlarsa yapsınlar, en sonunda birileri çıkıp; bu olmamış, burası kötü, bu ne bea? derler, moralleri bozulur.
hmm, demekki ego sahibi mahalle müteahidi kuklasıyız ha, buda ilginçmiş.
Okuldayken kurdukları hayalleri mezun olduktan sonra gerçekleştirebilip mutlu olmuşlar mıdır diye hep merak ettigim insanlarin mesleki adları. çogu "machines for living" çiziyo heralde, aslında Türkiye'ye agil zincirleri de iyi giderdi..
Bu arada ispanyolca, şımartmak anlamına geliyor ;)
lisede nasıl oluyodu da o küçücük sınıflarda o küçücük masalarda çalışıyoduk deriz sık sık:)