toplam 120 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | elitesoul |
| tuttum | rainsoul |
| tuttum | pembebonadak |
| tuttum | mimarist |
| tuttum | purpwitch |
| tuttum | guel |
| tuttum | selin metal |
| tuttum | akh |
| tuttum | Cafe BOHEME |
| tuttum | leydi pisi |
| tuttum | Lavinnya |
| tuttum | kAsTaLiA |
| tuttum | evciman |
| tuttum | tisiyamou |
| tuttum | messica nuvole |
| tuttum | JesusDiedInLasVegas |
| tuttum | tahca |
| tuttum | deli manyak |
| tuttum | sammathNAUR |
| tuttum | brahma |
~67 ahkam var. 1 2 3 4 önceki sayfa »
tanrı evrenin mimarıysa o kolonu kirişi ondan üstün mühendisler tasarladı herhalde.bi bok bilmezler sadece hayal gücü..lan havadamı duracak o binalar
tanrı evrenin mimarıdır,
mimar dünyanın mimarıdır,
ozaman mimar 2. tanrıdır...
=)=)
Mimarlık ve Şehir Planlama bölümü okuyan tüm öğrencilere.... yardımcı olunur....
Maket
Proje çizim ve tasarımı
Pafta ve grafik tasarım
Tüm proje ve ders analizleri
Yapı çözümleri
vb.....
Kısacası;
Teslim zamanı yaklaşırken başınız sıkışırsa bize ulaşın...
teslimdostu@gmail.com
mimarlik die bi kavram var dimi hakkaten. ne okican mimarlik.ne okuosun mimarlik ne okudun mimarlik vay a.q
mimarlıkta okumanın en nahoş yanlarından biri de(özellikle ilk senelerde),zar zor yaptığın,eğri büğrü maketi,eve gelen bilimum akrabaya göstermek(göster amcanlara gibilerinden) ve onların manasız sorularına göğüs germektir.
tuhaf meslek.
aralıksız çizim yapmaktan gözlerim kararmaya başladığında 21.30'u biraz geçmiş, 22'ye doğru sürükleniyordum. 19.15 zeynep'ini kaçırmıştım. oysa bugün hayatında yaptığı en büyük hatayı soracak, ve tahminlerimle karşılaştıracaktım. eve geldikten sonra; kitap değiştirme oyunu sonucu, taa kadıköylerden gelen kinyas ve kayra'ya başlayacak, 100 sayfa okumadan yatmayacaktım.
başkalarının rahatı için, tüm kas-sinir-iskelet sistemimi feda ettiğim her hangi bir çarşambaydı. ayağa kalktığımda kemiklerimin seslerini duydum, tüm gün konuşmadığım için ofisten çıkarken de tek kelime etmedim. konuşursam çığlık atacağımdan; çığlımı duyunca panikle camı çerçeveyi indireceğimden korktum. oysa şimdiye kadar cinnet geçirip vandallık yapmış değilim, kimseye karşı sesimi yükselttiğimi de ne gördüm ne duydum. her zaman uysal oldum, içine girdiğim komunitede göze batmamaya çalıştım. ne taviz verdim kendimden, ne de minnet ettim başkasına. adımı seçme gibi bir şans tanısalardı onur'u seçerdim.
sağ elimi kaldırıp ofistekilere veda ettiğimde, herkesten ve herşeyden iğreniyordum. kahve kokuyordum, öfkeliydim. kemiklerim acıyordu, çizmiş olduğum tek bir çizginin bile hesabını verecek kadar işimde iyiyken, omurgam benim kadar iyi değildi. gözlerim tüm gün tek bir noktaya odaklandığından azıcık sağa baksam acıyordu. insanlar rahat edecekti ya, gerisi önemli değildi.
beyaz lakeden karşılama bankosuna bakıp, ne kadar güzel bir tasarım deyip ellerini süreceklerdi belki. işte o lakede kalacak parmak izini, ve iğrenç yağlı ellerini gördüm desem yalan söylemiş olmam. onbinlerce çizginin birbiri ile uyumunu kurgulamaktan ışığın gelişine, bilgisayarların nereye konması gerektiğinden sıra beklerken insanların nerelere oturursa daralmayacağına kadar ufak detayları düşününce, biraz yükselip büyük resme bakacak fırsat bulmadım. ofisten çıktım, muhtemelen soğuktu dışarısı. sanki hayatım bilgisayardaydı da, kısa bir süreliğine normal hayatta kalıp, küçük bir paket alıp geri dönecektim.
evime yürüdüğüm küçük azap yolumda, çaresizliği dibine kadar yaşadım. manası yoktu. yaptığım hiç bir şeyin, dünyadaki iyi niyetin hiç bir sike yaradığı yoktu. audi'de tasarımcı olmak bile, az önce yanımdan a3'üyle geçen benden küçük türbanlıyı gördüğüm zamanki öfkemi dindiremezdi. yeşil sermaye'nin nasıl bir umman olduğunu yazın tecrübe ettiğimden, dünyalıklarını nasıl da artırmak istediklerini bildiğimdendi bu öfke. ya da iki cümleyi biraraya getiremeyen öküzlerin, olmayan estetik anlayışlarıyla fikir sıçmalarına katlanmamın, zaten cebime girmeyen parayı kazandırmaktan başka bir anlamı yoktu. sesim çıksa çığlık olacaktı. elimi kaldırsam katil olacaktım.
biraz sosyomata girdim, sosyolojik tespitleri beyaz türklerle sınırlı olan büyük düşünür, doğru habitatı bulunca coşmuştu. herkesin tepki göstereceğine emin olduğu konuyu bulmuş oradan zıkkımlanıyordu. musalla taşında tanıdığı birisinin tabutuna bakarken aynı sosyolojik zekayı gösterip göstermeyeceğini merak ettim. sonra bu merak midemi bulandırdı. kendi işime döndüm. sonuçta, insanlara konforu sağlamalıydım, sosyoloji başkalarının işiydi. ben sadece fazla yorulmamanız, ayakta dikilmemeniz, kışın yağmur yağdığı zaman evinizin içinde büyük bir huzurla oturmanız, huzur fazla gelince provoke edip, henüz ölmüş bir insanın omuzlarına basarak yükselmeye çalışmanız için doğru mekanlar tasarlamalıydım. o boyunuzdan büyük egolarınız için, yüksek tavanlar yapmalıydım. görkemli evet.
azap yolumda yürümeye devam ediyordum, mahallemizin itleri her zamanki gibi 3 gün önceki maça ilk on bir çıkartıyordu. birisi, bir kızla kesişmesini büyük bir başarı gibi anlatırken, kendisini dünyanın zirvesinde görüyordu. kafamı kaldırıp baktım.
kafasında yer yer sarı boyalar bulunan; garip traşlı, garip pantolonlu, kendine güveni tam, o an yok olsa dünyanın hiç bir şey kaybetmeyeceği, dışarıdan orospu çocuğu, sol çaprazdan dümbük gibi görünen biriydi. suratına baktım. eğer ne baktın dese, kafasından tutup, suratını demir parmaklıklara geçirebilir, elmacık kemiklerini parçalayabilirdim. içimde, birden her şeyi mahvedecek vandal uyanıyordu. bir an önce başıma dert almadan eve girmeliydim. mide bulantım daha da fazla artmıştı. kötü niyetli insanlara katlanamıyordum.ara sıra adaleti ellerimle dağıtmak gibi garip bir his geliyor, ama benim işim parası olanlara çizim yapmak. evet, en iğrencinden sarı olmalı zemin. dürüst olursam kıyısından bile geçemeyeceğim bir servetin, beli silahlı hayvanları daha fazla zengin olsun, ülkemde daha fazla orospu çocuğu nemalansın diye, oturup bir şeyler çizmem, bu uğurda tüm organizmamı feda etmem lazım. bizim mesleğin kötü tarafı da bu işte.
insanlar dışarıdan sanat yaptığımızı zannediyor. ama ekseriyetle parayı nereye harcayacağını bilmeyen beyinsizlere danışmanlık yapıyoruz. onların parasıyla, onların yerlerini; düşünseler elli senede bulamayacakları şekile sokarken, servetlerinden bir damlasını alıyoruz. daha dilimizin üstündeyken buharlaşıyor. işin parasında da değilim, hiç bir zaman para hırsım olmadı. yaptığım şeylerin bir işe yaradığını görmek istiyorum sadece. hayata tutunmamı sağlıyor. mükemmel bir yalıtım yapıp, köy okullarındaki çocukların sınıflarında üşümemesini düşünmek bile kendime inancım artıyor. direniyorum.
yine uzun bir yazı oldu. geçen birisi "uzatmasa" demiş. aslında kimsenin okuması çok da umurumda değil, sosyomata olan sevgim insan parametresinden bağımsız. yazdıkça düşüncelerimi görebiliyor, ilerisi için yedek alıyorum. daha yarım saat önce midem ağzımda, kötü niyetli insanlara ağız dolusu sövüp dururken, şimdi kalıp savaşmam gerek diye düşünüyorum.
yazmak iyi geliyor, ki iyi yazdığımı da düşünmüyorum. ama niyetim iyi. gizli kemalist sol beyaz türk değilim. sadece insanım. insanları yaftalayan, ayıran, tanımlayan tüm beyinlere de sokayım. kendi beynim de dahil.
likeinme edit mix: "hem yafta diyorsun, hem de audi a3 sürene direk türbanlı diyerek çelişkili duruma düşüyorsun." aslında, anlatmak istediğimi anlatamayıp ahkamı sildiğimde dün bitmek üzereydi. evet çelişkiliyim, kafamda çelişkiler tanrısı var bir tane. garip giyimli, kendisini dünyanın merkezinde zanneden mahalle itine de orospu çocuğu demişim mesela. belinde silah olan estetik cahiline de öküz. bunlar da yafta. bunları da aştığım zaman, pişeceğim biraz daha.
ama rüyamda proje çizerken, birden uyanıp "ulan bu kadar emek boşa gitmesin, bari gerçek hayatta çizeyim" noktasındayım an itibariyle. birden yataktan fırlayıp, çizim dosyasını açtım. sabaha daha var. neyse şiirle bitirelim, bu saatte çizim yapanlara gelsin.
çizerim pafta pafta
hiç de sevmem ben yafta
kimseler karışmazsa
yataktan çıkmam bir hafta.
her gün kahve kokarım
bu alemi yakarım
gençlik elden gidiyor
mimarlığa çakarım.
hiç de sevmem otoket
bu iş de biter elbet
güzel günler gelecek
gerisini siktir et.
mies derler namıma
koyayım mimarlığın amına
gözlerim görmez oldu
ben çıkarım samsuna
haksız olarak hepsi ölüme mahkum edilen kibar güruh...hepsi değil belki sadece anlamak istemeyenler ölmeli...yaşasın sahada çözüm cephesi ,kahrolsun mimarlar...
okurken yeteri kadar çiziyoruz zaten:)) birazda başkaları çizsin:))))
o kadar mımarla calıstım hepsıde cımrı oluolar:)nedenı ne mı sabaha kadar cızılen projeler ınsanın anası aglıyo..he bıde teknık ressama cızdırıp altına ımza atma olayı warkı sormayın o kadar okumanın cabası olsa gerek buda:)
hmmm öle tanrısal falan sanıosun ama belediye önünde sinir krizi geciren tanrı olmaz kanımca :D
bu mesleğe erişmek için "beton" diye bi sınava girmen gerek..
haftaiçi her sabah 9 itibariyle gece yapmış olduğun maketi hocana gösterip, onun beğenmeyişini ve bunun uykusuz kafayla asla anlamayacağın terimlerden dolayı olduğunu dinlemen ve el emeği göz nuru maketini nasıl parçaladığını izlemen gerek...
"form işlevi izler" i anlamak için düşünmenin yetmediğini öğrenmen gerek...
okul dışından arkadaşların gezip tozup diploma falan alırken, onların eski arkadaşlar olduğunu ve aslında yılardır dört duvar arasında yaşadığını ve okulun bitmesine yıllar olduğunu acı bi şekilde kavraman gerek...
otobüste yaşlılara yer veremeyecek derecede bitkin olduğun için kınanman, kırtasiyeye sürekli borçlu olman, çıktı denilen şeyin A4le sınırlı olmadığını öğrenmen, sosyalleşebilmek için kalan son şansının sosyomat olması...
tüm bunalrı yapabiliyorsan sen güçlü bi kişiliksin, bu mesleğe adadığın şey zamandır, gözünün feridir, uykularındır, sağlığındır, psikolojindir.. bu mesleğe adadığın şey eline yalnızca 1 kere verilen hayatındır..
insana tanrısal yaratım özelliklerini kazandırdığını tahmin ettiğim bir bölüm olduğunu sanmaktayım.
çelişkili, uykusuz,erken yaşlanan insanlar yaratan meslek...bu kişiler çok artistik görünebilirler, çevreleri geniştir ve elebetteki kırık tipler olduğundan hemen farkedilirler. yani içlerindeki bedbaht durum dışa tam aksi olarak yansır. kimbilir belki bundan sebep diğer insanların içinde "ben de mimar olmak istemiştim" uktesi bırakırlar.
fotosentez gibi bişi mimarlık, yaşam biçiminin ta kendisi..
hayatimda sikayet edipte bi o kadar sevip yaptigim tek aktivite omrumu yedin lan derlerya aynen o
ilk sene okulu bırakıcam deyipte eve döndüğüm ve babamla uzunbir konuşma sonucu geri döndüğüm bölüm...şu an son sınıftayım ve mimar olmak istiyorum artık..(ilerde çocuklarıma kesinlikle okutmayacağımı bildiğim o mükemmel bölüm)