toplam 3 kişi bulundu. 3 adedi gösteriliyor.
~4 ahkam var.
mine söğüt,,,yeni bi tad yeni bi koku yeni bi nefes..madam arthur bey ve hayatındaki her şey,,,barbarları beklerken
Bu romanda herkes kendine bir hayat arıyor. Kendi hayatından kurtulmaya çalışıyor. Bir anlamda 'Biz kimiz?' sorusu üzerine olduğunu söyleyebilir miyiz romanın?
Evet, romanın iskeleti bu soru üzerine kurulu. Tıpkı hayatımız gibi. Tıpkı ülkenin ağır gündemi gibi. Hatta ülkenin yaralı tarihi gibi. Aslında kimiz ve aslında kim olmak isterdik? Bu kaotik bir soru. İçinden çıkılması kolay değil. Hatta sordukça daha dibe inebilirsiniz. Bizim yaşadığımız ülke geçmişiyle, bugünüyle hesaplaşamadığı, başına gelenlerin adını koyamadığı, kendi kimliğini bir türlü tarif edemediği için ağır sancılar çekmeye mahkum edilmiş, bu sancıların girdabında yolunu kaybetmiş bir ülke. Geçmiş ülkenin gözlerine bir perde indirmiş gibi. Geleceği, hatta bugünü görmesi bile bu perde yüzünden gün geçtikçe imkansızlaşıyor ve geride kaldıkça belirsizleşen geçmişle birlikte, gelecekte karardıkça kararıyor... kimlik sorgulaması her şeyi, en önemlisi de gerçeği yutup yok eden bir karabasan...
Peki, bir insan ya da bir ülke kimliğini niye sorgular, neden bunu yapmak durumunda kalır?
Genelde sorgulama, kendimizi başarısız hissettiğimiz anda başlar ve aslında bu sorgulama iyidir, gereklidir... Tabii ki eğer sonu bahane bulmaya varmıyorsa. Ama biz genelde geriye dönüp başarısızlığımıza bahaneler ararız. 'Keşke'lerin arabeskliğine sığınırız. Ve bu sorgulamalardan elimiz bomboş çıkarız. Çünkü gerçek baskındır. Olan olmuştur. Bir insan içinde, bir ülke içinde...Geçmişi anlamakla, hesaplaşmak farklı şeyler. Biz ülke olarak geçmişimizi sorgularken hesaplaşmanın tuzağına düşüyoruz. Bu bir hayaletle dövüşmeye benziyor. Yumruklarımız havayı sıyırıp kendi suratımızda patlıyor. Yediğimiz yumruklardan dolayı anlama yetimizi de yitiriyoruz. Oysa önemli olan ve hatta gerekli olan tek şey bugün olanları, bugün kim olduğumuzu doğru tarif etmek. Tarih tekerrürse ve biz bundan yakınıyorsak bunun müsebbibi geçmişle uğraşırken bugüne ve geleceğe bakışımızın körleşmesi. Bugünümüzü sorgulayacağımıza, gelecekte olabileceklerden endişe duyacağımıza, asla değiştiremeyeceğimiz geçmişimizin mezarını deşip duruyoruz ve tüm enerjimizi oraya harcarken tarihi de dilediği gibi tekerrür etmesi için başıboş bırakıyoruz.
Yazarlar korkak mı peki? 'Tüm yazarlar gibi korkak' diye bir cümle kuruyorsunuz çünkü...
Yazar asla korkak olmamalıdır ama yazarken korkmalıdır. Yaradılışın kendi iç dinamiğiyle gerçekleştiğine inanıyorsanız, bu dinamiği yapay bir şekilde tekrarlamak riskler içerir. Her şeyden önce büyük bir sorumluluktur bu. Yazar eğer aklı başında biriyse bu sorumluluktan tedirgin olmakla yükümlüdür. Rahat karar veren, yazdıklarından, kalkıştığı işten tedirginlik duymayan yazar cesaret sınırını aşıp fark etmeden küstahlık topraklarına geçebilir. Eğer küstah olmayı özellikle tercih etmiyorsanız, yazarken korkak daha doğrusu tedirgin olmanızda yarar vardır
""Erkeklerle erkeklerin aşkı, kadınlarla erkeklerin aşkına benzemez. Bir iktidar büyüsüdür onlarınki" Alıntıladığım bu cümlede, romanın genelinde erkek olmak ve kadın olmak durumu üzerine birçok şey var. Sizin erkeklik sorgulamanız nedir?
İktidar sözcüğü bugün sadece bizim ülkemizde değil tüm dünyada doğrudan erkeği çağrıştıran bir sözcük. Bu romanda iki erkeğin aşkı, iki iktidarın hatta birçok iktidarın birbirleriyle çatışmasını simgeliyor. Bu acımasız ve yıkıcı bir çatışma...
... Gerçekte kadın erkekten farklıdır ama daha güçsüz değildir. Aynı şekilde erkekler kötüdür, kadınlar iyidir diye bir şey de yoktur. İnsan dediğimiz şey topyekün kurnazdır. Erkekler kurnazlıklarından dolayı kadınları mağdur ederler; kadınlar da yine kurnazlıklarından dolayı bu mağduriyetin üzerine yatarak başka avantajların peşine düşerler... Feodal düzenlerde kadınların diğer kadınlar üzerindeki baskısı erkeklerden geri kalmaz. Bu noktada ben başa dönmek ve erkeği ya da kadını değil, insanı bir bütün olarak sorgulamak gerektiğini düşünüyorum... Ta baştan 'iyi'yi hedeflemeyenn korkunç bir düzen kurmuşuz; şimdi de onun avucuna tutunmuş, sorgulamadan, avantajlarından yararlanmaya çalışarak dolayısıyla kötülüğü de bu avantajlar adına besleyerek kadın erkek hep birlikte bir kuyunun dibine doğru iniyoruz.
"""Her şey değişti. Kavramlar, inançlar, algılar, özlemler korkular ve gerçek" diyorsunuz, neden ve nasıl değişti tüm bunlar ?""
Aslında değişim kaçınılmaz... Varoluş bunun üzerine. Burada bizim için önemli olan hayatın ve insanların neye dönüştüğünü sorgulamak. Bu dönüşüm içinde hiçbirimiz mutlu değiliz. Bu dönüşümden zevk almıyoruz, aksine korkuyoruz. Cenneti de cehennemi de hayal edebilen insan, sanki o çatallı yolda yanlış yöne adım atmış ve geri dönemez hale gelmiş gibi. Bir yandan 'iyi' diye bir şey biliyoruz, tarif ediyoruz. Ama o tarifini yapabildiğimiz 'iyi'yi gerçekleştiremiyoruz... Bir yandan, hayal edebildiğimiz doğrular var ama biz onlardan gittikçe uzaklaşan bir noktaya doğru devinen bir düzenin içinde hep birlikte kahroluyoruz. Biz değişiyoruz ama hiçbir şeyi değiştiremiyoruz. Canımız bundan yanıyor...
1968'de istanbul'da doğdu. kadıköy kız lisesi'ni ve istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi latin dili ve edebiyatı bölümü'nü bitirdi. aynı bölümde yüksek lisans yaptı. 1990 yılında güneş gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başladı. daha sonra tempo dergisi ve yeni yüzyıl gazetesinde gazeteciliğini sürdürdü. 1993 yılında türkiye gazeteciler cemiyeti'nin düzenlediği yarışmada, haber dalında mansiyon ödülü aldı. 1996-2000 yılları arasında haberci belgeselinin metin yazarlığını yaptı. 1998 yılından kapandığı döneme kadar öküz dergisine yazılar yazdı. adalet cimcoz, bir yaşam öyküsü denemesi adlı biyografi kitabı 2000 yılında yky'dan yayınlandı. iki yıldır cihangir postası adlı bir yerel gazeteye "gönüllü" editörlük yapıyor, çeşitli gazete ve dergilere yazılar yazıyor.
Beş Sevim Apartmanı ve kırmızı zaman kitaplarının yazarı.