toplam 29 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | herbarium |
| tuttum | ayazma24 |
| tuttum | cabo |
| tuttum | darkwinter |
| tuttum | behickaya |
| tuttum | caglad |
| tuttum | junaid |
| tuttum | memcantdie |
| tuttum | phintix |
| tuttum | vicious |
| tuttum | shaquille |
| tuttum | trentemoller |
| tuttum | bosislermuhendisi |
| tuttum | Automat |
| tuttum | sertacayd |
| tuttum | Xen |
| tuttum | primal |
| tuttum | hyperotica |
| tuttum | dracosbitch |
| tuttum | synthetic geographic |
~175 ahkam var. 1 2 3 ... 9 önceki sayfa »
artık hiç birşey eskisi gibi değil, eskisi gibi yaşanmıyor. ben bile hatırladığın gibi, güzel değilim.
buldunuz mu orda birbirnizi?
biri sarışın yakışıklı biri esmer prenses
birbirinize emanetsiniz hala!!!
Mükemmel bir siyah kazak
Bir ara sokak
Yıldız tozları saçardın etrafına
Yakın olmak
Görmek isterdim
Ama dokunmak değil
Parçası olmak isterdim sihrinin
Kendimi küçük bi kız çocuğuna aşık
Sakallı bi profesör gibi hissederdim
Ve sonra bir gün çekip gittin.
Şimdi yine zaman zaman
Tenin
Saçların
Gözlerin
Sesin…
sanki hep bir acıklı kutlama damakta. neyi kutladığını bilmemek, neyi asla kutlamayacağını bilmekle aynı tarihe mıhlı. hep o davet. öp öyle git.
çiçeklere bakarken ve taşları sayarken, “bak bu daha önce yoktu! koyu mavi olan biraz sağa mı kaymış ne” diye yerlerini ezberlerken ben; konuştum ve dinledim.. bir de dokunabilseydim ya canım, daha ne isterdim!!
derken; tebessümle dudaklarda ve kaz ayaklarındaydın sen oysa... hasbıhalde ki tonlarda, yenen lokumlarda ovuşturulan parmaklarda ve,, yürürken dizlerde, rüzgarla salınan saç diplerinde, sigaranın tütününde, sırt sıvazlayan ellerde, değirmendere-de, beşiktaş sahilinde, her yerde var ya her yerimizde!! biiyorsun di mi zaten, Erden.
- bu kim?
- erden.
- hmm güzel yapıştırmışsın.
- evet ya değil mi..
yeniden hayattayım.
kalbim ağzıma geliyor bazen
gözlerim yerlerinden taşıyor.
aklım karışıyor bazen, avuçlarım açıyor.
sorular düşüyor ceplerimden her yana saçılıyor,
sesim isyan oluyor da duvarları dövüyor.
başım öne düşüyor sukünetle bekliyor.
ellerim dizlerimde, dizlerimi sıkıyor.
bir esinti gelipte saçlarıma değiyor,
yüzün doğuyor zihnime, yine yüzüm gülüyor...
seni özlemek bile ayrı bir güssel...
ve seyelir malesef yazılar hakkında muhittin erden matay'ın
hayat devam eder çünkü .etmelidir de
kalır yüreklerde ince bir sızı daim
Gökyüzüne bakmayı hep sevdim, herkes sever. Küçükken büyükbabam saatlerce seyrederdi gökyüzünü, belki de neler olup bittiğini merak eder dururdu. Bir dilek tutardı içinden ve milyonlarca parlak ışıktan bir tanesinin parlaması yeterdi O’na. Mutluluğun habercisiydi bir tane kayan yıldız. Ben o’nun yanında oturur beklerdim. Dilek tutar kafamı arkama yaslar ve öylece bakardım gökyüzüne. Hiç yakalayamazdım o kayan yıldızı. Bu benim moralimi bozmaz ama canımı sıkardı. Onun yerine yıldızların denize yansımasına dalar giderdim. Deniz ışıl ışıl olurdu, bazen gider yüzerdik, ailecek ve arkadaşlarımla. Bazen de öylece oturur balkonda, dedemin bana masal anlatmasına verirdim kendimi.
Şimdi bakıyorum gökyüzüne, bir aşağıya bakıyorum gökyüzünden, bir yukarıya. Aşağısı ufacık kara parçaları, birer desen, insanları seçemiyorum, imkanı da yok zaten. Yukarısı yıldız dolu, çok uzakta birer ufak hayal adacıkları. Bir yanıp bir sönüyor. Bu beni zorluyor, çıkmak istiyorum bu gezegenden, terk etmek istiyorum bu gezegeni. Uzayı istiyorum ve zamanı düşünüyorum. Onca zaman kaybettiğime inanırdım daha gençken. Şimdi farklı düşünüyorum, aldığım her nefes, 1 önceki nefesimin varlığını, 1 sonrakinin şansını vurguluyor. Şanslı hissediyorum burada otururken. Zaman bana çok şey verdi, ben ona kendimi veriyorum her nefeste. Ne kadar hızlı aktığını düşünüyorum, uzay boşluğunda nasıl akardı merak ediyorum. Daha da yavaş, hiçbir yere çekildiğim yok orada, bağlayıcı etken dünya devre dışı kalıyor, dünyadaki kurallar birer birer eriyor. Sanırım uzayda sonsuza kadar uyuyabilirim, yada uyanık kalabilirim. Tek önemli olan ne yapmak istediğim. İstediğim her şeyi yapabilirim uzayda, neresi olduğu hiç önemli değil, sonsuzlukta bir merkez yoktur, varsa eğer merkez;düşüncedir.
Kendimle konuşuyorum, zamanı devre dışı bırakışım, unutmayı kolaylaştırıyor. Hoşuma gidiyor çünkü unutuyorum. Unutmak zaman almıyor uzayda. Burada tanımadığım insanların arasında, ufacık pencereden aşağısını seyrediyorum. 10 km aşağıda milyonlarca insan var, hepsinin yapacak işleri var, insanoğlu hep bulur bir şeyler. Onlar benim farkımda bile değil, uçağın motor sesini bile duymuyorlar. Ben duymuyorken onlar nasıl duyabilirler zaten, merak ediyorum. Ama her yer ve bütün insanlar aynı tepeden bakınca. Kocaman bir karmaşa, aslında çok ilginç. Oturup dinle insanları teker teker, hepsine hak verirsin, ne olursa olsun ufacık dünyalarında insana mantıklı gelebilir, herkesin her şey için bir sebebi vardır ne de olsa. Ama 20 ufacık dünyayı yan yana koyup anlamaya çalışırsan tökezlersin, bildiğin her şey yıkılır, teoremlerin paramparça olur. Kum gibi kayıp gider mantık parmaklarının arasından. Galiba benim sorunum da bu insanlarla ilgili, hep yukarıdan bakıyorum yaptıklarına, birer birey olarak ele almaktansa, insan olduğunu düşünüyorum, hep bir şeylerin peşinde, kendi dünyasında insanoğlu. O yüzden anlamlandıramıyorum bu kargaşayı. Bu beni benden soğutuyor bazen. Boşluğun içine nedensiz yere atılmış yaratıklarız ve kurgu yeteneğimizi bir neden bulmak için harcıyoruz. Her geçen saniye, her nefeste. Sonsuza kadar, zaman insanoğlunun günlüğü, bu günlük hiç bitmeyecek. Yeni başlayan bir yolculuk bir süre sonra sona erecek, bu uçaktan ineceğim, dalacağım kargaşanın içine ama bu benim onlardan farklı olduğum gerçeğini değiştirmeyecek. Herkes her şeye yukarıdan bakıyor, ama aslında gerçek olan her şeyin herkese aşağıdan bakması.
Dünya normlarına göre, tam üç saat sonra karaya ayak basacağım. 15 milyon insan, içinde tanıdıklarım, benden habersiz hayatlarına devam edecekler ve ben onlara geldiğimi haber vermeyeceğim.
Belki de işin tek güzel yanı bu. İşin zor tarafı hiç uyuyamayacak olmam. Yüz kadar insanla iç içe iken bunun imkanı yok sanırım. Bu uçağın içinde yanımda yaşlı kadın ve önümde bir türlü susmak bilmeyen 2 çocuk varken uykum gelmeyecek düşüncesi eskiden olsa belki yorardı ama zorluktan başka bir katkısı yok bana.
Bir gün tohumlar filiz olur elbet,
Çağır beni.
Üreme zamanı geldiğinde,seni özlediğimizde
İkimizin acısı; BİR.
Ve ben, tamam geliyorum.
En keyifli saniyelerime.
Eyvallah.
sinirli bi yaz sabahı gelmiş dünyama..
ne çok sevilmiş, bilemedim..
hala özlenen, hala ümitleri taze tutan bi çiçekmiş..
güzel uyu, güzel..
çocukluğunu geçirdiği odada moskovskaya içiyorum şimdi.
şu saat oldu, hala gelmedi.
edit:
gelmedi, ben de onun yatağına yattım. oh olsun!
aklıma düşünce sen, âni sevincim yağıyor gözümden.
o kadar ki, göremiyorum, o kadar ki... tutsan elimden...
yüzüm günle sarmaş dolaş, lakin elim elinde, saçında örneğin. soğuk rüzgar kovalayınca, ağır geçinen kapılar gürültüyle çarpınca, ve dostum çoğu zaman çemberin dışında kalınca; msn den fırlasan diyorum; ve ana avrat bırakmasak, satılmadık! işte tam o vakit;
aklıma düşünce sen, âni sevincim yağıyor gözümden.
o kadar ki, göremiyorum, o kadar ki... tutsan elimden...