1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

mustafa beni tanımlar diyenler

toplam 21 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

mustafa hakkında mustafa

~46 ahkam var. 1 2 3 önceki sayfa »

    Böyle bir filmin olması
    çok güzel oldu

    Bizim çocuklar yapsaydı bunu tanklar yürürdü :))

    The imam   01 Ocak 2009 01:55   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bi bilmediğimiz çocukluğu kalmıştı.. onu da yaptılar... sıktı artık çarpıtılmış tarih ve atatürk masalları...neye göre ve hangi belgelere göre film çekiyo bu insanlar.. anca herkes koyun gibi izleyip inanıyo... ben insanların düşündürülmek zorunda olduğu düşünceleri düşünmek zorunda değilim..

    randiman   21 Aralık 2008 01:43   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    'Mustafa' filmi tartışmaları sürerken, Bekir Coşkun'dan konuya ilişkin harika bir yazı geldi.
    Bakın Coşkun Atatürk ve İsmet Paşa'yı nasıl konuşturdu!
    Atatürk ’Mustafa’yı görse...
    DİYELİM ki Atatürk beyaz atının üzerinde çıkageldi, yanında İsmet Paşa, komutanları, yaverler...
    Aşağıda Cumhuriyet Bayramı ve herkes "Mustafa"yı seyretmek için kuyruklarda.
    Atatürk, İsmet Paşa’nın kulağına eğilerek:
    "Şu arkada, elinde bazuka gibi boru olan, topçu neferi midir?.."
    İsmet Paşa:
    "Hayır Gazi Hazretleri, o Can Dündar, muharrir... Elindeki kamera aleti, hususiyeti sinema çeker..."
    "Niye atlarımızın kıçını çekiyor?.."
    "Buna ’insani boyut belgeseli’ diyorlar..."
    Ata:
    "İlke ve inkılaplar yönü ile de belgesel imal ederler mi bu fikriyatta olanlar?.."
    "Sponsor lazım..."
    "Sponsor bir nevi milli şuur gibi bir şey midir?.."
    İsmet Paşa:
    "Hayır Gazi Hazretleri, parayı veren... Parayı kim veriyorsa, şuur o cihette nüks etmektedir..."
    Atatürk:
    "Pekiiii... Aziz milletimiz sinemaya girip, aziz askerlerimizin cephelerde elde ettikleri muazzam zaferleri vefa hissiyatları içinde mi seyretmekte?.."
    İsmet Paşa:
    "İnsani yön belgeseli hesabıyla bakmaktadırlar, gece karanlıkta önderimiz ne yapmakta..."
    Ata:
    "O karanlık gecelerde uykusuz kalıp bir hür vatan yaratma sancılarımın acısını anlamışlar demek ki..."
    İsmet Paşa fısıldayarak:
    "Hayır, bir oturuşta büyük rakı içtiğiniz, gece karanlıktan korktuğunuz ima edilmekte..."
    Atatürk hüzünle:
    "Buna asıl aydınlıktan korkan hilafetçiler sevinecekler... Onlar hálá dergáhlarında oturuyorlar mı İsmet?..."
    İsmet Paşa:
    "Hayır Gazi Hazretleri, devletin tepesinde oturuyorlar..."
    "Peki, Cumhuriyet Bayramı diye neyi kutlamaktadır bu millet..."
    İsmet Paşa:
    "Cumhuriyetten geri kalanını..."
    Atatürk, atını çevirir:
    "Gidelim Paşa..."

    Bekir Coşkun

    cap ou pas cap   21 Aralık 2008 01:39   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ulusal sol (??), muhafazakar bir oluşumdur, böyle şeylere gelemez...

    Zythum   29 Kasım 2008 11:13   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    Atatürk ü zaaflarıyla, ya da tüm yaptıklarıyla kabullenebilendir onu gerçekten seven, sayan.. Can Dündar kimse dahi kabul etmese de ben tüm bu gerçekleriyle seviyorum Atatürk ü dedi. olması gereken de bu değil mi? Seven sever, sevmeyen de sevmeyebilir. zorunluluk yok..

    sserkann   29 Kasım 2008 11:03   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    herkes çok garip davranışlarda!herkes bugunu beklemişti ilkokul 1. sınıftan beri içlere işlenen atatürk sevgisi artık harekete geçip kendini gösterecek bi yer bulmuştu ne de olsa!herkes tuttu çekiştirdi mustafa kemali hayır ben seviyorum yok ben seviyorum ama daha fazla seviyorum...işte bu kadardı içlerdeki atatürk sevgisi...böyle anlamıştık çünkü atatürk sevgisini...o bizim atamız,babamız biz babamızı severiz ama hiç dinlemeyiz...atam da baba die ata die kaynadı arada gitti...kaç kişi can dündar kadar araştırdı mustafa kemali kaç kişi çıkardı o kadar belgeyi...hiçbirimiz yaaa hiçbirimiz!!!bırakın buna saygı duymayı filmi izlemeyenler bile sıvadı can dündara...atatürkün bi gözü kör diosun sen çok mu görüosun!lafa bak sen...kim görmedi daha önceden atayı içerken dans ederken sigara tüttürürken...hepimiz gördük e o zaman nie can dündara kızıyoruz...yok dinliymiş dinsizmiş size ne belki de putperestti size ne!!!bana küllerinden doğan koca özgür bi ülke bırakmış bana ne kime hangi tanrıya inandığı...can dündar atayı çok güzel anlatmıştır kalkıp atayı anlatmak can dündara mı düştü diyolar e ona kalmadı buna kalmadı kim yapsın???hangimiz tatmin olduk devletin yaptığı işlerden herşey yarım yamalak saklanmış vs....

    niko bepths   29 Kasım 2008 01:54   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ya ya

    eeda   29 Kasım 2008 01:49   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    mustafayı izlemek değil anlayabilmektir aslolan dostlarım...

    LittleDreamer   29 Kasım 2008 01:38   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    o adamın adını vermeyen olsaydı çok şaşırırdım

    nihaha   29 Kasım 2008 01:35   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    kim yapsaydi ? ibrahim tatlises mi ?
    ^^

    eeda   29 Kasım 2008 01:33   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    mustafa kemal'in belgeselini yapmak can dündar efendiye mi kalmış
    sanırım kalmış evet
    peh peh peh

    nihaha   29 Kasım 2008 01:30   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ahmet altan ın yazısı tüm eleştirilere cevap niteliğindedir.. okudukça düşüncelerimin yazıya dönüştürüldüğünü gördüm.. objektif olmalıyız. herzamankinden daha fazla..

    sserkann   29 Kasım 2008 00:08   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Tabii ki insanlar saçmalayabilirler.
    Ama saçmalığı bir ideoloji haline getirip “herkes bu saçmalığı tekrarlamak zorunda” dediğiniz zaman sorun da başlamış demektir.
    Can Dündar’ın “Mustafa” filmi fevkalade ciddi bir saçmalama yarışı başlattı.
    Filmle ilgili şöyle eleştiriler okudum:
    “Atatürk’ü kısa göstermiş.”
    Eee, ne olmuş?
    Uzun boylu muydu Mustafa Kemal?
    Yoo, kısa boylu, ince sesli bir adamdı.
    Onun bu fiziksel özellikleri, onun yaptıklarını ya da yapmadıklarını değiştirir mi?
    “Atatürk’ü içki içerken gösteriyordu,” diyorlar.
    İçmiyor muydu?
    Sıkı içiciydi ve içiyordu.
    Ne var bunda?
    Tabii filmle ilgili asıl söylemek istedikleri şu:
    “Atatürk’ün insani zaaflarını gösteriyor.”
    Yok muydu Atatürk’ün insani zaafları?
    Vardı ve çoktu.
    Kimin yok ki?
    Hepimizin var.
    Mesele tam da burada işte.
    “Atatürk sıradan fanilere benzeyemez, benzetilemez, o bizler gibi değildir.”
    “Onun insani zaafları olamaz.”
    Türkiye’nin çok önemli kilitlerinden birini çözecek soru burada karşımıza çıkıyor işte.
    “Neden Atatürk’ü insanüstü biri gibi anlatmak istiyorsunuz bize?”
    Niye onun önemli bir lider, tarihte yerini almış bir şahsiyet olması yetmiyor da, ona “tanrısal” bir görüntü yüklemek istiyorsunuz?
    Bir insanı, bütün insani zaaflarından soyarak tanıtmak, ona bir tür “dinî dokunulmazlık” sağlamaya uğraşmak, “laiklikle” ne kadar bağdaşır, o da ayrı bir soru.
    Her dinden insan için “peygamberi” kutsaldır, buna rağmen peygamberlerle ilgili filmler yapıldı.
    Hatta Hıristiyanlar kendi peygamberleriyle dalga geçen filmler bile çektiler.
    Bizde ise, Atatürk’e, neredeyse “peygamberlerin” bile sahip olmadığı bir “tanrısallık”, bir dokunulmazlık yüklemeye uğraşıyorlar.
    Neden yapıyorlar bunu?
    Çünkü Atatürk, bu ülkenin yaşadığı birçok çarpıklığın, çürümüşlüğün sorgulanmasını önleyen bir kalkan gibi kullanılıyor birçokları tarafından.
    Atatürk’e “tanrısal” bir statü verip, onun arkasına saklanıyorlar.
    Şu anda, halkı tarafından böyle algılanan ve böyle algılanması için çaba gösterilen bir tek “lider” var.
    O da Kuzey Kore’nin yöneticisi.
    Doğrusu ya, Atatürk’ün o adama benzetilmek isteyeceğini de hiç sanmıyorum.
    Kendi yaptıklarını Atatürk’ün arkasına saklanarak yapmak isteyenler, saçmalıklarını gittikçe artırıyorlar.
    Ne İskender, ne Napolyon, ne Lenin, ne Washington kendi halkları tarafından böyle değerlendirilmiyor.
    Değerlendirilmemesi de gerekir.
    Bu insanlar, özel yetenekleri olan liderlerdi.
    Ama hepsinin de zaafları vardı.
    O zaafların açıkça bilinmesine, söylenmesine rağmen hâlâ saygı görürler, halkları, insanları onları zaaflarıyla sever ve saygı gösterir.
    Ya da sevmez ve saygı göstermez.
    Atatürk bir diktatördü.
    Bunu kendisi bizzat Fethi Okyar’a da söylemişti.
    Katı bir adamdı.
    Muhaliflerine karşı çok sertti.
    Çok ihtiraslıydı.
    Bir asker olarak kendisini çok mutlu edecek kadar büyük başarılara sahip değildi ve yaşadığı dönemde onu en çok kızdıran eleştirilerden biri “bir meydan savaşını bizzat kazanmamış olduğunun” söylenmesiydi.
    Buna karşılık olağanüstü iyi bir örgütçü, dengeleri her zaman çok iyi gözeten yetenekli bir politikacıydı.
    Kendi ilkeleri yoktu, duruma göre görüşlerini değiştirirdi, pragmatikti.
    Kendine ait bir kuramı, derinliğine kapsamlı bir fikir sistemi bulunmuyordu.
    “Bu, Mustafa Kemal’in kendi fikriydi, daha önce hiç söylenmemişti” diyebileceğiniz tek bir fikir bile bulamazsınız zaten.
    Batılı bir hayat tarzını Türkiye’ye getirmek isterdi.
    Ve o Batılı ülkeyi de kendisinin yönetmesini isterdi.
    Bir asker olduğu için “emirlere” inanırdı.
    Klasik Batı müziğini bile Türk köylüsüne emirle sevdirebileceğini sanmıştı.
    Denemişti.
    Bunu “iyi niyetli” bir şekilde yapmıştı, çünkü Sofya’da, Selanik’te, Berin’de gördüğü hayatın Türkiye’de de yaşanmasını istiyordu.
    Sadece o hayatın nasıl şekillendiğini, hangi aşamalardan geçilerek o noktaya gelindiğini bilmiyordu.
    Zorla şapka giydirip, zorla müzik dinleterek Batılı bir toplum yaratabileceğini sanıyordu.
    Yaratılamazdı, yaratamadı.
    Ama Kurtuluş Savaşı’nı çok iyi örgütledi, cumhuriyeti kurdu.
    Liderliği ile ülkenin önemli bir dönemeçten geçmesini sağladı.
    Bu gerçek değişmez.
    Atatürk’ün zaafları bulunan bir insan olduğu gerçeği de değişmez.
    Onun kurduğu cumhuriyetin hâlâ demokratikleşemediği gerçeği de değişmez.
    Zaten gerçekleri değiştirmeye değil, o gerçekleri görmeye ihtiyacımız var.
    O gerçekler görüldüğü zaman Atatürk’ün ne değeri eksilir ne de değeri artar, sadece onun arkasına saklananların asıl yüzü ve amaçları ortaya çıkar.
    Esas korktukları da bu, onun için bu kadar saçmalıyorlar zaten.

    ahmet altan
    +1

    eeda   28 Kasım 2008 23:28   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    > >>CAN DÜNDAR'A MUSTAFA'NIN CEVABI Utandım çocuk,
    > >> Beni anlatan bir film yapmışsın çocuk. Kızgınım,
    > >> utanç içindeyim. Sana değildir kızgınlığım. Filmdeki
    > >> Mustafa'dan da utanmış değilim. Başaramamışım.
    > >> Bundandır utancım. Komutam altında bu vatan için
    > >> kanını akıtan Mehmetlerden utandım. Özgürlük
    > >> demiştim çocuk, benim karakterimdir. İlim demiştim
    > >> çocuk, tek yol göstericidir. Karanlıktan korkardı
    > >> demişsin benim için. Korkardım evet. Bu ulusu boğmak
    > >> üzere olan karanlıktan korktum. Ama insaf be çocuk,
    > >> korkup da kaçmadım ya. Söküp atmadım mı o karanlığı
    > >> bu ülkenin üzerinden? Diktatör demişsin bir de. Hiç
    > >> okumadın mı çocuk? Nerede benim nesilleri emanet ettiğim
    > >> öğretmenler? Anlatmadılar mı sana? Başkomutan olarak
    > >> cepheden cepheye koşarken, ülkede hala padişahlık rejimi
    > >> varken ve bütün kararları tek başıma verebilecekken
    > >> neden bir meclis kurdum ben çocuk? Böyle diktatör olur
    > >> mu? Ah be çocuğum. Neden, nasıl düşman ettiler seni
    > >> bana? Baktım aşktan, sevgiden, aileden bahseden güzel
    > >> şeyler yazmışsın bugüne kadar. Belli iyi bir insansın.
    > >> Çalışkansın, zekisin. Hacıları, hocaları anlarım da
    > >> çocuk, seni anlayamıyorum. Onlar hiç sevmedi beni.
    > >> Yüzyıllardır süren iktidarlarını aldım ellerinden.
    > >> Kara cüppeleri ile çöktükleri milletin ümüğünden
    > >> çekip aldım hepsini. Sevmeyecekler beni elbette çocuk.
    > >> Peki sen çocuk, sen neden kol kola girdin bu kara
    > >> kalplilerle?
    >
    > >> Dedim ya çocuk sana değil kızgınlığım.
    > >> Başaramamışım. Anlatamamışım demek ki özgürlüğün
    > >> kıymetini, bağımsız bir ulusun, onurlu bir bireyi
    > >> olmanın ne büyük bir nimet olduğunu bunca konuşmamda.
    > >> Yazık olmuş be çocuk. Onca vatan evladının kanına,
    > >> onca ananın göz yaşına. Veremem ki şimdi hesabı
    > >> çocuk, ne o gencecik bedenlere, ne gözü yaşlı annelere.
    > >> Bu muydu uğruna bizi ölüme gönderdiğin vatan derlerse,
    > >> bu nesiller miydi ölü evlatlarımızın kanıyla kurduğun
    > >> ülkeyi emanet ettiğin diye sorarlarsa ne derim ben onlara
    > >> be çocuk?
    > >>
    > >> Olmadı be çocuk olmadı...
    > >>
    > >> Taner Yenidogan // 6 Kasım 2008

    mcenk   19 Kasım 2008 19:31   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Atatürk' ün manevi kızı Ülkü hanım çok şanslıydı muhakkkak, çocukluğumda çok da kıskanırdım, çirkin be bu diye yakıştıramazdım Atatürk' e, sanki dünyanın en güzel çocuğu onun olmalıymış gibi: ) Belgeselin ardından bir dizi açıklama yaptı, Atatürk yalnız, sarhoş, kadın düşkünü gösterildi diye... çocukluğumdaki kızgınlığımdan çok farklı bi kızgınlık hissettim. sanki yalnızlık kötü bişiymiş kadnlarla flört ayıpmış gibi, içki içmek ayyaşlıkmış gibi veryansın ediyor. ilginç...
    uğur Dündar' ın haberciliği içimi kaldırıyor son zamanlarda... Belseseli en çok çarpıtan bundan rant elde etme çalışan şahıslardan... Turgut Özakman' ı aldı programa saçma sapan belgeselde hiç olmayan konularda sorular sordu, Turgut Özakman da yalanladı... Genç Bakış' taki en kalitesiz altyapısız soruları cımbızlayıp s8undu, Can Dündar' ın cevaplarına yer vermeden.

    Can Dündar ve Turgut Özakman aynı programa katıldklarında. Turgut Özakman, ben belseseli izlemeden önce biçok soru soruldu bana ben de yanıtladım yeni izleme fırsatı buldum, tartışılan konuların en az % 50' si filmde yoktu dedi. Daha ne denir bu haberciliğe...

    zorrose   17 Kasım 2008 12:16   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Ercestbeau   10 Kasım 2008 16:53   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    tvlerde göremediğim eleştiri ve bakış açılarını burada gördüm cidden çok sevindim...
    Abbas Güçlü' yle genç bakış ı izledim içlendikçe içlendim, kızdıkça kızdım... bu kadar sığ, kapalı, komik üniversite topluluğu beni hayrete düşürdü... biçok soru vardı ama soru gibi soru çok azdı... Can Dündar Atatürk' ü ciddi anlamda araştıran, derinlemesine inceleyen, gündemde tutan iyi bir araştırmacı gazeteci yazar yönetmen... art niyetli diyenlerin art niyetli olduğunu düşünürüm... burada konu Atatürk' ün yalnızlığıydı, duygusal yönüydü; bunu anlatırken de belgelere dayalı gerçekçi bi anlatımı yeğlemiş...
    sarı Zeybek' te konu son dönemiyde, son günlerini anlatmış çok basit konu ama anlaması ne kadar da zormuş...

    zorrose   10 Kasım 2008 13:53   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    diktatörlükle değil de, mevcut monarşinin yerine cumhuriyet rejimi inşaa ederek bir milletin kaderini, toplumsal yapısını ve herşeyini topyekün değiştirmeyi başarmış dünyanın tek liderinin, hemen 10 kasım arifesinde böyle bir filmle ve eleştirmeyi-tartışmayı hiç bilmeyen bir halkın sinema salonlarında gündeme gelmesine karşıyım.
    bir büst gibi değil normal insan yönleriyle konunun ele alınması anlayışına tamamiyle katılıyorum. çok geç bile kalındı.

    lakin mühim olan sonuçtur.
    o da işte ortada...
    demek ki olmamış.
    ne zamanlama olarak ne de kurgusal yönleriyle...

    bugün 10 kasım...
    ve en basitinden şu an bu satırları soldan sağa yazıyorum.
    ya hala sağdan sola yazıyor olsaydık ve ekrandakiler bir karınca duası görünümünde karşımızda öylece dursaydı ne yapardık.

    Ata'ya büyük bir saygı ve unutkan olmayan bir şükranla...

    raZz   10 Kasım 2008 04:07   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ne mustafaymıs be arkadas kac kısı ekmegını yedı

    Thenedos   10 Kasım 2008 03:35   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :ingilizanahtari

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.