toplam 22 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | avukat ugurlu |
| tuttum | perilicesmile |
| tuttum | iron man |
| tuttum | TekAdam |
| tuttum | maes |
| tuttum | camusaLalan |
| tuttum | Tempestas |
| tuttum | lapaloma |
| tuttum | Clapton |
| tuttum | edebiyatodasI |
| tuttum | lacandone |
| tuttum | toouchee |
| tuttum | marleybob |
| tuttum | Ice beer |
| tuttum | Xanever |
| tuttum | EphiNee |
| tuttum | DrAmA QuEeN |
| tuttum | paradoks05 |
| tuttum | civan |
| tuttum | Cetiner |
~15 ahkam var.
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir!
O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum.
Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı
olması gereken Mustafa Kemal odur!
MEVZU BAHİS VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR.
Mustafa Kemal Atatürk
@ dreamaker
tüm gerçekleri bir sen duymuşsun biz duymamışız. kulağımıza su kaçmış herhalde... çamur atacağına önce kendi yaptıklarına, başardıklarına baksın insanlar!
Atam sen rahat uyu, yolcusuyuz biz Hürriyetin!
Atam sen rahat uyu, bekçisiyiz Cumhuriyetin!!
Dreamaker seni mazur görüyorum arada zararlı otlarda cıkabiliyor sana bakınca çağrışım yaptı.Dur tahmin ediyim Türkiye Cumhuriyetini Mustafa Kemal kurmadı sen kurdun dimi tüm tarih yalan senin hakkını yiyolar.Tüh beee yasık olmus sana...Ya böle tipleri ülkemin vatandaşı olarak görünce cinlerim tepeme çıkıyor.Vatan üstüne siyaset yapmaya utanmıyorsunuz bari ölen binlerce insanın verdiği mücadeleden utanın.İyi ki bi avuçsunuzda bu ülke bu zamana kadar dimdik durabiliyor.Cumhuriyeti ve MUstafa Kemal gençliği ülkesine sahip çıkacak öle şeriatmış zartmış zurtmuş kolay değil.Git bak iranda hazır kurulmuşu var.
dreamaker... Önce ağzını topla! "bu adam" gibi lafları çok kullanmamaya çalış. Sonra da aydınlat bizi savunmamamızı gerektirecek ne yapmış?
atam biz izinde değiliz. sürekli çalışıyoruz. bizde izin mizin yok.
geçen gün ki yazımda da yazmiştım bir alman yazarın sözü canımı çok sıktı, ruhumun derinliklerinde depremlere sebeb oldu, gençliğimden vede yakın tarihimden (1950 ve sonrası) utanmışlığım arttı diye..
neydi bu alman yazarın sözü önce onu bir hatırlayalım;
''eğer bugünkü TÜRKİYE (yıl:1935), dünya savaşından sonraki avrupa'nın herhangi bir memleketinden daha fazla ileri gitmişse, bunun en büyük sebebi yeni Cumhuriyetin Başkanı'nın dehasında aranmalıdır''
bunu okuyunca atamın bize bıraktığı mirasın büyüklüğünü bir kez daha kavaradım ve bakın aklıma neler geldi şimdiki sorunlar ve atamın onlara 70, 80 sene önce getrdiği çözümlerle ilgili....
1) etnik köken sorunu; ülkemin güzel insanlarının şuanda boğuştuğu en büyük sorun olarak görünmektedir. aklı başında gençlik bunun bir sorun olmadığının zaten bilincindedir lakin provoke olmuş gençler ülkede huzursuzluk çıkarma peşindelerdir... bakın mustafa kemal'im ne demiştir;
dikkatinizi çekerim burda çok dili bilimi açısından çok ufak ama mana bakımından inanılmaz önemli bir nüans vardır;
atam ne mutlu türk olana dememiştir, kuru milliyetçilik yapmamıştır. onun için asılolan ne mutlu türk'üm diyenlerdir... hudut-u milli belirlenirkende musatfa kemalim bu sözü baz almıştır ve ona göre planlarını yapmıştır... mustafa kemal'im ve onun izini onun özdeyişleri ile takip eden gençlerimiz için de bu bir iz takibidir...
2)dış siyaset; ülke şuanda kıbrıs başta olmak üzere, musul kerkük ve balkanlarda çeşitli sorunlar içindedir. bakalım atam bu konularda neler yapmış;
dünyada savaşın eksik olmadığı, toprak bütünlüğünün ve sınır etiğinin taciz edilmeden yaşanmadığı iki bölge vardır; balkanlar ve ortadoğu... bakın mustafa kemal'im ne demiştir;
dünyada sadece iki zamanda buralarda barış antlaşmaları kabul edilmiş ve huzur hakim olmuştur; osmanlı imparatorluğu ve genç türkiye cumhuriyeti...
osmanlı imparatorluğunun burda huzuru sağlamasının en büyük sebebi gücüdür lakin güç bittikten sonra yine buralarda sorunlar baş göstermiştir... ama atam zamanında böyle bir şey söz konusu olmamasına rağmen iki antlaşma ile buralarda bir savaş ve huzursuzluk çıkmamıştır... bunlar balkan ve bağdat paktlarıdır. bu iki antlaşma sayesinde buralarda insanlar huzur içinde yaşamışlardır...
işte mustafa kemal'in en belirgin özelliği şimdikilerden onu ayıran en büyük yönü, onun sorunun değil çözümün bir parçası olmasıdır ve her zaman çözüm için savaşmıştır...
3)ifade özgürlüğü; şuanda aydınlarımız 301. madde ve çeşitli kısıtlamalarla zan altında kalmakta ve hedef tahtası altına gelmektedir...
bir kere burda benim aydın dediklerim arasında şuanda medyada dolaşan isimler yoktur; misal benim için orhan pamuk bir aydın değildir çünkü okumuş olduğum kar romanında sadece benim bulduğum 6 7 değişik yerde atama kötü söz söyleme cüretinde bulunmuştur ve bu benim onun hakkında bilgi sahibi olmama yetmiştir...
lakin atam hiçbir insana düşüncelerinden ötürü kimseye ceza vermemiştir taaki bu düşüncelerini gerçekten ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlere dönüştürene kadar...
biz uygarlıktan, ilimden ve fenden kuvvet alıyoruz ve ona göre yürüyoruz
4)ordu meseleleri; burda şuanda çeşitli milli kanalarımızda yer alan iddialardan bahsetmeyeceğim lakin benim için bu sorun 30 senedir vadır... ordu bu milletin en kutsal yeridir ve benim bu kurum hakkında en ufak bir saygısızlık yapma lüksüm yoktur lakin son 30 senedir ordumuzu yönetenlerin yollarında bir sapıtma vardır... bakın atam nasıl belirlemiştir ordunun durması gereken tutumu;
eğer siyaset yapmak istiyorsanız üniformalarınız çıkarınız (kazım karabekir'e istinaden)
şimdi duyuyorum işte ordu olmasaydı kardeş kardeşi öldürüyordu, gençler yolunu sapıtmışlardı diye birkaç haykırış. bende soruyorum o zaman bu insanlara;
''11/10/1980'de kardeş kardeşi öldürüyordu da 12/10/1980'de nasıl olduda bir gecede herşey süt liman oldu'' yada;
''o zamanlar ülke sorunları için; tartışan, yazan, slogan atan gençlik mi yolunu sapıtmıştı da şimdi seks, şöhret vede türlü pisliklerle boğuşan apolitik gençlik mi doğru yoldadır acaba''
ve bence 1950'den sonra baş gösteren en büyük sorunumuz;
5)basiretsizlik; kıbrıs sorununun çözülememesi, pkk pisliğinin hala temizlenememesi, başörtüsü mevzunun hala kasır altından kendini saklması, bölücü başının hala canlı olarak kalması....vs. vs. vs.
işte mustafa kemal bu yüzden büyüktür ve büyük kalacaktır... o bir milletin başında ki insan için en büyük sorunun basiretsizlik olduğunu görmüştür ve;
lüzümuna kani olduğumuz bir iş derhal yapmalıyız
tatbik eden, icra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir
demiştir ve bana daha birşey söylemek düşmemektedir...
son olarak işte mustafa kemal'imin parolası;
""yüksek TÜRK! senin için yüksekliğin hududu yoktur; işte parola budur.""
DİPNOT: samim saka'nında belittiği gibi ona hitapların bence de en güzeli ''mustafa kemal'' dir... diğerleri gerçekten biraz yaşı kelamı gibi durmaktadır... sanki o hitaplarda bir ''yaşamış sonra ebedi hayat göçmüş bir türk önderi'' havası vardır ki bu işte sanki bizim gibi düşünenlerin canını sıkmaktadır çünkü o beden olarak ebedi hayata göçmüş olsada benim ve benim gibi düşünenler için her zaman dava dostu, dava arkadaşı mustafa kemal olarak kalacaktır... şimdi bir hatırat okuyorumda bakın ne geçti içimden;
'ben de keşke onun ''çocuk öyle olurmu hiç'' diye azarladığı bir genç müttefiki arkadaşı dava erbabı olsaydım, ondan bu kelamı bir kez duysaydım, bana bir kez çocuk deseydi keşke''
saygılarımla efendim...
sanırım ona en sevdiğim sesleniş şekli... Mustafa Kemal. güzel böyle. Atatürk, ihtiyar işi gibi. Mustafa Kemal tam bir genç, tam bir devrimci. tam bir jöntürk. paşa, gazi falan demeyi de sevmiyorum. hele ki en sevmediğim: "ulu önder". bunlar hep uzak tutuyor sanki onu bizden. Mustafa Kemal daha güzel. daha yakın. ahmet, mehmet gibi... herkes gibi, hepimiz gibi... uzak oldukça, "onun gibisi gelmez" edebiyatı yapılıyor hep. "onun gibisi gelmez" dedikçe pasifleşiyoruz... devrimin genci olmaktan uzaklaşıyoruz sanki... devrimin sahibi, bekçisi de değil, gözcüsü gibi. de değil hatta; seyircisi gibi. de değil hatta; karşı devrimin malzemesi oluyoruz... oysa ki "onun gibisi gelmez" demek yerine, onun gibi olmak gerek... ama "hepimiz Atatürk'üz" denmez ki... olur mu hiç... "hepimiz Gazi Paşa'yız" da olmaz. nasıl olsun... "hepimiz ulu önderiz" hiç olmaz. ne alâka... ama "hepimiz Mustafa Kemal'iz" olur. çok güzel olur. hepimiz Mustafa Kemal'iz...
"İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!"
Mustafa Kemal ATATÜRK
imzası kolumda dövme...görünce aslında kimin ne tepki verdiğini görmeniz lazım çok sinirleniyorum bu dönemde
attila ilhan'in bir siiri. daha unlu olmadan once yazmistir:
dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
gözyaşından kana kesmiş gözlerim
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
ağlar ağlar cihan ağlar
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im
diz dövdüm
gözlerim şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlar
kemal'im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im
nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
şol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im
karalar kuşanmış karadeniz akmam diyor
dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor
bu gece kıyamet gecesi bu vapur bandırma vapuru
yattığı yer nur olsun mustafa kemal
ben ölümden korkmam diyor
korkmam diyen dilleri toz oldu toprak oldu
değirmen döndü dolandı yıllar oldu
bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir
o bize öğretmedi kazan kaldırmasını
günahı vebali öğretenin boynuna
erdirip oldurana ana avrat sövmesini
yüreğim kırıldı kanım kurudu
var git karadeniz var git başımdan
mızıka çalındı düğün mü sandın
bir yol koyup gideni gelir mi sandın
mustafa'm mustafa kemal'im
ankara'nın taşına bak
tut ki baktım uzar gider efkârım
çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım
gözlerimin yaşına bak
ankara kalesi'nde rasattepe'de
bir akça şahan gezer dolanır
yaşın yaşın mezarını aranır
şu dünyanın işine bak
mustafa'm mustafa kemal'im
Gençlik (1881 - 1905)
Mustafa Kemal Atatürk, 1881 tarihinde Selanik'te doğdu. Doğum günü kesin olarak bilinmemekle beraber, Prof. Afet İnan'ın bir 19 Mayıs bayramı sırasında doğum gününü sorması üzerine "Baharda doğmuşum, neden 19 Mayıs olmasın" dediği nakledilir. Öte yandan Enver Behnan Şapolyo, annesinin ağzından "23 Kanunievvel olması gerekli, evdeki mushafın içine yazmıştım" diye aktarır ki bu bahar değil kış ayıdır, eski takvimle (Julyen) 23 Aralık, şimdiki takvimle (Gregoryen) 4 Ocak gününe denk düşmektedir. Babası Ali Rıza Efendi aslen Manastır'a bağlı Debre-i Bâlâ /Aşağı Debre'dandır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Zübeyde Hanım, aslen Vodina'ya bağlı Sarıgöl bucağındandır. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule Hanım 1956 yılına değin yaşadı.
Mustafa, öğrenim çağına gelince Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı; sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selanik'e dönüp okulunu bitirdi. Bu arada Zübeyde Hanım, Selanik'te gümrük memuru olan Ragıp Bey ile evlendi. Şimdi müze olan Koca Kasım Paşa Mah. Islahhane Caddesi'ndeki ev, bu Ragıp Bey'in evidir. Ali Rıza Bey ile birlikte ailesi Ahmed Sübaşı Mah.'deki Sanayi Mektebi karşısındaki evde oturmuşlardı. Selanik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdadisi'ni bitirip, İstanbul'da Harbiye-i Şahane'de öğrenime başladı. 1902 yılında mülazim (teğmen) rütbesiyle mezun oldu, Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle akademiyi tamamladı.
Olgunlaşma (1905 - 1911)
1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genelkurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
Yönetici (1911 - 1919)
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan Trablusgarp Savaşı'nda, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşı'nı kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.
Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında önemli hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Hayatının ilk aşk ilişkisini de burada, bir Bulgar kızı ile yaşadı. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı Devleti de savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümen'i kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.
1914 yılında başlayan 1. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir Türk savaş kahramanı oldu ve "Çanakkale geçilmez!" sözü burada doğdu. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazı'nı geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Liman Von Sanders yönetiminde Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen, Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferi'ni kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe ve 21 Ağustos'ta II. Anafartalar Zaferi takip etti. Çanakkale Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin verdiği kayıplar üzerinde hem fikir olunamamışsa da, Osmanlı büyük kayıplar vererek saldırıyı püskürtmüştür.
Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Veliaht Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana'ya ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na getirildi. Daha sonra bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı.
Kurtuluş Savaşı (1919 - 1923)
Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Anadolu'yu işgale başlamaları üzerine, Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını" ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla ulusal kuvvetlerin tek merkezde toplanması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.
Türk kurtuluş mücadelesi 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'i işgali sırasında Hasan Tahsin tarafından düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Fakat işgalci emperyalist devletlere karşı başarılı bir mücadele için düzenli bir ordu şarttı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye-ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önemli aşamaları şunlardır:
· Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı
· Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa savunmaları (1919- 1921)
· I. İnönü Zaferi (6 - 10 Ocak 1921)
· II. İnönü Zaferi (23 Mart - 1 Nisan 1921)
· Kütahya-Eskişehir Muharebeleri (10 - 24 Temmuz 1921)
· Sakarya Zaferi (23 Ağustos - 13 Eylül 1921)
· Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muhaberesi ve Takip Harekatı (26 Ağustos - 9 Eylül 1922)
Sakarya Zaferi'nden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te İsviçre'nin Lozan kentinde imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Bu anlaşma ile Sevr Antlaşması yürürlükten kalkmış, Türkiye Cumhuriyet'i Lozan Anlatlaşması temelleri üzerine kurulmuştur.
23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmişti. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilafet ve saltanat birbirinden ayrıldı, önce saltanat ve daha sonra da hilafet (3 Mart 1924) kaldırıldı. Böylece Osmanlı hanedanının yönetimden bağları koparıldı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet (halk egemenliği) idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk hükümeti kuruldu.
1923-1938
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, devlet-hükümet başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927, 1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.
Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili talimatlar verdi. Yurt dışına hiçbir resmi ziyaret için çıkmamakla birlikte, Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını ve komutanlarını ağırladı.
15-20 Ekim 1927 arasında Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük Nutuk'unu (Söylev), 29 Ekim 1933 tarihinde de Onuncu Yıl Nutku'nu okudu. Nutuk, hem Kurtuluş Savaşı'nın hesabını veren, bir diğer deyişle ulusal mücadelenin kimlere karşı niçin ve nasıl verildiğini anlatan, hem de mücadelenin Cumhuriyet kurulduktan sonraki safhasında yapılması gerekenler ve yapılacak olanlar konusunda önemli bilgiler içeren değerli ve önemli bir konuşmadır.
Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'te Latife Hanım'la evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk, Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.
2587 sayılı kanunla 24.11.1934 tarihinde Mustafa Kemal'e Atatürk soyadı verilmiştir.
1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil Kurumu ve Tarih Kurumu'na pay ayırdı. Atatürk içkiye, özellikle rakıya düşkündü. Yoğun sağlık problemleri yaşadığı son dönemlerinde dahi doktorları ile içki konusunda anlaşamadığı bilinmektedir. 10 Kasım 1938 saat 9:05'te, yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâaşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.
Kişiliği
Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine büyük ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atına ve köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet adamlarını, sanatçıları ve bilim adamlarını davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, modern tarıma geçiş yolunda yürütülen çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.
Atatürk
Soyadı kanunuyla (21 Haziran 1934) Kemal Öz ismini seçmiştir. Daha sonra TBMM tarafından kendisine "Türklerin Babası" anlamına gelen Atatürk ismi verilmiştir (24 Kasım 1934).
İnkılapları
Atatürk, kendi deyişiyle Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi inkılap yapımında öncü rol oynadı. Bu değişiklikler köklü oluşları ve eski sistemi düzenlemektense yerine yenisini getirmeleri nedeniyle reform değil, inkılap olarak bizzat kendisi tarafından adlandırılmışlar ve genelde Atatürk İnkılapları olarak anılmışlardır. Her ne kadar devrimleri olarakda anılsada devrim kavramı ihtilal kavramının eş anlamlısı olduğundan ve kanla gerçekleşeği için Atatürk ihtilal gibi negatif bir kavram yerine değişim anlamına inkılap kavramını seçmiştir. Bu yapılanlar beş ana başlık altında toplanabilir:
Atatürk'ün yenilikleri, inkılaplari
Siyasal alandaki inkılaplar
· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
Toplumsal alandaki inkılaplar
· Kadınlara ve erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
· Tekkelerin, zâviyelerin ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
· Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
· Lâkapların ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerinin kabulü (1925-1931)
Hukuk alanındaki inkılaplar
· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
· (1924-1937)
Eğitim ve kültür alanındaki devrimler
· Öğretimin Birleştirilmesi Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) (3 Mart 1924)
· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
· Güzel sanatlarda yenilikler
Ekonomi alanındaki devrimler
· Aşar vergisinin kaldırılması
· Çiftçinin özendirilmesi
· Örnek çiftliklerin kurulması (Atatürk Orman Çiftliği gibi)
· Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
· I. ve II. 5 yıllık Kalkınma Planları'nın (1933-1938) uygulamaya konulması
· Anadolu'nun yeni yollarla donatılması
yapıtları
· Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih
· Takımın Muharebe Talimi (Almanca'dan çeviri - 1908)
· Cumalı Ordugâhı - Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)
· Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)
· Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca'dan çeviri - 1912)
· Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)
· Nutuk (1927)
· Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (1930)
· Geometri (1937)
Atatürk'ün ayrıca, 1915-1918 yılları arasında Anafartalar, Doğu Cephesi ve Karlsbad'daki hatıralarını yazdığı günlükleri de bulunmaktadır. Bunlardan Anafartalar Muharebatı'na Ait Tarihçe, Türk Tarih Kurumu tarafından kitap olarak basılmıştır. Bununla birlikte 1908-1938 yılları arasında Mustafa Kemal'in imza attığı, yazdığı, söylediği,kişisel notları dahil her şeyin toplandığı Atatürk'ün Bütün Eserleri adlı bir ansiklopedi de Kaynak Yayınları tarafından hazırlanmakta.