Ah, ah, anılar şimdi gözümde canlandılar..Onbir yaşımdan oniki yaşıma doğru yelken açtığım ve ergenlik denen naneyi el yordamıyla keşfetmeye çalıştığım (oh, but literally!) günlerde alışkanlık yapmış bir yazar idi kendileri. Her kitabında olduğu gibi gülüp, eğleneceğimi düşünerek üç halka yirmibeş adlı kitabını alma gafletinde bulundum. Adı geçen kitap tabiri caizse ağzıma def i hacet eyledi, kafama vura vura romanda sosyal gerçekçilik bir nedir öğretti. Ah, şahsi aptallığım işte, halbukisi ebeveynlerimin kitaplığından yürüttüğüm tütün sarı dünya, halkız biz ölmeyiz, şafakta kazandık zaferi, umut, felsefenin temel ilkeleri, deprem, demir ökçe gibi güzide eserlerle sosyalist gerçekçilik denen görüngüyle sabi sübyanken tanışmamış mıydım? (A: Retorik soru lan. B: Retorik, ne torik?). Evet, tanışmıştım ve fakat aptaldım. Halen de öyleyim, üzerinize afiyet.
Ha bir de yukarıda belirttiğim kitabın sinema uyarlaması da var sanırım..Ama tekrar travmaya uğramamak için izlemedim, izlemem, zorlamayın...