şuh nedim , lakabına yakışacak kadar şuh bir şâirimizdir.
sıklıkla güzellerin göğüslerine kadar açılmış gömleklerinden, göksu'daki tenhalara yapılmış kayık sefalarından, gümüş baldırlardan, bal dudaklardan ve tabii ki bolca şaraptan söz eder:
ben dedikçe "böyle kim kıldı nedîm'i nâ-tüvan?"
gösterir engüşt ile meclisteki mînâ seni
-> ben "nedim'i kim böyle güçsüz kıldı?" diye sorduğumda, içki meclisindeki şarap şişesi parmağıyla seni gösterir.
hatta bizim lâle devri nedîm'imiz, şarap içemeyeceği için ramazan ayını da biraz üzüntüyle karşılar. bayram'a kadar nasıl sabredeceğini kara kara düşünür:
neler çeker ramazân içre îde dek göresin
nedîm terk-i mey-i hoş-güvâr edinceye dek
-> nedim, bu hoş sindirimli şarabı bırakıncaya dek, ramazan ayı boyunca bayrama kadar neler çeker gör.
serde biraz maçoluk da vardır:
ben kimseye açılmaz idim dâmenin olsam
kim görür idi sîneni pirâhenin olsam
-> ben eteğin olsam kimseye açılmazdım, gömleğin olsam göğsünü kim görebilirdi?
farkettim ki bu beyitler bitmez.
kendisine şu an yazdığım, ilk divan edebiyatı eserim ile buradan sesleniyorum:
şuh nedîmâ, ne hoş etdin de yazdın beyitler
ben kulun nâzenin tıfl gibi yenilerini bekler
18.yuzyilda yasamis turk sairi. sarkilariyla un salmis, lale devri boyunca helva sohbetlerinin aranan simasi haline gelmistir. bir "selvi boylum" takintisi vardir ki her uc siirinden birinde "yuru serv-u revanim gidelim sadabad'a" gibisinden cumlelere rastlanir. dili gorece olarak sadedir, siirlerinin cogu bestelenmistir.