1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

nefesimi kesen şiir... beni tanımlar diyenler

toplam 21 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

nefesimi kesen şiir... hakkında nefesimi kesen şiir...

~43 ahkam var. 1 2 3 önceki sayfa »

    Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
    Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
    Ve zehir - zıkkım cıgaram. Gene bir cehennem var yastığımda, Gel artık...

    pleiades1   04 Temmuz 2011 21:20   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Kimin fikriydi aşkı yürekte saklamak?
    ...Ve kalpleri kiralık evlere benzetmek..

    Kimin işi zordu ayrılıkta..
    Veda edenin mi yoksa bir vedayı evlat edinenin mi?

    Kimin yüzüne tükürmeliydi hayat,
    Maske takanın mı yoksa o maskeyi indirenin mi?

    Bir kadın kiminle sevişmeliydi,
    Kime sarılmalıydı kolları ya da kimin koynunda olmalıydı,
    Cebi paralının mı,
    Yoksa uğrunda paralananın mı?

    Kimdi dost..
    Geçip giden yıllar mı,
    Yoksa pastanın üzerinde söndürülen mumlar mı?

    Ve neden eşit dilimlenmezdi acılar,
    Gelen davetsiz misafir çoktu,ondan mı?

    Kimdi Aşk,
    Yanında olan mı terk etmemecesine,
    Yoksa kalarak acıtan mı gitmemecesine?

    Bir adam,
    Bir kadını ölüm onları ayırana kadar mı sevmeliydi,
    Yoksa kadın tutku bitince ölümü beklememelimiydi?

    Adresler başka aldatmalar aynı değilmiydi?
    Saatler ihaneti gösterdiyse gecenin geç vakitlerinin günahı neydi?

    Severek ayrılma modasını ilk başlatan kimdi,
    Kimin fikriydi sonsuza kadar dost kalmak?

    Kimdi aşkını ilk kâğıtlara yazan..
    Masumiyeti bir otel odasında bırakan kimdi?

    Son gece son sigarayı içmek için sevişmek kâfimiydi?
    Yoksa kapılar kapanınca ayak seslerini dinleyip ağlamak mı marifetti?

    Giden kimdi,
    Kalan kimindi?

    Bu ayrılığı kim icad etti?

    Ve geri dönmemeyi gidenlere,
    Kimler öğretti?

    EMRE GÖKÇE

    evlimeryem   04 Temmuz 2011 21:02   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    İstersen uzanabilirsin, gerçekten
    Ne fark eder, ha bir anlık ha bir yaşamlık
    Çoktandır izlemek istediğim bir film var yanımda
    Yanında patlamış mısır da yeriz tuzlu tuzlu
    Hayattan konuşuruz, ordan burdan
    Belki bizim de ortak korkularımız vardır, sıradan
    Belki ortak bir hayal bile kurarız, gerçekleşmeyen

    Günün birinde ıssız bir sahilde,
    Ben hamakta uzanıp gökyüzüne bakarken
    Sen masmavi denizden yeni çıkmışken
    Tuzlu tuzlu tenine dokunurum sahiden

    İstersen uzanabilirsin, gerçekten...

    amnesiaccc   11 Mart 2011 16:07   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    iki rayı gibiyiz bir tren yolunun
    yakın olması neyi değiştirir son istasyonun

    maadurumbenmaadurum   11 Mart 2011 15:55   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    senin beni neden üttüğün belli oldu optik
    beni nasıl üttüğün gün gibi ortada optik
    öyle ütülmez böyle de ütülmez optik

    kargaseyri   11 Mart 2011 14:11   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    şuan sıcaktan başka hiç bişey nefesimi kesmiyor arkadaş, ooy yanıyorum

    blackvitruvius   07 Ağustos 2010 01:59   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Rimbaud bazen bildiğiniz "kafamı iyi yapıyor"; sayılır mı?

    nenu cat   07 Ağustos 2010 01:40   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    pat pat ates..

    kodotune   13 Ocak 2010 04:40   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    nefesimi kesmez de hoşuma gider

    haymatlosss   13 Ocak 2010 04:04   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    okunduğu an beyin frekanslarına duyarlı mekanizması tetiklenen, bu mekanizmayla ortamdaki oksijeni hızla sömüren tuzak şiir makinesi.

    KroKodiL DanDiK   13 Ocak 2010 03:55   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    Hizmetçi Kız

    Kapı açıldı geliyor,
    Elinde kahve fincanı.
    Saçları saç, gözleri göz,
    Göğüs, kalça, hepsi tamam.
    Ya bacaklar, hele bacaklar ?
    Kız Allah'ını seversen,
    Kurbanın olayım bırak,
    Ölüyorum senin için bak,
    Pazardır evde kimse yok,
    Hadi ama, fırsat bu fırsat.

    Cahit Sıtkı Tarancı

    Jagermeister   13 Ocak 2010 03:27   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Silahlara veda
    Geceye rüyaya ve sana
    Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden
    Düzenlerin çıkmazına

    Çizdiğim resmin
    Saat kulesi ağlıyor
    Ağzım o çeşit yok
    Şişe bu çeşit var

    Sen bir gece gelsen
    Güneş doğmasa
    Gitmeden yine gelsen
    Bu yeni geleni
    Bu bize bakanı
    Sana bir anlatsam
    Güneş doğmasa
    Sandıkların içini göstersem sana
    Çizdiğim resmin
    Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde
    Bir rafa koyabilsen
    Olup biteni ve onları
    Sabaha kadar konuşsak
    O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam
    Ateşi karı tüfeği çeksem
    Ocağa pencereye kapıya

    Kemana veda

    Yağmurda şeytan ve şapkası
    Silahın ölümünü kutluyorum

    Tren kaçırmış gibiyim

    Sana veda

    Sezai Karakoç

    melusinee   13 Ocak 2010 02:57   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Girmeyin buraya, ikiyüzlüler, yobazlar,
    Kartlaşmış maymunlar, kalleşler, yağ tulumları,
    Yapmiri çarpık boyunlular, odun kafalılar
    Got'lardan, Ostragot'lardan beter hödükler,
    Sahte çilekeşler, takunyalı kara böcekler,
    Kürklü dilenciler, safa pezevenkleri,
    Kayış suratlı, şiş göbekli fitne tellalları,
    Gidin başka yerde satın dolaplarınızı.

    İğrenç dolaplarınız
    Kötülüklere boğar
    Çayır çimenimi
    Yalan dolanlarıyla
    Türkülerimizi bozar
    İğrenç dolaplarınız

    Girmeyin buraya, doymak bilmez hukukçular, avukatlar,
    Kâtipler, mübaşirler, halk kemiricileri,
    Fetvacılar, evrakçılar, yalancı sofular,
    Ve siz yargıç eskileri, siz ki tasmaya
    Vurursunuz namuslu yurttaşları itler gibi,
    Darağacıdır sizin hak ettiğiniz makam,
    Gidin anırın orda! Burada işlenmez
    Sizin mahkemelerde işlenen haksızlıklar.

    Kopyala yapıştır

    Kare Rua   10 Haziran 2009 17:28   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    SONSUZ

    Değerli olmuştur bana her zaman bu yalnız tepe
    Ve bu çit, büyük bir kısmını ayıran bir kenara
    Görüş alanımdan son ufkum
    Fakat oturup gözlediğimde, aklım kavramaya çalışır
    Can sıkıcı büyüklüğünü uzayın
    Onun dışını ve ulu sessizliklerini
    Ve en derin sakinliğini, sonra da kalbim hemen hemen
    Hayretten donup kalır. Ve rüzgârı işittiğim zaman
    Şu dalların arasından sertçe esen, bulurum kendimi
    Bu sesle sonsuz sessizliği karşılaştırarak;
    Ve sonra getiririm aklıma sonsuz gerçekleri,
    Ve ölü olan çağları ve şimdiki
    Yaşayanı ve onun gürültüsünü. Ve böylece
    Bu sonsuz büyüklükte aklım batarak boğulur:
    Ve hoştur kazaya uğramak bu denizde.

    Giacomo Leopardi

    izafiyet   15 Eylül 2008 18:50   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Prometheus

    Karart göklerini Zeus,
    Duman duman bulutlarla;
    Diken baslarini yolan çocuk gibi de
    Oyna meselerin, daglarin doruklariyla.
    Ama benim dünyama dokunamazsin,
    Ne senin yapmadigin kulübeme
    Ne de atesini kiskandigin ocagima.

    Su evrende siz tanrilardan
    Daha zavallisi var mi bilmem:
    Kurban vergileri
    Dua üfürükleriyle beslenir
    Hasmetli varliginiz zar zor.
    Size umut baglayan budalalar,
    Çocuklar, dilenciler olmasa
    Yok olur giderdiniz çoktan.

    Ben de bir çocukken
    Ne yapacagimi bilmez olunca
    Çevirirdim günese dogru
    Görmedigini gören gözlerimi;
    Yakarisimi dinleyecek
    Bir kulak varmis gibi yukarda;
    Varmis gibi derdimle dertlenecek
    Benimkine benzer bir yürek yukarda.

    Azgin devlere karsi
    Kim yardim etti bana?
    Kim kurtardi beni ölümden,
    Kim kurtardi kölelikten?
    Su benim yüregim degil mi,
    Kutsal bir atesle yanan yüregim,
    Her isi basarmis olan?
    O degil mi cosup tasarak,
    Yukarda uyuyani aldatarak
    Basimi beladan kurtaran?

    Benim seni kutlamam mi gerek? Niçin?
    Hiç derdine derman oldun mu sen
    Derdine derman bulamayanin?
    Gözyasini sildin mi hiç
    Basi darda olanlarin?
    Kim adam etti beni?
    Güçlüler güçlüsü Zaman
    Ve önü sonu gelmeyen Kader, degil mi?
    Onlar degil mi
    Senin de benim de efendilerimiz?

    Sen yoksa beni
    yasamaktan bikar mi sandin?
    Kaçar çöllere giderim mi sandin
    Açmiyor diye
    Tüm düs tohumcuklari?

    Bak iste, yerli yerindeyim;
    Insanlar yetistiriyorum bana benzer;
    Bütün bir kusak benim gibi,
    Acilara katlanacak, aglayacak,
    Gülecek, sevinecek,
    Ve aldiris etmeyecek sana
    Benim gibi!

    Johann Volfgang von Goethe

    izafiyet   15 Eylül 2008 17:45   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Bademlerden Say Beni

    Say bademleri,
    say acı olanı, uyanık tutanı say,
    beni de onlara kat:

    Gözünü arardım hep, gözünü açtığında,
    sana kimselerin bakmadığı bir anda,
    örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben,
    ki onun üzerinde tasarladığın çiy'in
    testilere doğru kaydığı bir zamanda,
    yüreğe varamamış öz bir sözle korunan.

    Ancak böyle varırdın adına, senin olan,
    o şaşmaz adımlarla kendine yürüyerek,
    savrulurdu çekiçler sanki bir çan kulesi
    boşluğundaymış gibi senin suskunluğunun.

    Ölmüş olan o şey senin koluna girer
    ve işittiklerin de seninle birleşirdi,
    üç olup giderdiniz geceyi katederek.

    Beni de acı yap, acı yap beni.
    Bademlerden say beni.

    Paul Celan

    izafiyet   15 Eylül 2008 17:43   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    SÖZCÜKLER

    Sözcüklere dikkat edin,
    olağanüstü olanlarına bile.
    Çünkü olağanüstü için yapabileceğimizin en iyisini yaparız,
    kimi zaman sözcükler arı gibi sokarlar
    ve bir öpücük bırakırlar iğne yerine.
    Parmaklar gibi değerli olabilir sözcükler
    Ve kaya gibi güvenilirdir sözcükler
    kıçınıza sokarsınız onları.
    Ama hem papatyalar hem de bereler gibi olabilirler.

    Yine de severim sözcükleri.
    Tavandan düşen güvercinlerdir sözcükler.
    Dizlerimde oturan altı kutsal portakaldır onlar.
    Sözcükler ağaçlardır, yaz'ın bacakları,
    Ve güneş, ve onun tutkulu yüzü.

    Ne var ki sözcükler sıklıkla yanıltır beni.
    Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki,
    Bir sürü öyküler, betimlemeler, atasözleri, vb.
    Ama sözcükler yetersiz kalır,
    yanlış olanları gelip öper beni.
    Kimi zaman uçarım bir kartal gibi
    ama bir çalıkuşunun kanatlarıyla.

    Yine de sözcüklere dikkat etmeye
    ve kibar olmaya çalışıyorum.
    Sözcüklere ve yumurtalara özenle dokunmalı.
    Bir kez kırıldılar mı olanaksızdır
    Onarılmaları.

    Anne SEXTON

    packard   25 Ağustos 2008 05:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    YALNIZ BİR OPERA
    Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
    Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
    Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

    İmrendiğin, öfkelendiğin
    Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
    Yani yaşamışlık sandığın
    Geçmişim
    Dile dökülmeyenin tenhalığında
    Kaçırılan bakışlarda
    Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
    Zaman zaman geri tepip duruyordu.
    Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
    Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
    Başlangıçta doğruydu belki.
    Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
    Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
    Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
    Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin.

    Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
    Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
    Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
    Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
    Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
    Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
    Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
    Çerçevesine sığmayan
    Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
    Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.

    Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
    Seni bir şiire düşündükçe
    Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
    Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
    Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
    Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
    Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
    Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
    'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.
    Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
    Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
    Takvim tutmazlığını
    Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
    Daha o gün anlamalıydım
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldığını.

    Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
    Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
    Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
    Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
    Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
    bakışıyorduk.
    Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
    Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
    Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
    Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
    MURATHAN MUNGAN

    gamsevik   25 Ağustos 2008 04:59   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    BİLİYORUM BU YARA HİÇ KAPANMAYACAK

    Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle
    isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…

    Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
    Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma
    atlar gibi sevdalanışımdan…
    Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
    Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
    uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
    Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
    acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
    gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
    Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
    Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
    sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
    çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
    çözüldüm…
    Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
    bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
    telaşla söylersin…
    Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
    hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
    kendini tutamazsın.
    Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
    batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
    Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
    mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
    Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
    gibi…
    Bir tür gurur muydu bu?
    Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
    ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
    hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
    Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda
    oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu
    biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
    avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
    diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
    Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
    Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı
    masanın üstünde dururdu hep.
    Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
    nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
    katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
    Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
    olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
    yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
    inanırdım…
    Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
    birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
    odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
    hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
    Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
    hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
    Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
    araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
    istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
    Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
    Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
    Evet cok geç anladım…
    Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
    özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
    üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
    Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
    evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
    sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
    İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
    bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
    Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
    gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
    ediyordu…
    Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
    gibiydik…
    Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
    Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
    engel olamadığımız o felaket duygusu…
    Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
    Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
    istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
    Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
    olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
    söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
    Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
    sonra…
    Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
    yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
    her şeye…
    Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
    kaybetmiş gibisin hep…
    Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
    kadınlarda…
    Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
    erkeklerde…
    Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
    Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
    incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
    gibi konuşanlara sevdalanacağız…
    Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
    Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
    Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
    orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
    Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
    de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
    gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
    her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
    gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
    Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
    hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
    Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
    oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
    yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
    garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
    kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
    Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
    Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
    Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
    gibi…
    Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
    biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
    Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
    sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
    özleyen birileri arıyor.
    Hiç cevap vermiyorum…
    Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
    yok ediyor…
    Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
    Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
    Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
    sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
    Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
    gibi…

    dlra   17 Ağustos 2008 00:52   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    ....Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.

    Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,

    Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...

    Ve zehir - zıkkım cıgaram.

    Gene bir cehennem var yastığımda,

    Gel artık...

    Ahmed Arif

    xelal   03 Temmuz 2008 15:37   aferim     (1 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :Ruh Adam

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage