Nihal Bengisu Karaca, bu ülkede, bu ülkenin o kancık diline göre birden fazla "kabahati" olduğu için sevilmez.
1- Kadındır 2-Müslümandır 3-Tesettürlüdür 4-Entelektüeldir 5-Ne konuşacağını bilir 6-Muhaliftir 7-Ezber bozar...
Her televizyona çıktığında anlı şanlı Kemalistlere, kelli felli demokratlara, cancanlı liberallere ayar verdiği için, kimse de ona layıkıyla yetişemediği için karşısındakini hırçınlaştırır.
Misal hayatı Fransa'dan ibaret algılayan şairden bozma Özdemir İnce, işte üniversiteye ikna hücrelerini sokan karanlık "bilim kadını" Nur Serter, parti sahibi restoratör kasaba uleması Yaşar Nuri Öztürk...
Hepsinin ortak noktası bu kadını çekememeleridir. Nasıl olur da üstelik başörtülü bir kadın entelektüel olur. Bu sanki insanlık suçudur. Çünkü bu ülkede kadın dendi mi cinsiyetsiz bir nesne akla gelir: Tansu Çiller, Meral Akşener, Işılay Saygın, İmren Aykut, Nur serter, Türkan Saylan.
Kadınlık, ancak rejime adanmış bir kadınlık olarak kodlanmışsa o ülkede demokrasiden bahsetmenin uzun vadede bir anlamı yoktur.
bizzat katılamadım ama düğün kasetlerini izledim biraz. bana pek de eğlenceli gelmedi. fakat diyeceğim odur ki karşına emre kongar’la nur serter’i aldın mı kahveden toplanmış adam olsan söyleyeceğin ve haklı olacağın birkaç on beş dakika yekunu sözün olur. nihal hanımı bu son program üzerinden değerlendirmek ona epeyce artı sağlayacaktır. olsun. notumuzu bol tutalım öğrencinin diyeceği kalmasın.
madde madde ilerleyelim. nihal hanım kadındır. ve kadınlık diye bir meselesi vardır. ama durup düşündüğümde aklıma ilk elden sait halim paşanın dönemin kadın hakları savunucularına ettiği bir çift söz geliyor. kadının çalışmasını bir özgürleşme olarak nitelendirip bunun propagandasını yapanlara paşa, köylerde kocaları kahvede fosurdarken tarlada çalışan kadınları örnek gösteriyor. meselenin -yani onların meselesinin- zaten halk olmadığını söylüyor. halka söyleyecek sözü olmayana da biz burada muşmula diyoruz nihat abimle. idris bey de bize katılıyorlar sessiz bir onaylama hareketiyle. nihal hanımın derdi de halktan olan kadınlar değil bence. yakınlarımda bildiğim birkaç örnek sadece bana nihal hanımın söylediklerini hatırlatıyor. hikaye şöyle: üniversitede kızımız ve esas oğlan islamcı ve entelektüel bir arkadaş grubu içinde tanışırlar ve evlenirler. ama evlendikten sonra bir şekilde kızımız gruptaki diğer erkek arkadaşlarıyla görüşemez olur. bu noktada mesela nihal hanım bir sosyolog olarak ama daha çok tecrübi bir sahiplenmeyle bu konuyu dert edinir. hal böyleyken nihal hanımın kadınlık meselesi kaçınılmaz olarak bu tür bir toplumsal bağlama sıkışmak durumdadır. buradan başörtülülüğe geleceğiz zaten. (dikkatinizi çektiyse hiç feminizm kelimesini kullanmadım.)
müslümandır. buna gördüğümüz, bildiğimiz kadarıyla şahitlik de ederiz.
tesettürlüdür. bu ona her daim belirli bir edayı kullanma şansı verir. tesettürlü olmak belirli bir çevrimin içine girmeyi reddetmek demektir. devlet, gazete ve sarı kamu tramvayları size yasaktır. siz her daim sivil yolları tırmanmaya gözünü karartmış hırçın ve hakperest bir dağ keçisisinizdir. nihal hanımsa bu tür yoldan çok uzaktadır bence. sonuç itibariyle türkiyede cumhuriyet’ten sonra en büyük -kendi deyimiyle- cemaat gazetesinde ve dahi gayet de operasyonel takılan bir dergide yazmaktadır. birinci çevrime girmezken onun dışındaki daha geniş çevrime girmektedir nihal hanım elbette tesettürlü olmak jestini de üzerinde taşıyarak.
entelektüeldir. bu sözün önünü arkasını zaten hiçbir zaman görememişimdir. entelektüellik söyleyiş biçimiyle alakalı bir şeyse nihal hanım bunu fazlasıyla hak eder. ammavelakin bu entelektüellik öze dair bir söz söyleme yetisi filan gibi bir şeye tekabül ediyorsa ben bu konuda bu yargıya katılamayacağım. nihal hanımın entelektüelliğini düşününce aklıma ilkin yıldırım türker geliyor. haklılık retoriği diye bir şey var. söylenenlerin alıcısında yeni bir düşünce uyandırmayı değil de sadece haklılığın teslimini öncelediği bir söz sanatı bu. ben her iki yazarda da ancak bunu görüyorum. haklılık retoriği mazlumlukla da yakından ilgili. yıldırım türker’in beslendiği kaynak türkiyede aydın diyebileceğimiz kişilere uygulanan faşist tasallutsa, nihal hanımınki de başörtüsü zulmüdür. bazen birbirlerinden rol çaldıkları da olur ama minval bu şemaldedir. okur olarak bizim yazarlara hak vermekten başka bir şansımız yoktur bu bahiste. bu da takdir edersiniz ki tatsız bir yazar okuyucu ilişkisi.
ne konuşacağını bilir. bu çok nasıl derler pejoratif bir tanım oldu. ben aksine onun işini bilir biri olduğunu düşünmüyorum. yıldırım türker’den gidelim. ben bu şahsı muhteremi hep öğretmen çocuğu tavırları içerisinde algılıyorum. hani arkadaşlarla adam dövmeye gidersiniz ve dönünce topluca disipline uygun adım filan. ama ossıra biri kervandan ayrılır. yıldırım türker’dir o. ona evladım sana yakışıyor mu denir kulağı çekilip sınıfa gönderilir. bu hissiyatı duyuyorum ben onun yazılarını okurken. bir olaya gayet yerinde bir tepki verdiğinde dahi bunun başka biri tarafından söylenmesinin mümkün olmadığını düşünüveriyorum. yıldırım türker’in yerini her daim sağlam görüyorum. söylediklerinden çok söylemedikleriyle alakalı olarak. oysa nihal hanımın yeri o kadar da sağlam değil gibi. ve bu arada sırada da olsa ağzından söylenmeyecek bir şey kaçırmasından kaynaklanıyor. zaten ben de hususiyetle onları okuyorum.
şimdilik bu kadar. muhalifliği ve ezber bozmasını da buzdolabına koyalım. ben akşam ısıtır yerim.
bu ahkamlar topluluk yöneticileri tarafından 'önemli bilgi' olarak işaretlenmiş
nihal bengisu karaca ile ilgiliyim diyenler
toplam 7 kişi bulundu. 7 adedi gösteriliyor.
nihal bengisu karaca hakkında

~ ahkam var.
İyi editör,iyi eleştirmen,güzel kadın,güzel anne,muhtesem bir feminist.Tabuları yıkmak onun görevi...Kendini her yere zorla da olsa kabul ettirmiştir...
kestiğin kendinsin
Bugün 4. gün. Gönül isterdi ki, eski güzel günlerde olduğu gibi, hijyeni az, aksiyonu bol bir Kurban Bayramı geçirelim, kurbanlar mahalle aralarında, boş arsalarda kesilsin, çoluk çocuk izlesin.
Hem merakla dolsun içleri, eğlensinler; hem de birazcık incinsinler. Böylece hayatlarının geri kalan bölümünü, 'olması gerektiği gibi', yani, 'neredeyse vejetaryen' geçirsinler. Çoluk ve çocuk, anlasın işte, mutluluğumuz birçok dramın toplamı. Böylece utansınlar hem, 'normal zamanlarda' o kadar çok et yedikleri için. Hayır şaka yapmıyorum, Kurban Bayramı rahatsızlığını tuhaf bir egosantrizmle açık etmekten rahatsızlık duymayanlar 'biz sıtma diyorduk, ölüm de varmış' diye ürpermekte özgürler. Müslüman bir ülkede doğmuş olmanın olası kazanımlarını elinin tersiyle itmiş ve meseleyi Batılı-modern önkabul kalıpları ne buyurursa öyle ezberlemiş, özgün anlayışsızlıklarına da minnettarım. Çünkü hangi mutabakat çabası nerede düğümleniyor, hangi -tek taraflı- taviz hangi anlamın yitimine tekabül ediyor, bu sayede anlıyor ve kendi memnuniyetsizliklerimi keşfediyorum. Kan gölüne döndüğünü iddia ettikleri sokaklara baktığımda boş, Kurban Bayramı'nın gelmemiş gibi yaptığı kuytuluklar görüyorum çünkü. Kaçan danalar, kalp krizi geçiren kasaplar diye koydukları ortalama rakamların yanında ise kesimhanelerde sıra bekleyen, bunun için ayrıca 150 YTL ödeyen, kurallara uymazsa 54 YTL ceza ödeyen kalabalık kitleler var. Bir tarafta kurban görüntülerinden rencide olmayı meslek haline getirmiş olanlar, diğer tarafta bayramın ana temasını kaybetmiş mü'min halk. Görüyorsunuz ki, Kurban Bayramı'nı sevmeyenler ve çoklukla denizürünü yerler tayfası için alınan hiçbir mesafe yeterli değil, onun gönlünden geçen, 'Kurban bayramı gelmese, iptal edilse keşke...' Bunu açıkça ifade edemediği için her bayram 'kanlı görüntü' sayıyor, memnuniyetsizliğine saygı bekleyerek...
Bu noktada artık, kanlı bir müdahalem olacak. Müslümanların bile 'zelil' olduğuna inandıkları, inandırıldıkları o 'kanlı görüntüler' neyi temsil eder? Hatırlayan var mı? Kurban Bayramı'nın tecrit edilmiş ana teması, neden 'kurban kesimi'?
Bayramı kalbine düşürebilen bilir; mesele bir hayvanı boğazlamak değildir.
Orada bıçak altında gözü bağlı yatan, kurban kesenin 'kendisidir'. Kurban içimizdeki bir şeyin, bize ait bir parçanın temsilidir. O parça, tutkuyla bağlanan yanımızdır, ihtirasla bağlanıp bize ait kıldığımızdır.
Devamlılığımızı, azmimizi, motivasyonumuzu, ihtirasımızı, atılımlarımızı, tutkularımızı hazırlayan yanımızdır o; değerlimizdir; çok kıymet verdiğimizde bizi aşağı çekip esfeli safilin kılacak olandır aynı zamanda; düzenli aralıklarla feda etmemiz, durulanmamız gerekendir bu yüzden...
Kurban etmek, muhtaç olduğumuz ama bizi mahkum etmesine izin vermeyeceğimiz bağlılıkların kurban edilmesidir. 'En kıymetli'yi gölgede bırakmaya soyunmuş sevgiler, bıçağın darbesiyle sökülürler içimize işledikleri yerden.
Kurban kesmek; buyruklarını estetize ettiğimiz diğer yarımızla yüzleştirir bizi; muhtacızdır ona, mahkum da olmamalıyızdır ama. Her kurbanda, sebeplerle, o sebepleri yaratan arasındaki tefriki algılarız. Can çekişen hayvanımıza bakarız ve bu dünyada sevdiğimiz ne kadar çok şey varsa hepsinin O'na gitmeye yazgılı olduğunu görürüz. Ve elbette, hiçbir şeyi O'ndan çok sevmemeye dair ağır bir nasihat vardır akan kanda. Yüzülen derinin gövdeyi bırakması gibi bırakır gider; bize kalacağını sandığımız dünyaya ilişkin ham hayaller.
İşaret edilen yeri değil, işaret edeni sever insan, hatta tapmanın eşiğine gelir bazen. Dünya O'nu işaret eden bir semboller düzeneğidir ve Allah dünyaya tapmaya yatkın yanımızı örseler her bayram, fazlasını alır, perdahlar, kamulaştırır. Kestiğin kendinsindir biraz, ama o halde bile, kendine ait değilsindir işte. İsteyen, boğuşan, emreden, söke söke alan yanın, büyük bir teslimiyetle başkalarının sofrasına düşecektir şimdi. Geride kalan, dünyayı sevmek adına biriktirdiklerinden, başkalarına ne verebildiğindir...
Hepinize kutlu olsun.
Nihal Bengisu Karaca
hayatta ölüm hakkında okuduğum en güzel cümleleri bu hanımefendi kurmuştur. farklı konularda kalem oynattığı birçok yazısının da arkasında gönül rahatlığıyla dururum. yeni yetme de sayılmam hani. sadık yemni'den önce de sonra da severdik kendisini.
velhasıl biraz önce cnn türk'te izlerken malesef fikirlerim bir hayli değişti. ilk olarak suratında o alaycı olduğunu düşündüğü gülümsemesinden hiç hoşlanmadım. nihal hanım siz sarkastik olamayacak kadar buralısınız ya da ben öyle olduğunuz için seviyordum sizi. siz alaycı değil anlayışlı olan değil miydiniz? bırakın biz dalgamızı geçelim. sizi star wars konsülüne yakıştırıyorduk biz.
bunun ötesindeyse ne yazık ki cümlelerini de toparlayamadı. fikirlerini sadeleştiremedi. savunduğu değerlere hakim biriymiş gibi görünmedi. belki ben gözümde büyütmüşüm, o da olabilir. en kötüsüyse cazgırlık -bu kelime ona hiç yakışmıyor ama televizyondan görünen hali böyle, söylemek boynumun borcu- yaptı, laflara aradan daldı, demagojinin kralını icra etti vs... neyse, uzun lafın kısası, nihal hanım da bir hayal kırıklığıymış. sıradaki gelsin.
Topluma baktığımızda Türban takan herkesin "öcü" görüngesine münhasır sıfatları yapıştırdığı ve öcüleri toplumdan bastırma, dezenfekte etme bilincini yerleştirdiği bu yıllarda, aklı başında ve kendini modern sanan kokonalarla düdük (s.dik) yarışına girecek ve bu yarışı kazanabilecek kıvrak zekada bir kadın.
tam olarak "'kapı açık, arkanı dön ve çık' edebiyatını 'ben sende tutuklu kaldım' edebiyatına tercih ederim" diyen cüretkâr, tabuları yıkmada da pek marifetli, feminist olduğunu iddia eden kadınlardan daha kadın..
seviyor ve inanıyoruz.
bizzat katılamadım ama düğün kasetlerini izledim biraz. bana pek de eğlenceli gelmedi. fakat diyeceğim odur ki karşına emre kongar’la nur serter’i aldın mı kahveden toplanmış adam olsan söyleyeceğin ve haklı olacağın birkaç on beş dakika yekunu sözün olur. nihal hanımı bu son program üzerinden değerlendirmek ona epeyce artı sağlayacaktır. olsun. notumuzu bol tutalım öğrencinin diyeceği kalmasın.
madde madde ilerleyelim. nihal hanım kadındır. ve kadınlık diye bir meselesi vardır. ama durup düşündüğümde aklıma ilk elden sait halim paşanın dönemin kadın hakları savunucularına ettiği bir çift söz geliyor. kadının çalışmasını bir özgürleşme olarak nitelendirip bunun propagandasını yapanlara paşa, köylerde kocaları kahvede fosurdarken tarlada çalışan kadınları örnek gösteriyor. meselenin -yani onların meselesinin- zaten halk olmadığını söylüyor. halka söyleyecek sözü olmayana da biz burada muşmula diyoruz nihat abimle. idris bey de bize katılıyorlar sessiz bir onaylama hareketiyle. nihal hanımın derdi de halktan olan kadınlar değil bence. yakınlarımda bildiğim birkaç örnek sadece bana nihal hanımın söylediklerini hatırlatıyor. hikaye şöyle: üniversitede kızımız ve esas oğlan islamcı ve entelektüel bir arkadaş grubu içinde tanışırlar ve evlenirler. ama evlendikten sonra bir şekilde kızımız gruptaki diğer erkek arkadaşlarıyla görüşemez olur. bu noktada mesela nihal hanım bir sosyolog olarak ama daha çok tecrübi bir sahiplenmeyle bu konuyu dert edinir. hal böyleyken nihal hanımın kadınlık meselesi kaçınılmaz olarak bu tür bir toplumsal bağlama sıkışmak durumdadır. buradan başörtülülüğe geleceğiz zaten. (dikkatinizi çektiyse hiç feminizm kelimesini kullanmadım.)
müslümandır. buna gördüğümüz, bildiğimiz kadarıyla şahitlik de ederiz.
tesettürlüdür. bu ona her daim belirli bir edayı kullanma şansı verir. tesettürlü olmak belirli bir çevrimin içine girmeyi reddetmek demektir. devlet, gazete ve sarı kamu tramvayları size yasaktır. siz her daim sivil yolları tırmanmaya gözünü karartmış hırçın ve hakperest bir dağ keçisisinizdir. nihal hanımsa bu tür yoldan çok uzaktadır bence. sonuç itibariyle türkiyede cumhuriyet’ten sonra en büyük -kendi deyimiyle- cemaat gazetesinde ve dahi gayet de operasyonel takılan bir dergide yazmaktadır. birinci çevrime girmezken onun dışındaki daha geniş çevrime girmektedir nihal hanım elbette tesettürlü olmak jestini de üzerinde taşıyarak.
entelektüeldir. bu sözün önünü arkasını zaten hiçbir zaman görememişimdir. entelektüellik söyleyiş biçimiyle alakalı bir şeyse nihal hanım bunu fazlasıyla hak eder. ammavelakin bu entelektüellik öze dair bir söz söyleme yetisi filan gibi bir şeye tekabül ediyorsa ben bu konuda bu yargıya katılamayacağım. nihal hanımın entelektüelliğini düşününce aklıma ilkin yıldırım türker geliyor. haklılık retoriği diye bir şey var. söylenenlerin alıcısında yeni bir düşünce uyandırmayı değil de sadece haklılığın teslimini öncelediği bir söz sanatı bu. ben her iki yazarda da ancak bunu görüyorum. haklılık retoriği mazlumlukla da yakından ilgili. yıldırım türker’in beslendiği kaynak türkiyede aydın diyebileceğimiz kişilere uygulanan faşist tasallutsa, nihal hanımınki de başörtüsü zulmüdür. bazen birbirlerinden rol çaldıkları da olur ama minval bu şemaldedir. okur olarak bizim yazarlara hak vermekten başka bir şansımız yoktur bu bahiste. bu da takdir edersiniz ki tatsız bir yazar okuyucu ilişkisi.
ne konuşacağını bilir. bu çok nasıl derler pejoratif bir tanım oldu. ben aksine onun işini bilir biri olduğunu düşünmüyorum. yıldırım türker’den gidelim. ben bu şahsı muhteremi hep öğretmen çocuğu tavırları içerisinde algılıyorum. hani arkadaşlarla adam dövmeye gidersiniz ve dönünce topluca disipline uygun adım filan. ama ossıra biri kervandan ayrılır. yıldırım türker’dir o. ona evladım sana yakışıyor mu denir kulağı çekilip sınıfa gönderilir. bu hissiyatı duyuyorum ben onun yazılarını okurken. bir olaya gayet yerinde bir tepki verdiğinde dahi bunun başka biri tarafından söylenmesinin mümkün olmadığını düşünüveriyorum. yıldırım türker’in yerini her daim sağlam görüyorum. söylediklerinden çok söylemedikleriyle alakalı olarak. oysa nihal hanımın yeri o kadar da sağlam değil gibi. ve bu arada sırada da olsa ağzından söylenmeyecek bir şey kaçırmasından kaynaklanıyor. zaten ben de hususiyetle onları okuyorum.
şimdilik bu kadar. muhalifliği ve ezber bozmasını da buzdolabına koyalım. ben akşam ısıtır yerim.
Nihal Bengisu Karaca, bu ülkede, bu ülkenin o kancık diline göre birden fazla "kabahati" olduğu için sevilmez.
1- Kadındır 2-Müslümandır 3-Tesettürlüdür 4-Entelektüeldir 5-Ne konuşacağını bilir 6-Muhaliftir 7-Ezber bozar...
Her televizyona çıktığında anlı şanlı Kemalistlere, kelli felli demokratlara, cancanlı liberallere ayar verdiği için, kimse de ona layıkıyla yetişemediği için karşısındakini hırçınlaştırır.
Misal hayatı Fransa'dan ibaret algılayan şairden bozma Özdemir İnce, işte üniversiteye ikna hücrelerini sokan karanlık "bilim kadını" Nur Serter, parti sahibi restoratör kasaba uleması Yaşar Nuri Öztürk...
Hepsinin ortak noktası bu kadını çekememeleridir. Nasıl olur da üstelik başörtülü bir kadın entelektüel olur. Bu sanki insanlık suçudur. Çünkü bu ülkede kadın dendi mi cinsiyetsiz bir nesne akla gelir: Tansu Çiller, Meral Akşener, Işılay Saygın, İmren Aykut, Nur serter, Türkan Saylan.
Kadınlık, ancak rejime adanmış bir kadınlık olarak kodlanmışsa o ülkede demokrasiden bahsetmenin uzun vadede bir anlamı yoktur.
Feminizm rüzgarından zatürre olduğu halde, mütesettir ve evli olmayı başarabilen enteresan insan.Bazı yazılarında şova kaçıyım derken rezil olmuyor değil:)Ama yine de güzel ve hoş yazıyor.
"nihal bengisu karaca hakkında bize bilmediğimiz bir şey anlatın" diyen yönergelerden hoşlanmaz. renklerden moru ve yeşili sevse de bunlar ona beyaz kadar yakışmaz. güzel bakar ama uzağı net göremez. uzun boylu sayılmaz ama bir yere girdiğinde onu farketmemek mümkün olmaz. kontrast insanıdır kendisi zaten ezelden. çok konuşup az laf etmez.
biliyo muydunuz bakalım bunları? evetse 1'e, hayırsa 2'ye basın. müşteri temsilcimiz sizinle ilgilenecek.
 |
bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz. |
|
|