insanoğlu ilk düşünce pırıltısını yakaladığından beri anlamlandırmaya çalışıyor evreni. çeşitli yollar deniyoruz bu amaçla, bilgiyi arıyoruz, masallar uyduruyoruz, bu masallara inanıyoruz hatta öteye dair tabular yaratıyoruz sınırlarımızı daraltmak pahasına. oysa herkes sadece kendi durduğu noktayı işgal ediyor uzay zamanda, üstelik herkesin durduğu noktadan bambaşka bir evren seyrediliyor sadece bakanın görebildiği. çünkü sadece o noktadan ve sadece o gözlerden öyle görünüyor evren. yalnızca her insan başka bir alem değil, her insan başka bir alemde aynı zamanda. işte bundan ötürü ciddiye alınmadığı zaman bu alem, oyun olur her şey ve anlamsızlığına karşı hayatın en ciddi tavır oluyor oynamak. işte böyle bir güdüyle her halde mersin’in arslanköy beldesinden on köylü kadın karar vermişler bir tiyatro oyunu hazırlamaya. karar vermekle kalmamışlar oyunu sahnelemişler bile. pelin esmer isimli bir hanımefendi de bu “oyun”dan haberdar olup gitmiş belgeselini çekmiş bu “oyun”un ve adına da “oyun” demiş iş bu belgeselin.
hani şu gitmesek de görmesek de bizim olan köyler var ya orada uzakta olan, o köylerden biri işte bu arslanköy. bildiğiniz köylü kadınları bu kadınlar da; tarlada çalışan, okuyamamış, kocasından dayak yiyen… gel gelelim bildiğiniz gibi değilmiş işte köylü kadınları. onların da hayalleri varmış meğer. söyleyecek sözleri varmış, daha da önemlisi söyleyecek cesaretleri varmış. on kadın “kadın başlarına” kalkışıyorlar bu işe, bir tek beldedeki okulun müdürü yardım ediyor onlara. başlarda kimse pek ciddiye almıyor bu sevdalarını ama sonraları kocaları bile –artık çaresizlikten midir, kadınların azminden midir bilinmez- “bizim karı da artiz oldu” diyerek de olsa, çünkü bu cümlede yadırgamanın yanında kabulleniş de var neticede, en azından köstek olmamaya başlıyorlar bu işe. söyledikleri kendi hikayeleri, oturup yaşadıklarından bir oyun çıkarıyorlar ortaya. her şeyi kendileri yapıyorlar, üstelik gündelik işlerinin arasında zaman yaratarak başarıyorlar bunu. bu esnada on insan evladını bir araya toplayınca dünyanın her yerinde olan şeyler oluyor orada da. egosantrik çarpışmalar gözleniyor yer yer; bir bakıyoruz rolüm küçük diyorlar, bir bakıyoruz birbirlerini disiplinsizlikle suçluyorlar. kendilerinin bile farkında olmadıkları ihtirasları çıkıyor su yüzüne. ama o “küçük” hayatlarından kocaman bir “oyun” çıkarıyorlar ortaya adı da “kadının feryadı”. kadın dedikleri kendileri, feryat ise kendileriyken diyemedikleri.
nihayetinde de çokça gerçek biraz hayal katarak yarattıkları bu feryadı duyuruyorlar köy halkına. hatta öyle bir feryat oluyor ki bu pelin esmer’in marifetiyle bize kadar geliyor sesi. herkesin eline, emeğine sağlık diyorum ben de. oyun güzeldir kanaatimce, bu “oyun” ise ayrı bir güzel. hayat kadar hayal, oyun kadar ciddi, ışıl ışıl bir kaf dağının ardı masalı.
Bir oyundu bu ya hani en az iki kişiyle oynanmalıydı ya…
Sen hep birinci olmayıydın…
Hani topun sahibi gibi,
hani kaybedince top ta benim, oyunda der ya…
o gider…
o giderse top gider…
top giderse oyunda…
ama sonra
canı oyun çeker….
Bakar ki…......bakar işte öyle...