toplam 220 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
~104 ahkam var. « sonraki sayfa 1 2 3 4 ... 6 önceki sayfa »
yazın londradan geçme planım var...gerçi herkez yanlız gitme diyor ama =)
kesinlikle yalnız gitmeyiniz..
şehir aşk kokuyor ve kalbiniz boşsa..
acıtıyor..
herksin öle güzel böle güzel gazıyla gittiğim nedense bir türlü sewemediğim bir şehir hep aynı insanlar hep aynı soğukluk sokakları bir garip kokar gördüğünüz pek çok arabanın tamponu vuruktur anlam veremessiniz taki parketmeye çalışan bir araba görene kadar
tek sewdiğim yeri louvre müzesidir günlerce içerde kalabilirsiniz :)
ulan napolyon bile dunya devlet olsa ba$kenti istanbul olurdu demi$, ortasinda kule var diye begeniyonuz.
fransiz $air bi abimizde ondan bezmi$, kuleyi cok seviyorum cunku bi tek ordan kule gozukmuyor demi$ idi.
sen gel ben seni bi diger istanbulla tani$tirayim bak bi daha fransiz opu$u aramazsin, biyikli turki$ fircali kiss var.
gidipte eyfel kulesini göremediğim şehir. yağmurlu havada arabada üşürken ben, şortla doşalanları görüp anlam veremediğim insalarda var.
arkadaslar parise gidersenis eğer eiffel in 100 metre önünde tpolu insan mezarları müzesi var adam lar çok enterasan bir müze yapmışlar insan kemiklerinden bence bi deneyin derim
ve paris ccccoooookkk güüseelll
Tatile gelmek için en güzel şehirlerden biri, ama insanlarının, sokaklarının hep aynı oluşu bir yerden sonra bardağı taşırabilir. Burada yaşamak için titanyum gibi sinirlere sahip olmak lazım.
Londra kardeşim, Londra... Londra'ya gidin.
ruhuna aşık olduğum şehir. kanımca dünyadaki hiçbir şehrin ruhu parisinki kadar hüzün ve yalnızlık dolu olamaz. belki de dünyanın en romantik şehri.
paris
bu kartı sana paris'ten atıyorum
çok türkçe bir aşkın ortasında
çok türkçe bir yağmurun mağarasında
çift kâğıtlının son dumanına sinen erezyonda
kelimelerden
beni aşağılayan, bir hiç yerine koyan kelimelerden
ve tehlikeli, korkunç hayvanlardan kurtulduğum,
kendime doğru
bir çıkış yolu bulduğum
güzel bir zamanda..
bu kartı sana paris'ten atıyorum:
bugün mavinin ayrı bir havası
bugün rüzgârın özel bir şıklığı var,
bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim!
bugün kuşlarla senden, senin
o çok efkârlı ellerinden konuştuk uzun uzun
bugün kuşlarla senin resmini çizdik
bütün karakol duvarlarına
biraz sandviç yedik, biraz su içtik seni düşünerek
allahına kadar fırlamaydık senin anlayacağın
bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim
bugün kuşlara senin ismini armağan ettim!
gereksiz eklem ağrıları ve kriz değil midir
ışıksız gözlerime bir nebze kan
pul pul olmuş tenime enjektör kapanları kuran,
duran
sonra yürüyen
sonra bir daha duran
seyyah kalbime tüm ihtişamıyla boşalan
hap niyetine sıcak elektriğin doludizgin sersemliğinde
üşürken, açken
kolları kısa ceketimin yakalarını kaldırırken
sorgumda soruyorum bunları, hep soru kalanları:
niye ayrıldık (cevabı kullanılmış, aids riski taşıyor)
nasıl sustuk (cevabı, kalabalık getto masallarında)
niçin birbirimize çarpa çarpa bir suça ortak olduk
şimdi hangi dozda hangi ekolde zırvalıyorum
sokaklarda mora mor çalan dönme bir gitaristken
koşabiliyor muyum, nefes alabiliyor muyum, sıçabiliyor muyum
dehşetli yerlerimden
en karanlık gizlerimden çalakalem vurulmuşken
otuz üçünde kahpe bir anarşist
sırtında yetmiş yedi hançer yarası
bir polisten tokatlanmış magnum ve ben
gece camlarını, or..pu ......nı yumruklarken
ya da
çıplak ayaklarımla boş ilaç şişelerini ezerken
her yer, herşey kırmızıya boyanırken duruluyorum
ölmek üzere olan birin üstünde dönenen
puşt akbabalar gibi yüzümün üstünde dolanıyor ruhum!
bu kartı sana ben
sanırım
paris'ten atıyorum!
mamafih,
niye gelmişim, nerden gelmişim, neden burdayım
sanki
ekmeğe karışmışken toprağı özleyen buğdayım!
sevgilim, ben ne soysuz bir adamım -ki
kopan mi telinin yerine kurumuş bir gözyaşı takıyorum
evet! evet!
koşuyorum, yuvarlanıyorum, bağırıyorum, ağlıyorum
faşizme yenilmişken
avla avcının mesafesi daralmışken
otuz üçünde bozguna uğramış bir devrimci
kıçında yetmiş yedi ....ak yarası
bu kartı sana ben
büyük ihtimal
paris'ten atıyorum!
küçük iskender
pigalle'deki küçük otelinizden çıkarken resepsiyondaki sürekli televizyon izleyen adama au revoir dedikten sonra rue des abbesses'ten yukarı yürüyüp küçük bir büfeden, içinde ne olduğunu sormanıza rağmen ne yediğinizi anlamadığınız, ördek ciğerli, gerçekten kötü tercih yapılarak alınan sandviç yinede lezzetli gelir. sadece salata ve sandviçle beslenmeye alışmışsınızdır içkiye paranız kalsın diye. tabii ki boğazınızı ıslatmanız gerekir birayla. bir tane de yolluk alırsınız ve yüzlerce basamak çıktıktan sonra sacre-cœurun arkasından dolanıp önündeki basamaklara oturur bir paket sigara bitirirsiniz. manzarayı izleyerek "artık yarın müzelere gidelim" der, ertesi gün musée du louvre'a geldiğinizde, gene, buraya vericeğim 8 öğroya güzelinden bir şişe şarap alırım diyerek çimenlere uzanırsınız...
sokak sokak nerde ne var bilirim,kafeleri,barları,sanatçıların evlerini,...bi kitap var da,yazıyo orda hepsi
Wax da kız arkadaşımı arada sandviç yapmaya çalışan cezayir asıllı fransızla kavga ettikten sonra bende çekiciliğini yitirdi. Adamlara kızıyoruz ırkçılık yapıyorlar diye ama kardeşim harbiden içine etmişler koca kentin. Bizdeki magandalar halt etmiş Paris’n kırolarının yanında. Mümkün olduğunca merkezde kal, sakın mix club a girmeyin derim.
parasız olarak keyfi çıkartıldıktan sonra birde parayı bulunca gidilmesi gereken şehir...
CDG ve Orly adındaki iki hava alanıda üre ve ürik asitten oluşan insan dışkısı gibi kokan şehir. Onun dışında romantik ve büyüleyüci bir güzelliği olan metropol