toplam 2 kişi bulundu. 2 adedi gösteriliyor.
~2 ahkam var.
Geçmişi anlatarak yeni güzellemelerle avutmayacağım kendimi. Ve yarınları anlatmak için de çok geç kaldım umuda. Kusursuz değilim elbette bunalımlarımla, karşılıksız aşklarımla, bir yere varmayan yolculuklarımla. Evet, tamam, kabul ediyorum hep hayalini kurduğumu, tüm gönülleri fethedecek, tüm tahtları sarsacak, mazlumları ve mağlupları güldürecek satırların.
Birinci Bap:
Gecenin üçünde mahmur gözlerinle televizyonun karşısına uzanmış unutmaya çalışıyorsun. Bir belgesel çıkıyor karşına, izlemeye başlıyorsun; bakalım ne görüyorsun:
ABD uçakları K. Kore’yi bombalıyor. Sadece uçakların saldırısında iki milyon sivil ölmüş. Bombardımandan sonra K. Kore şehirlerinden görüntüler... Taş üstüne taş kalmamış, cesetler, binalar, yollar, araçlar, hepsi birbirine karışmış. Kimi köyler tamamen haritadan silinmiş. Dev bir krater görüyorsun, bir çocuk bahçesi miydi, yoksa bir ev miydi bilemiyorsun. Sonra bir ABD generalinin uçaktan indiği sahneye geçiliyor, az önceki manzaranın etkisiyle kan damladığını sanıyorsun dişlerinden. “Özgürlük,” diyor, gerçeğin aynasında kırılıp parçalanıyor “Özgürlüğü”
Sonra bir yıkıntı. Arta kalan küçücük bir Koreli çocuk, sırtında paralanmış bir hırka da olmasa çırılçıplak... bu küçük oğlan dehşetle, korkuyla, çaresizlikle feryat figan. Ayakta, saçları kısacık, suratı kapkara; boş ellerini çırpıyor, minik ellerini bir sana uzatıyor bir anasına, belli senden umudu kesmiş anasının şefkatini bekliyor yavrucak. Kim silecek şimdi yüzünü ve göz yaşlarını, kim dindirecek çığlıklarını; çocuk kara gözleriyle, belli belirsiz kaşlarıyla bir daha anasına bir daha sana bakıyor. Anasını gösteriyor olmalı, ellerini çırpıyor en azından bir şey anlatmak için belki.
İkinci Bap:
Yalnız değil ki çocuk, ablası var yanında. O hiç ağlamıyor. Yürek yakan bir suskunlukla gözlerini dikmiş anasına bakıyor. Kardeşini avutmaya dermanı mı var sanki? Hemen ayaklarının dibinde bir bohça gibi kıvrılmış yatan yığın neydi dersin bir zamanlar? İşte buradan çıkalım yola. Gel, sen ve ben, beraber. Unutalım yaşadığımızı, unutalım alınabilir bir canımız olduğunu. Yalnız, diyelim, biz varız dünyayı kurtaracak olan!
Yok, yok bırakalım bunları efendim, caanım efendim, elimizi versek kolumuz kurtaramayız bu ayak takımından güzel efendim.
Yine mi caydın? – Şşşt, şimdi aydınlanma zamanı değil. Zat-ı Alilerinizin başını şişirmek gibi olmasın, ancak geçen gün ansızın anladım ki, bir hayalin peşinden koşmakta imişim. – Hayatta en zor iş triolog yazmaktır, bilir misiniz? – Bilmem mi, efendim, bilmem mi, ama gel de anlat derdini bu sağını solunu, başını gözünü ayıramaz insan güruhuna!
Efendi, efendi, kem küm etme de sadede gel gayri!... İyi de, öyle kolay değil ki insanın sırlarını açması. Pekala: Benim hayatımın dönüm noktası yedi yaşında Bakırcılar Çarşısında bir Asur Tanrısıyla karşılaşmamdır, ancak bu başka bir hikayenin konusudur. Konformizm meselesine gelince, bu konuda hiç kimseye hesap vermek zorunda değilim, tarihin beni haklı çıkaracağından kesinlikle eminim.
Üçüncü Bap:
Sabah olunca kalkar beyzademiz kuştüyü yastıklı, atlas yorganlı, yün döşekli yatağından; kalkar kalkmaz koparır yaygarayı şekerlemeleri, balları, reçelleri, salamları, peynirleri, türlü türlü içeceklerini bulamazsa yanı başında. Elbet vardır başında elinde tepsiyle bir enayi, kahvaltıdan önce mutlaka bizimkinin elini yüzünü gözünü yunması gerektiği ve bu iş için de bir kase su yeterli olduğu için şanslı sayar kendini. Kim bilir kimdir bu enayi, sulu sulu ağlayan bir karıdır belki, sızım sızım sızlanan bir kocadır belki, bir baldız, bir dünür, kayın kayınço, hala teyze olmasının da ihtimali yok sayılmaz hani.
Şimdi bırakalım biz bu beyzadeyi de kendimize bir göz atalım, biraz şan katalım, gerekirse yerden yere vuralım. Ne zordur değil mi insanın kendi kendine değinmesi, hiç gidilmemiş herhangi bir Rumeli Hisarının anlatılması gibi. Ya yücelttikçe yüceltirsin kendini, öyle ki, kıçın bulutlara, parmak uçların arşa kadar yükselebilir. Ya da şöyle böyle diye tarif ederken ansızın boşluğa konuştuğunu fark edersin. Şimdi olduğu gibi.......