peyami safa ile ilgiliyim diyenler
toplam 39 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
peyami safa hakkında

~ ahkam var.
1 2
önceki sayfa »
romanları bariz sakarlıklarla doludur. derdi de roman yazmak değil, muhafazakarlığını sergilemektir. nazım a sataşması ise hayatının en büyük hatalarından sayılabilir..."ulan sen kimsin nazım kim...angut" diyesi gelir insanın...bu arada neden bilmiyorum neredeyse tüm romanlarını okudum kendisinin. o yüzden bilmeden sallıyorsun cinsinden saldırılara kapalıdır bu ahkam, belirteyim...
KADIN,ASK, AİLE' KİTABINDA GÖZLÜKLÜ İNSANLARLA KONUSMAYI SEVMEDİĞİNİ SÖYLER.. UYUZ OLMUSTUM AMA SAYGIYLA...
Edebiyata safalar getirdi!
nazım hikmet'in küçük burjuva münevveri olarak tanımladığı yazar kişisi. diyo ki nazım;
"peyami ve benzerleri sosyal temelleri çürümüş bir cins küçük burjuva münevverliğinin marka malı olmuş öyle nümuneleridir ki ideoloji bakımından karanlık bir çıkmaz içinde çırpınıp dururlar.
tabiî bunları peyami’yi şahsen tahkir etmek için söylemediğimi anlarsınız. bir doktorun bir hasta için veremdir, demesi, nasıl onu tahkir sayılmazsa peyami’nin bu sosyal hüviyetini anlatmak da öylece hakaret ve küfür değildir.
küçük burjuva münevverlerinin karakter hususiyetleri saymakla tükenir soydan değildir. meselâ aklıma geliveren bir ikinci ve birinciden mühimmini söyliyeyim:
onlar, şöhret ihtiraslarını ve maddî refahlarını doyurmak uğrunda en aşağılık vasıtalara başvurmaktan çekinmezler."
senelerce ısrarla okumak istemediğim bir yazar ve dün alelacele kitapcıdan alıp geldigim "dokuzuncu hariciye koğuşu"ndan, bu kadar zaman okumayışımın verdiği pişmanlıkla;
"kendimi kitapların kahramanlarından daha mühim bulduğum için, okumaktan sıkılıyorum. ıstırabımın hodgamlığı mani oluyor."
"Nüzhet'ten kart geldi. ziyaret edemediği için af istiyor. hastalar affetmesini bilirler ama..."
romanlarında kendimi bulduğum yazar. okunasılık sırasına göre tavsiye edeceğim eserleri yalnızız, matmazel noraliya'nın koltuğu, dokuzuncu hariciye koğuşu, bir tereddütün romanı, şimşek, sözde kızlar, fatih harbiye vs vs vs ...
ruhi azabıma nispetle saf ve temiz olan et ızdırabımı o gece sevdim...
dokuzuncu hariciye koğuşu'ndan!!!
hastasıyımdır.
Yaşlanarak değil,yaşayarak tecrübe kazanılır; zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.
Peyami Safa
yalnızız.
Bütün Rönesans bir şüpeden doğdu.Bütün yeni felsefeler zaferlerini Descartes in şüpesine borçludur.Fakat mücerret(soyut) sahada zekanın evcini işaret eden bu şüpe ve tereddüt, ameli(yalnız düşünce alanında kalmayıp işe dönüşen uygulamalı) sahada ölümden başka bir şey değildir. O noktaya kadar çıktıktan sonra, insanın hayat ve müşahhas(somut) dünya içindeki azami kıymetine varabilmek için, tereddütten KARARA geçmesini bilmek lazımdır. Çünkü bu, ölümle hayat arasındaki HUDUTTUR.
demiştir
"yağmurlu bir gündür.tenha lüks kamarada,sol köşedeki koltuğa büzülmüş bir ihtiyar kadın o kadar hareketsiz oturmaktadır ki,üç boyutundan birini kaybetmiş gibi,simsiyah elbiseleriyle, arkasındaki fona sürülmüş bir boya lekesine benzemektedir." -matmazel noraliya'nın koltuğu
kitaplarını okurken o olağanüstü tasvirlere hayran olmaktan ve elimde bir kalem kitabın satırlarını çiziklerle doldurmaktan kendimi alamadığım yazar... "bir tereddütün romanı"nın başında hastanın durumu öyle bir anlatılır ki insan hasta olur. o hastane odası ve hastanın yaşadıkları okunmaz; izlenir, hissedilir...
peyami safa romanlarının ilk sırasında ise bence "yalnızız" gelmektedir...
BİR PROVOKATÖR ÜSTÜNDE HİCİV DENEMELERİ
"Sen ölmedin, seni öldürdüler zavallı kadın."
T.F. Sen çıkmadın çıkardılar karşıma seni! Kıllı, kara elleriyle tutup enseni gövdeni yerden bir karış kaldırdılar, sonra birdenbire bırakıp yere seni pantolonumun paçasına saldırdılar. Bir düşün oğlum, bir düşün ey yetimi Safa bir düşün ki, son defa
anlıyabilesin : Sen bu kavgada bir nokta bile değil, bir küçük, eğri virgül, bir zavallı vesilesin!.. Ben, kızabilir miyim sana? Sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir bir posta tatarına
bir emir kuluna sövmek, efendisine kızıp
uşağını dövmek!. Sen de bilirsin ki, jurnal esnafı, senin gibiler tutulup kulaklarından birer birer
teşhir edilirler.. Ben, sadece söküp
bir fitnenin otuz iki dişini, ve Babıâli kaldırımlarına döküp
geleceğini, geçmişini aldım omuzuma işte bu teşhir işini.... Bir düşün oğlum, bir düşün ve inkâr etme ki; Keteon matbaasında ut çalıp ayak şarkıcılarına beste talim eylemek, ve o biçare Larus'un ırzına geçip zatını âlim eylemek, sana pek zor geldi ki, demek; aranızda dolaşır görünce benim "Orhan Selim" adlı dilsiz
ve kolu bağlı gölgemi, hemen azıya alıp gemi Faşisto-demokrato-liberal
bir jurnal
yazıp delikanlıyı yere çalmak ve bir miktarı minasip elden almak
istedin!.. Elden alıp almamana
karışmam ama, biz, gölgemizi bile çiğnetmeyiz adama!
Bir düşün oğlum, bir düşün, ey, göbekli patron veletlerinin "Doğru yol" göstericisi, bir düşün ey yetimi Safa, bir düşün ve hatırla ki, son defa : O, takma aslan yeleli Namık Kemal üstadın senin; abanoz ellerinden
zenci kölesinin som altın taslarla şarap içerek ve "didarı hürriyet"in dizinde
kendi kendinden geçerek : "Yüksel ki yerin
bu yer değildir, Dünyaya geliş
hüner değildir!" demiş... Sen de yükseldin uyup
onun sesine "La dam o kamelya"nın fesli figüranlığından Ahmet Haşimin "Degüstasyon"daki iskemlesine..
Bir düşün oğlum! Bir düşün ve mezarların hududunu aşma! Kendine güven üstat
babana değil, bir ölüyü koluna takıp dolaşma! Öyle zart zurt eşilmez toprağı gidenlerin! Rahat bırak oğlum
rahat bırak uyusun O muhterem "şehidi hürriyet" bey pederin! Hem böyle daha iyi. Çünkü bak ortada ne yeni bir İngiliz-Boer
harbi var, ne de tebrik isteyen bir İngiliz elçiliği... Ölüleri rahat bırak oğlum. Rahat bırak uyusun benim de gidenlerim! Sen de bilirsin ki ben
ne dedemden
miras bekledim, ne babamdan şeref, şan! Hasep, nesep, kan, soy sop işinde yoğum. Çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum
ne de tecrübelik bir tavşan. Ben sadece ölen babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim, ve bir kavganın adsız neferiyim..
Ey ihtisas mahkemeleri kaçağı ve Despinis Kokonun aftosu, ey marka malı kör
provokatör, ve ey zavallı yetim... Yoktur şimşiri kahrını inkâra niyyetim... Kokla, çek ve iç, üzülme hiç... Billahi cihan bilir ki, sen kahraman, ulusal muhaliflerimizdensin! Kokla, çek ve iç üzülme hiç. Yalnız, ara sıra bakıp aynalara bir deve derisinden beli değnekli Hacivat düşün. Bir düşün oğlum : müdahin, çelebi hazreti Hacivatın giyerek harp ilahı göbekli Marsın üniformasını kahramanane bir dalkavuklukla hesap sormasını.
Bir düşün oğlum, bir düşün ey sayın provokatör... Her dövüşen sersemdir senin için her anlayıp inanan kör. Ve sen ki, bir fikre bağlanışın
azılı düşmanısın; anlat bana nasıl oldu da şu, anlat bana nasıl oldu da sen, yanarak boynu müsellesli bir mason imanıyla boyamak istedin Süleymanın çift sütununu o biçare "hürriyeti efkâr"ın kanıyla? Hem ne derin bir inanışmış ki, bu, ne müthiş bir ateşle yanışmış ki, bu, göze aldırmış sana fenafil-maşrıkı âzam olmayı, mason localarına üç defa bavurup mason localarından üç defa kovulmayı.
Bir düşün oğlum, bir düşün ve inkâr etme ki; gizli gece yolculuklarından kalmadır senin alın terin. Sen her gece el ayak çekilince "Nuvel Literer"in bir arşınlık duvarından aşarak ve parmaklarının ucuna basıp dolaşarak
yapraklarında onun, apartırsın satırlarını birer birer
Cingözle beraber.
Fakat her duvar bir karış değildir. Her duvardan atlamayı kesmez senin gözün ve her fikrin açılmaz kapıları maymuncuğuyla Cingözün.. Okuman lazım evlat. Evirip çevirmeyi, göze girmeyi, falan filan
bırakıp
okuman....
Bir düşün oğlum, bir düşün ey yetimi Safa, bir düşün ve benden öğren ki son defa : FİKİR dediğin
şeyin Karabet ustanın uduna benzemez suratı. O, ne şapırtılarla çiğnenen bir sakız, ne "Vatan-Silistre"de Abdullah çavuşun tiradı, ne de "Bir Akşamdı"da müteverrim bir bayan ilacıdır. O, şahlanmış bir savaş kılıcıdır. Bu ata atlıyacak yürek ve bu kabzaya bilek
gerek....
Nazım Hikmet
Matmazel Noraliya' nın koltuğu...
Dokuzuncu Harici'ye Koğuşu'nu, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sıyla Tolstoy'un Savaş ve Barış'ının yanına koyarım....
türk inkılabına bakışlar'ı okunmalıdır
buhran dolu,ayrıntı dolu,sayfalar süren tasvirler,ruh analizleri...
"fikir sahibi olmaya mal sahibi olmaktan fazla ihtiyaç duyacağımız gün gerçek zenginliğin sırrını bulacağız" diyen müthiş bir anlatım gücüne, psikolojik tahlil yetenegine sahip yazar. severim.
Peyami Safa, öteden beri fikirlerini kabul edenler tarafından seçkin bir romancı olarak taltif edilmiş, kabul etmeyenler tarafandan ise görmezden gelinerek inkara kalkışılmıştır. Bu reflekslerin yani seçkinliğin ve görmezden gelmenin temelleri, Peyami’nin romanlarıyla aslında çokta alakalı olmayan felsefi ve ideolojik yönünden kaynaklandığını söylememiz gerekir. Bizim bahsedeceğimiz yazarın roman sanatı ile ilgili olduğundan, incelememizi ideolojik yanlarını kendimize yakın buluyor olsak bile bu gözle değil, dikkatli bir okuyucu hassasiyetiyle kaleme aldığımızı bilmelisiniz. Günümüze kadar yapılmış bir çok inceleme okuma aşamasında gerekli hassasiyetin gösterilmemesinden kaynaklanan vahim hatalarla doludur. Örnek vermek icap ederse Türk Edebiyatı’nda (Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı (3), 1969, s. 421) , Mahşer romanının önde gelen kahramanı Ali’nin, Peyami Safa’nın sözcüsü olduğu söylenir ve teşhis doğrudur. Fakat Ali Şimşek romanında Müfid ve Pervin’in en yakın dostlarından biridir, Mahşer romanın kahramanları arasında değildir. Bu tarz örnekleri artırmak mümkünüdür. Mehmet Tekin’in dediği gibi “Unutmayalım ki, seviyesi ne olursa olsun, objektif tenkid ve incelemenin yolu, dikkatli okumaktan geçmektedir.” Bu akademik bir çalışma değil dikkatli bir okurun kitapların kenarlarına düştüğü notlardan mürekkep bir sunumdur.
Hayatı
Babası İsmail Safa'nın dört çocuğuyla birlikte çektirdiği bir
fotoğrafın altına ve üstüne kendi el yazısı ile düştüğü notlara göre Peyami 21 Mart 1315 (2 nisan 1899 pazar ) tarihinde İstanbulda Gedikpaşa Divani Mahallesi Bedesten Sokağındaki 12 numaralı evde doğmuş ve adı Tevfik Fikret tarafından konulmuştur. (Peyami Safa, Ölümünün Yıldönümünde Tevfik Fikret, Tercüman, 21 Ağustos 1959) On yaşına kadar burda yaşayacaklardır. Peyami'nin yazdığına göre gedikpaşadaki ev devrin aydınları tarafından abdulhamite karşı yürütlen savaşın karargahlarından biri hatta Paristeki İttihat ve Terakkinin İstanbul şubesi gibi kullanılmaktadır. Tevfik Fikret, Hüseyin Siret , Rıza Tevfik ve Abdullah Cevdet gibi devrin önde gelen simaları ile yapılan toplantılar ittihatın ilk toplantılarıdır. Bu toplantıların sonucunda baba İsmail Safa vatana ihanet suçundan Sivas’a sürgün edilecek ve orada ölecektir. Babasını erken yaşta kaybetmesinden dolayı mahkum oldukları sefil hayat düzenli bir öğrenim görmesine izin vermese bile baba dostu Dr. Abdullah Cevdet tarafından sünnet hediyesi olarak verilen Petit larousse ile 6 yaşında fransızca öğrenmeye başlar. Kendi kendisini yetiştirip 13 yaşında Posta Telgraf Nezaretinde çalışarak hayata atılır. Öğretmenlik yaptığı Rehber-i İttihad mektebinde daha 15 yaşındadır ve okula öğrenci olması bile kanunen mümkün olmayacak kadar küçüktür.(Peyami Safa, Hayaletler Arasında, Tercüman, 13 Ağustos 1959) Üç senelik öğretmenlik hayatından sonra vefatına dek Gazetecilik yapacak yani hayatını yazıları ile kazanacaktır. Önce Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" adlı hikâyelerini imzasız yayınladı (1919), Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. 1961 yılının 27 şubatında çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sırada kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra 15 Haziranda İstanbul Çiftehavuzlar'da bir dostunun evinde vefat ettiği sırada Son Havadis’in Baş Yazarıydı.. Edirnekapı Şehitliği'nde gömülüdür.
Romanlarına ve Yazılarına Genel Bakış
Cumhuriyetin 10. Yıl etkinlikleri sırasında Mustafa Kemal’e bir gencin; “Paşam bunlar güzel sözler, ama gençliğe ideoloji lazım” demesi o dönem itibari ile fikir hayatımızdaki boşluğu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bu boşluğu doldurmak için atılan bir çok adım yeni bir fikrin inşaasından daha çok Batı yada Rus medeniyetlerininin taklit edilmesini teklif ediyordu. Örneğin o dönemde bazı aydınlar Kadro dergisini çıkardılar. İşin anlaşılmaz tarafı ise Marksizm’i rehber edinmiş bu derginin elemanları devletin bünyesinde çalışıyorlar olmalıydı; bir başka söyleyişle maaşıyla karınlarını doyurdukları devletin kuyusunu kazıyorlardı. Bilerek veya bilmeyerek resmi makamların desteklediği bunlara karşı Ünlü bir Marksiste; “Peyami’yi ikna edebilseydik, Türkiye’yi komünist yapardık.” dedirtecek kadar devletin yanında olan Peyami doğulu kalarak batılı stnadartlarını yakalayabilmenin yollarını aradı. Batıyı ilmî ve fennî anlamda takip ediyor ve kendisini yetiştiriyordu. Sağlığında beş üniversitemiz bulunmasına rağmen ilim dünyamızda “Duyularımızın dışındaki idrak”ten sadece Peyami söz ediyordu. Üniversite öğretim üyelerimizin pek çoğu yumruklarını sıkarak “görmediğim şeye inanmam” diye bağırırlarken, O, Duke Üniversitesi’nin Parapsikoloji laboratuvarlarının direktörü Prof. Dr. J. B. Rhine’nin E.s.p. Olarak ifade ettiği “Duyularımızın dışındaki idrak”in zaman ve mekana bağlı olmayıp iş gören insan ruhunun öldükten sonra yaşadığına inandıracak neticeler elde ettiğini bir çok kitabında uzun uzadıya konu ediyordu.
Hepimiz kabul ederiz ki; Peyami Safa edebiyatımızın neredeyse her dalında kalem oynatmış bir yazar/mütefekkirdir. Fakat kuşkusuz asıl başarılı olduğu dal roman olmuştur. Romancı olarak doğmuştur sanki. Onbir yaşında "Piyano Muallimesi" adındaki hikayesi bilinen ilk hikaye denemesidir. (100 Ünlü Türk Eseri, 1974, s. 1116) Sonra Eski Dost ismiyle bir roman denemesi yazar. "Edebiyat dokuz yaşımda başlayan ihtiraslarımdan biridir; onüç yaşımda yazdığım 'Eski Dost' diye ayzdığım ilk çocukluk romanımın müsveddelerini hala saklıyorum." Çocukluk yıllarında yaşadıkları artık Peyami'nin roman serüveninde kullanacağı değişmez malzemeleri olacaktır. " iki yaşımda iken babam ve kardeşim Sivas'ta on ay içinde öldü. Böyle kısa bir fasılayla hem kocasını , hem çocuğunu kaybeden bire kadının hıçkırıkları arasında kendimi bulmağa başladım. Belki bütün kitaplarımı dolduran 'bir faica beklemek vehmi' ve yaklaşan her ayak sesinde tehlike sezmek korkusu böyle bir başlangıcın neticesidir." (Cahit Sıtkı Tarancı, Peyami Safa: Hayatı ve Eserleri, 1940, s. 3) Babası ve amcaları şair olmalarına ve aynı yıllarda Aka Gündüz’ün çıkardağı Hak Yolu dergisinde şiirini yayımlatmasına rağmen şiirde ısrar etmeyerek 14 yaşında -Bu Kitabı Okumayın’nı saymazsak- ilk kitabı Bir Mekteplinin Hatıratı / Karanlıklar Kralı’nı bastıracaktır. Bu roman aynı zamanda daha sonra Server Bedi adıyla yayımlayacağı ünlü polisiye roman kahramanı Cingöz Recai’nin ilk eskizlerini barındırmaktadır. Bu Kitabı Okumayın Peyami’nin karnını doyuran ilk şeydir ve bundan dolayı çocuk denecek yaşta yeşeren “hayatını yazı ile kazanma” fikri ölene değin aklından bir an olsun çıkmamıştır.
psikolojinin, psikanalizin dibine vurmus, yalniziz ve bir tereddüdün romani isimli eserleriyle de ne yaptigini sasirmis romancidir. takdirle karsiliyorum.
 |
bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz. |
|
|