toplam 50 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | kasimbeti |
| tuttum | Dipenda |
| tuttum | edius |
| tuttum | persePHone dry |
| tuttum | Galateia61 |
| tuttum | gregor panteleyevic |
| tuttum | itsjustme |
| tuttum | potansiyel shezofren |
| tuttum | zicofenomen |
| tuttum | komanege |
| tuttum | liman deyince |
| tuttum | le feu follet |
| tuttum | kareemsaid |
| tuttum | kolpaa |
| tuttum | fontamara |
| tuttum | query |
| tuttum | aylakadamveben |
| tuttum | radyobukovski |
| tuttum | mezbaha |
| tuttum | valentin hauy |
~27 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
Yalnızız ı okumuştum. Türk filmlerinin kaynağını nerden aldığı belli. Niçin hep genç kızlar olgun erkeklere ilgi duyarda onlar da yıllar önce anneden ayrılan babaları çıkar diye sormayın
romanlarında, pek de romana özgü olmayan bir ritim duygusu vardır bence. kısa cümleler, bir varyasyonun temaları gibidir. doğru yerlerde kesilir. sonra uzun cümlelerle birlikte inanılmaz süreklilik oluştururlar. bu yüzde heralde mükemmel bir tempoyla yazdığını hissederim.
“Ey insan! Bu kitabı sana ithaf ediyorum. Başının üstünden büyük bir rüzgâr geçiyor. Yalancı bir fecirle başlayan asır kararıyor ve sana tek ümit ışığı olarak en kudretli kaynağı Uranyumda değil, senin ruhunda sıkışmış maddeden kopararak çıkardığın korkunç tahrip aletlerinin patlayışından yükselecek alevi bekletiyor. Ey bahtsız! Tarihinin hiçbir devrinde kendine bu kadar yabancı, bu kadar hayran ve düşman olmadın. Laboratuarında aradığın, incelediğin, oyduğun, dibine indiğin, sırrını deştiğin her şey arasında yalnız ruhun yok. Onu beyin hücrelerinin bir üfürüğü sanmakla başlayan müthiş gafletin, otuz yıl içinde gördüğün iki muazzam dünya harbinin kan ve gözyaşı çağlayanlarında en büyük dersi arayan gözlerine bir körlük perdesi indirdi. Bırak şu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemiyet fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör kendi içinde gör Allah’ını. (…) Aptalca bir konfor aşkından doğduğu halde her biri daha korkunç bir dünya harbi hazırlayan teknik mucizelerinin yanında, senin iç zıtlıklarını elemeye yarayacak ve seni kendi kendinle boğuşmaktan kurtaracak ruh mucizelerini ara. İnan manevilere ve mukaddeslere, inan! Onlar hakkında bu kadar küçükçe düşünmekten utan! Her sezilen derinliğin ifşa ettiklerini düşünmekten bile seni alıkoyan tabiatçı metotlarını fırlat ve bitlenmiş elbiseler gibi at. Ortaçağ papazında haklı olarak ayıpladığın dar kafalılığın anlayış sınırlarını daha fazla darlaştıran beş duyu idrakinin kapalı dünyası içinde kalma:
Arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş,
Gör ne var maverada ibrethiz”
Peyami Safa/Yalnızız
kusursuz yazar diye tanımlayabileceğimiz bir yazar hatta insan mevcut olmadığından bariz hatalara romanın tümü bunları örtüyorsa en büyük sanatçılarda bile göz yumulabilir. romanı insan elinden çıkmış yapan zaten bu bariz fakat küçük hataların yapılmış olmasıdır. tabi bunlar kasten yapılıyorsa yazar samimiyetini kaybeder e bu yüzden yazarlığını da kaybeder, bir adam-kadın çıkmaz ondan. ancak romandaki hataları hoş görmeyen zihniyetimiz romanları makineden çıkarılmış önüne bekliyor demektir. robot elinden romanlarda yakındır maalesef.
büyük yazarları taklitle ayakta kalmaya çalışan insanoğlu acizliğiyle bir yerde zaten tökezler. yazan kişi bence insanların beğenilerini düşünmeden yazar. çünkü insanların beğenilerine cevap verme amaçlı bir roman o kişinin romanı değildir artık. şu çok satan bestseller'lardır.
peyami safa ise küçük hatalarının dışında nazım hikmet'ten ayrı bir yazardır. yazdıkları ya da düşünceleri ayrılır. sataşması ise kimseyi ilgilendirmez. e yazarlarda insan. kavga edebilirler ve birbirlerini sevmeyebilirler.buna dayanarak buraya çok sevdiğim nazım hikmet'in kişisel düşüncelerini yazmak doğru değil. kimin ne dediği bir yere kadar sizin ne düşündüğünüz asıl nokta. onlar nazım hikmet'in görüşüyken veya peyami safa' nın görüşüyken benim görüşlerim fikir oluşturur bence. ayrıca burada bu yazarların kapıştırılması da ayrı bir saçmalık. önemli olan yazılanlar.
okunması zevk veren çok sevdiğim iki kitap: yalnızız... biz insanlar...
romanları bariz sakarlıklarla doludur. derdi de roman yazmak değil, muhafazakarlığını sergilemektir. nazım a sataşması ise hayatının en büyük hatalarından sayılabilir..."ulan sen kimsin nazım kim...angut" diyesi gelir insanın...bu arada neden bilmiyorum neredeyse tüm romanlarını okudum kendisinin. o yüzden bilmeden sallıyorsun cinsinden saldırılara kapalıdır bu ahkam, belirteyim...
KADIN,ASK, AİLE' KİTABINDA GÖZLÜKLÜ İNSANLARLA KONUSMAYI SEVMEDİĞİNİ SÖYLER..
UYUZ OLMUSTUM AMA SAYGIYLA...
nazım hikmet'in küçük burjuva münevveri olarak tanımladığı yazar kişisi. diyo ki nazım;
"peyami ve benzerleri sosyal temelleri çürümüş bir cins küçük burjuva münevverliğinin marka malı olmuş öyle nümuneleridir ki ideoloji bakımından karanlık bir çıkmaz içinde çırpınıp dururlar.
tabiî bunları peyami’yi şahsen tahkir etmek için söylemediğimi anlarsınız. bir doktorun bir hasta için veremdir, demesi, nasıl onu tahkir sayılmazsa peyami’nin bu sosyal hüviyetini anlatmak da öylece hakaret ve küfür değildir.
küçük burjuva münevverlerinin karakter hususiyetleri saymakla tükenir soydan değildir. meselâ aklıma geliveren bir ikinci ve birinciden mühimmini söyliyeyim:
onlar, şöhret ihtiraslarını ve maddî refahlarını doyurmak uğrunda en aşağılık vasıtalara başvurmaktan çekinmezler."
senelerce ısrarla okumak istemediğim bir yazar ve dün alelacele kitapcıdan alıp geldigim "dokuzuncu hariciye koğuşu"ndan, bu kadar zaman okumayışımın verdiği pişmanlıkla;
"kendimi kitapların kahramanlarından daha mühim bulduğum için, okumaktan sıkılıyorum. ıstırabımın hodgamlığı mani oluyor."
"Nüzhet'ten kart geldi. ziyaret edemediği için af istiyor. hastalar affetmesini bilirler ama..."
romanlarında kendimi bulduğum yazar. okunasılık sırasına göre tavsiye edeceğim eserleri yalnızız, matmazel noraliya'nın koltuğu, dokuzuncu hariciye koğuşu, bir tereddütün romanı, şimşek, sözde kızlar, fatih harbiye vs vs vs ...
ruhi azabıma nispetle saf ve temiz olan et ızdırabımı o gece sevdim... dokuzuncu hariciye koğuşu'ndan!!!
Yaşlanarak değil,yaşayarak tecrübe kazanılır; zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.
Peyami Safa
Bütün Rönesans bir şüpeden doğdu.Bütün yeni felsefeler zaferlerini Descartes in şüpesine borçludur.Fakat mücerret(soyut) sahada zekanın evcini işaret eden bu şüpe ve tereddüt, ameli(yalnız düşünce alanında kalmayıp işe dönüşen uygulamalı) sahada ölümden başka bir şey değildir. O noktaya kadar çıktıktan sonra, insanın hayat ve müşahhas(somut) dünya içindeki azami kıymetine varabilmek için, tereddütten KARARA geçmesini bilmek lazımdır. Çünkü bu, ölümle hayat arasındaki HUDUTTUR.
demiştir
"yağmurlu bir gündür.tenha lüks kamarada,sol köşedeki koltuğa büzülmüş bir ihtiyar kadın o kadar hareketsiz oturmaktadır ki,üç boyutundan birini kaybetmiş gibi,simsiyah elbiseleriyle, arkasındaki fona sürülmüş bir boya lekesine benzemektedir." -matmazel noraliya'nın koltuğu
kitaplarını okurken o olağanüstü tasvirlere hayran olmaktan ve elimde bir kalem kitabın satırlarını çiziklerle doldurmaktan kendimi alamadığım yazar... "bir tereddütün romanı"nın başında hastanın durumu öyle bir anlatılır ki insan hasta olur. o hastane odası ve hastanın yaşadıkları okunmaz; izlenir, hissedilir...
peyami safa romanlarının ilk sırasında ise bence "yalnızız" gelmektedir...
BİR PROVOKATÖR ÜSTÜNDE
HİCİV DENEMELERİ
"Sen ölmedin, seni öldürdüler zavallı kadın."
T.F.
Sen çıkmadın
çıkardılar karşıma seni!
Kıllı, kara elleriyle tutup enseni
gövdeni yerden bir karış kaldırdılar,
sonra birdenbire
bırakıp yere
seni pantolonumun paçasına saldırdılar.
Bir düşün oğlum,
bir düşün ey yetimi Safa
bir düşün ki, son defa
anlıyabilesin :
Sen bu kavgada
bir nokta bile değil,
bir küçük, eğri virgül,
bir zavallı vesilesin!..
Ben, kızabilir miyim sana?
Sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir
bir posta tatarına
bir emir kuluna sövmek,
efendisine kızıp
uşağını dövmek!.
Sen de bilirsin ki, jurnal esnafı, senin gibiler
tutulup kulaklarından birer birer
teşhir edilirler..
Ben, sadece söküp
bir fitnenin otuz iki dişini,
ve Babıâli kaldırımlarına döküp
geleceğini, geçmişini
aldım omuzuma işte bu teşhir işini....
Bir düşün oğlum,
bir düşün ve inkâr etme ki;
Keteon matbaasında ut çalıp
ayak şarkıcılarına beste talim eylemek,
ve o biçare Larus'un ırzına geçip
zatını âlim eylemek,
sana pek
zor geldi ki, demek;
aranızda dolaşır görünce
benim "Orhan Selim" adlı dilsiz
ve kolu bağlı gölgemi,
hemen azıya alıp gemi
Faşisto-demokrato-liberal
bir jurnal
yazıp
delikanlıyı yere çalmak
ve bir miktarı minasip elden almak
istedin!..
Elden alıp almamana
karışmam ama,
biz,
gölgemizi bile çiğnetmeyiz adama!
Bir düşün oğlum,
bir düşün, ey, göbekli patron veletlerinin
"Doğru yol" göstericisi,
bir düşün ey yetimi Safa,
bir düşün ve hatırla ki, son defa :
O, takma aslan yeleli Namık Kemal üstadın senin;
abanoz ellerinden
zenci kölesinin
som altın taslarla şarap içerek
ve "didarı hürriyet"in dizinde
kendi kendinden geçerek :
"Yüksel ki yerin
bu yer değildir,
Dünyaya geliş
hüner değildir!" demiş...
Sen de yükseldin uyup
onun sesine
"La dam o kamelya"nın fesli figüranlığından
Ahmet Haşimin "Degüstasyon"daki iskemlesine..
Bir düşün oğlum!
Bir düşün ve mezarların hududunu aşma!
Kendine güven üstat
babana değil,
bir ölüyü koluna takıp dolaşma!
Öyle zart zurt eşilmez toprağı gidenlerin!
Rahat bırak oğlum
rahat bırak uyusun
O muhterem "şehidi hürriyet" bey pederin!
Hem böyle daha iyi.
Çünkü bak ortada
ne yeni bir İngiliz-Boer
harbi var,
ne de tebrik isteyen bir İngiliz elçiliği...
Ölüleri rahat bırak oğlum.
Rahat bırak uyusun benim de gidenlerim!
Sen de bilirsin ki ben
ne dedemden
miras bekledim,
ne babamdan şeref, şan!
Hasep, nesep, kan, soy sop işinde yoğum.
Çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum
ne de tecrübelik bir tavşan.
Ben sadece ölen babamdan ileri,
doğacak çocuğumdan geriyim,
ve bir kavganın adsız neferiyim..
Ey ihtisas mahkemeleri kaçağı
ve Despinis Kokonun aftosu,
ey marka malı kör
provokatör,
ve ey zavallı yetim...
Yoktur şimşiri kahrını inkâra niyyetim...
Kokla, çek ve iç,
üzülme hiç...
Billahi cihan bilir ki, sen
kahraman, ulusal muhaliflerimizdensin!
Kokla, çek ve iç
üzülme hiç.
Yalnız, ara sıra
bakıp aynalara
bir deve derisinden beli değnekli Hacivat düşün.
Bir düşün oğlum :
müdahin, çelebi hazreti Hacivatın
giyerek harp ilahı göbekli Marsın üniformasını
kahramanane bir dalkavuklukla hesap sormasını.
Bir düşün oğlum,
bir düşün ey sayın provokatör...
Her dövüşen sersemdir senin için
her anlayıp inanan kör.
Ve sen ki, bir fikre bağlanışın
azılı düşmanısın;
anlat bana nasıl oldu da şu,
anlat bana nasıl oldu da sen,
yanarak boynu müsellesli bir mason imanıyla
boyamak istedin Süleymanın çift sütununu
o biçare "hürriyeti efkâr"ın kanıyla?
Hem ne derin bir inanışmış ki, bu,
ne müthiş bir ateşle yanışmış ki, bu,
göze aldırmış sana
fenafil-maşrıkı âzam olmayı,
mason localarına üç defa bavurup
mason localarından üç defa kovulmayı.
Bir düşün oğlum,
bir düşün ve inkâr etme ki;
gizli gece yolculuklarından kalmadır senin alın terin.
Sen her gece
el ayak çekilince
"Nuvel Literer"in
bir arşınlık duvarından aşarak
ve parmaklarının ucuna basıp dolaşarak
yapraklarında onun,
apartırsın satırlarını birer birer
Cingözle beraber.
Fakat her duvar
bir karış değildir.
Her duvardan atlamayı kesmez senin gözün
ve her fikrin açılmaz kapıları
maymuncuğuyla Cingözün..
Okuman lazım evlat.
Evirip çevirmeyi, göze girmeyi, falan filan
bırakıp
okuman....
Bir düşün oğlum,
bir düşün ey yetimi Safa,
bir düşün ve benden öğren ki son defa :
FİKİR dediğin
şeyin
Karabet ustanın uduna benzemez suratı.
O, ne şapırtılarla çiğnenen bir sakız,
ne "Vatan-Silistre"de Abdullah çavuşun tiradı,
ne de "Bir Akşamdı"da müteverrim bir bayan ilacıdır.
O, şahlanmış bir savaş kılıcıdır.
Bu ata atlıyacak yürek
ve bu kabzaya bilek
gerek....
Nazım Hikmet
Dokuzuncu Harici'ye Koğuşu'nu, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sıyla Tolstoy'un Savaş ve Barış'ının yanına koyarım....
buhran dolu,ayrıntı dolu,sayfalar süren tasvirler,ruh analizleri...