anlatmak istedikleri anlatımıyla kendini aşan üstad...
saygılar..
“Siz okulunuz, televizyonunuz,gazetelerinizle
birlikte sahip olma ve yok etme düşüncesi
üzerinde temellendirilmiş düzeninizin savunucularısınız.
Ne mutlu size ki bir suçun üzerine güzel bir etiket yapıştırdığınızda mutlu oluyorsunuz.”
İlk filmi "Accattone"a Türkçe altyazı arıyorum...
faşistler tarafından linç edilerek öldürülmüştür. bkz. faşist
scott walker'ın tilt albümündeki farmer in the city adlı şarkı kendisine ithaf edilmiştir.
salo filmi yazık etti adama öldü ama ismi kaldı
özellikle salo'yu sinema salonunda izlemek nası olur acaba diyenler kaçırmasın, tekrar bu sansı olmayabilir!!
bu sene film festivalinde ustalara saygı bölümünde yer alacak yönetmen
yazdığı iki romanı türkçeye çevrilmiş ve yayımlanmıştır..
"ragazzi" remzi kitabevi 1992 (çev.:mehmet harmancı)
"teorema" can yayınları 1999(sanırım ikinci baskısı 2002 de yapıldı) (çev.:rekin teksoy)
-1968'de filme de çekmiştir ve katolik sinema ofisi ödülünü almıştır. film de güzeldir ama roman çok iyidir.-
bir de yine rekin teksoy çevirisi ile nisan yayınlarından '93'de "gramsci'in külleri" (şiirleri) yayımlanmıştır. bu şiirler ki onun sinemasını ve de bizzat kendisini anlatır. burada pasolini ile geçekten ilgiliyim diyenler bence okumalıdır..
yazar, ressam, şair, oyun yazarı, film yönetmeni, fotoğrafçı, katolik, marksist, eşcinsel...
salo bir vasiyet filmidir, italyan toplumunu (mussolini ardından) taşa tutmak için. bu, passolini'nin sade'dan yararlanmasını gerektirmiştir. aksine sade, fazla akılcıdır, kendi sapkın iç güdülerini kanıtlarken bile, sağduyuyu akılcı bir şekilde kullanır. passolini ise onun tam tersidir. akla inanmazdı çünkü çağcıl bir katolikti, ama bu onu kesinlikle "saf" bir şair, yazar yapmadı. o tüm iyiniyetiyle geldiği gibiydi dünyaya. namuslu, çalışkan, dindar... roma'da yaşadığı savaş sonrası şok, onu rimbaud ve gramsci süzgeçinden geçirdi. ve kendi "sivil şiir" ini yazmaya başladı, marksist oldu. ütopik sosyalist passolini (zıtlıkların birliği) (ve ben derim ki "zıtlıkların yakınlığı") topluma hem kendi "ahlaki kaydırması" (bir bakış-godard) hem de sade'ın usculuğu ile baktı. bu, ikisini bir noktada birleştirdi. salo ya da sodom.
"...gidiyorum hüzünlü de olsa,
biz yaşayanlar için usulca
inip, kül rengi gölgesiyle yöreyi
saran akşama bırakıyorum seni.
akşam işleyip büyütüyor her yeri.
çevreyi boşaltıyor ve ötelerde öfkeli
bir yaşamı besliyor, boğuk tramvay sesleri,
taşralı insan çığlıkları oluştururken
cılız, dağınık bir dinleti."
gramsci'nin külleri, VI
PİG! PİG! PİG!
"bugun cinsellik,toplumsal bir mecburiyetin yerine getirilmesi halini almıştır,yoksa toplumsal mecburiyete karşı bir zevk değil..salo'daki cinsellik bu durumun bir sunumu yada mecazıdır.son yıllarda yaşadığımız şey bu:mecburiyet ve çirkinlik olarak seks" diyen 20.yylın en önemli yönetmenlerinden biridir kendisi.
salo
bir filmden dolayı öldürülen ilk manyak...
pasolini adını verirken kırmızı seçilmesinin çok bariz bir manası var... zira o, şehvetin ve aşkın, hatta anlatılmak istenmeyenlerin habercisi olan bir yazar, yönetmen ve şair... bu marifetlerinin hepsini ise üst düzeylerde sergilemekte...
italyan yönetmenin yaşadığı dönem boyunca çektiği filmlerin genel teması "toplumda kabul görmeyenler" üzerine... eşcinsel olduğu için döneminde gördüğü baskılar, komünist olması nedeniyle geçirdiği zor zamanların hepsi pasolini'nin eserlerinin çeşitliliğini ve etkileyiciliğini arttırmıştır. bugün bile "en değerli italyanlar" arasında sayılmasının nedeni elbette ki bu cesaretidir...
fakat ne ironiktir ki hayatı boyunca sakınmadan paylaştığı eşcinselliği "ölüm nedeni" olmuştur... zira 1975 yılında eski sevgilisi tarafından öldürüldüğü söylenmekte, bunun yanısıra dünya görüşünün geniş olması nedeniyle de "politik bir cinayet"e kurban gittiği düşünülmektedir...
ancak ne olursa olsun bu sıcakkanlı ve zeka dolu insanın arkada bıraktığı "tuhaf derecede güzel" eserlerin arşivlere katılması şarttır...
özellikle de 1975 tarihli bir marquis de sade uyarlaması olan "120 days of sodom" en çok bilinen ve dikkat çeken eseri olup midesi kaldırabilenlere muhakkak tavsiye edilir... sinema bazında böylesini izlemediğinize yemin dahi edebilirim...
hatta referanslar arasına konulacak "morrissey" ismini es geçersem kendimi affetmeyebilirim de, zira morrissey'in son albümü "ringleader of the tormentors"ın çıkış parçası "you've killed me"de pasolini'ye büyük bir gönderme mevcut "pasolini is me, accattone you'll be" dizeleriyle.(bebelere bilgi: accattone pasolini'nin ilk filmidir.)
dahilik- delilik sınırları arasında gezen bu yönetmeni gördükten sonra hayata bakış açınızın ,keskin veya zayıf, değişeceği muhakkak...
benden söylemesi, sizden izlemesi...
morrissey, gay destanı, ortalık şarkısı, çoluk çocuk eğlencesi, yeni mamüllerden 'you have killed me'de "pasolini is me, accattone you’ll be" diyerek zikreder,..