narcissus gören herkesin aşık olduğu yakışıklı bir gençtir ama taş kalplidir, kimseyi sevemez. echo da buna aşıktır. echonun aşkına karşılık vermez. echo bunun üzerine tanrı Aphroditee yakarır. narcissus'un aşkının karşılıksız bıraktığını söyler. o'nun ölmesi için dua eder. tanrılar kabul eder ve kimseyi sevemeyen adam kendisini sevsin derler ve narcissus'u lanetlerler. sonuçta narcissus gölde kendi yansımasına aşık olur ve eriyip yokolur. onun olduğu yerde sadece bir çiçek kalır ona da nergis ismi verilir..
narcissus çiçeğe dönüştükten sonra orman tanrıları gölün ağladığı görüyor. gidip göle neden ağladığını soruyorlar, göl
- narcissus için ağlıyorum
der.
orman tanrıçaları
- sızlanma, onun güzelliğini en yakından sadece sen görebildin.
göl bunu anlayamaz ve sorar:
- narkissus yakışıklı bir genç miydi?
orman tanrıları şaşırır:
- bunu senden daha iyi kim bilebilir? her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu ..
göl uzun süre sessiz kaldıktan sonra cevap verir:
- narcissus için ağlıyorum ama onun yakışıklı olduğunu farketmemişim, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyorum..
and as i pull my head out i am without one doubt
don't wanna be down here feeding my narcissism.
bundan sonra, parçayla ilgili bir takım bilgiler vereyim;
toolun lateralus albümüne gizlediği en derin, en içerikli parcasıdır. müzikal olarak diğer parçalardan ayrılmasının yanısıra genel tarz açısından da ilk bakışta tooldan beklenmeyen bir tempo izlemektedir.
parçada danny careyin bateri dışında kullandığı envai çeşit enstrüman, bambaşka bir atmosfer yaratmaktadır. (bkz: djembe) (bkz: mandala) (bkz: sarangi)
11 dakika süren bu bambaşka atmosfer, dispositionın intro niteliği taşıyan melodileriyle yayılır dünyaya ve sonsuzluğa ilerleyen sesliliği kökünden besler.
parçanın tool tarafından bestelenmesinden öte, danny carey tarafından ayrıca bestelendiği aşikardır. girişte yaklaşık 3 buçuk dakika boyunca aynıymış gibi görünen partisyonların her birinde farklı mesajlar içeren danny refleksleri vardır. bunlar, danny'nin ruhunun dışa vurmak istediği kontrolsüz enerjiyi barındırır. mandala ya tekdüzelikle eşlik eden justin, aslında tekdüze değildir. zamanın değişkenliğini kanıtlarcasına sayıların akışkanlığına bırakmıştır kendisini. o anlarda adam jones da katılır reflekslerin arasına, kendisini sabit bir noktaya bakarken görebilirsiniz ama arka planda kimbilir kaç noktada üçüncü gözüyle hafızasını besliyordur..
üç dakika kırküç saniye sonra dikkatleri bambaşka bir yöne çeken ses duyulur; " i have come curiously close to the end, down "..
o anda üçüncü gözün beslenmesini kıskanan üçüncü kulak da bırakır kendini ruhani boyuta.
neden onu egomuza tutsak ediyoruz ki? diye sorarım bu noktada. bu noktada olan bir çok şey vardır tabi ki ancak aralarından bir kaç tanesini çekip çıkarabilecek güçte görüyorum kendimi. daha fazlası için ne yapmam gerektiğini bilen, beni çağırıyor.
" it's calling me "..
gücüm tükenmeden gitmeliyim ama o beni çağırdıkça yol alıyorum ve bu gücümü tüketiyor. bir şekilde beslenmem gerek.
bir anlık sessizlik ya da bir anlık kutsal karanlık beni besleyebilir. ancak bu kirliliğin içinde özüme ait olan yanlışlıkları düzeltmek için yine özüme ait olan kavramlara bir boşluk bulabilecek miyim?
yok etmek istediğim her şey için bir miktar güç harcıyorum. onlar var olurken daha önceden bana verilmiş gücü harcadım. şimdi kendi ürettiğimden harcıyorum ve bu acıtıyor. bana verilmiş irade, “benliğimin” büyürken beslendiği şey değildi. peki neden şimdi bu benliği kontrol etmek için bana verilmiş iradeyi kullanmak zorunda kalıyorum? neden alternatifim yok?
“o olmadan sürüklenen cansız uydular gibiyiz” diyor bir yerde..
neden alternatifimin olmadığı konusunda gayet açık bir cevap. çünkü o artık yok ve biz sürüklenen cansız uydular gibiyiz. kendi irademiz ancak varoluşumuza yetecek kadar var. ancak varlığı zerre kadar bile varoluşumuzu beslemiyor. ancak onun varlığını idame ettirecek kadar küçük bir hissiyat, ancak tam tersi onu tümüyle kapsayacak bir egoya sahip.
ancak bu kadar zavallı.. ve bu bir yansıma. ne zaman farkına varacağımızı merak etmiyorum artık.
ancak bariz bir yansıma, bas bas bağırıyor, gerçeğe çağırıyor bizi.
sırf varolma çabasının kapattığı gözlerimizi ve kulaklarımızı tekrar açmamak için zorladığımız bir çağrı adeta..
bu sözleri yazan kişi; özün de ötesinde doğan ışığın yansımasını kaçırmamak için geç kalmadan öldürülmesi gerekenleri zehirlenme pahasına da olsa kullanmıştır bu parçada.
özün olduğu yeri kaplayan ve o anda doğan ışık yansıyana kadar insan bundan beslenemez. ancak bir etken gereklidir, ya bir yansıtıcı ya da ışığı engelleyen o yerden kurtulmak gibi bir etken..
alternatif üretmek ya da egoyu öldürmek, etkenlerin niteliklerini değiştirebilmek için atılacak ilk adımdır.
asırlardır tepemizde yansıyan ışığın içimize ulaşmasına izin vermeliyiz. zamanın başladığı andan itibaren o bütün olumsuzluklardan kurtarıyor mat ruhlarımızı.
yatay biçimde sürüklenerek geçirdiğimiz zamanı yükselişe çevirmekle harcayarak bir yerden başlayabiliriz, zehrin aşağı doğru akıp çıkıp gitmesi için.
geçmişle geleceğin bağını koparmış tüm faaliyetlere tekrar kavuşabilmek, tekrar konuşabilmek için kendi yansımanı karşında görmeyi dene ölümlü. gör ki aslında asıl senden ötede nasıl bir enkaz yaratmışsın yaşadığın boyutta. ondan kurtul ki tek bir zihinde buluşabilelim. çok uzakta olmayanı kendinden uzaklaştırıp sonra ona ulaşmak için güç harcayarak, zehrin daha hızlı akmasına yol açan bir benliğe sahipsin ölümlü. bu çağrının öznesi olmaması gereken bir benliğe sahipsin. ama şükür ki buna tahammül edecek, sabırla taşıdığın kirli duygulara tahammül edecek zihinler var, her şeye rağmen yapbozun eksik parçasını senin doldurmanı bekliyorlar. seni yargılamadan, değişebileceğini umarak. gücünü boş yere tüketme ölümlü. egonu öldür ve sonsuz ışığın bir parçası ol.
insan öldükten sonra ve dünya öldükten sonra, insanın ve dünyanın ölü olarak soyut varlıklarını devam ettirebilmesini sağlayan "yansıma"larıdır..
ölümün form değişikliğine yol açmasıyla insandan ve dünyadan geri kalanlar vardır, onlar yok olmazlar. egonun öldürülmesinden kastedilen, beden öldüğünde geride bıraktığı yansımanın içine egonun da hapsolmasıdır. mutlak gidilecek bir yer vardır ve burası özellikle gidilmesi gereken bir yer olarak algılanmışsa, buna inanılmışsa oraya götürülmemesi gereken bir şey vardır ve bu egodur. bir çok şeyin farkında olmanın verdiği rahatlıkla, herşeyi istemdışı farketmenin verdiği rahatsızlık arası bir şey bu. genelde farketmeden önceki kısa süre içerisinde bomboş hissediyorken, "an"dan sonra akla daha önce hiç gelmemiş bir düşünce kombinasyonu üretir beyin. farketmiş olmanın zevki.
ancak bunun getirdiği yükün verdiği kaygı.
buna göre farkediş bir ilerleyişse, aynı zamanda bir yenilgidir. bu ikiliyi hatırlatan başka bir ikiliden bahsetmektir, bulmak ve kaybetmek..
hayatımızı kaplayan boşluklar vardır, dokunulmamış.. bu boşlukların belirli koordinatları vardır, ve o hedefe uygun olmayan parçacıklar o boşlukları dolduramazlar. insan, bulduğunda ya da bulduğunu zannettiğinde o boşluğu doldurmaya çalışır. eğer hedef doğru değilse bulunan kaybedilir. ortada
zaten bir boşluk vardır, boşluğun yaşattığı kısa döngü köklerden zirveye ulaşak bir olumsuzluk dalgası gibi yayılmaktadır. boşlukta her anlamda huzur bulmak varken, alışkanlık sahibi ve her seçeneği değerlendirmek isteyen insan illa ki ilerlemek ister ve sonuçta huzursuzluk, "rahatlık ve kaygı", "ilerlemek ve gerilemek", "bulmak ve kaybetmek" ikilileri gibidir, hep ikinci sırada yer alır. yani ilk yaşanan değildir hiçbir zaman, mutlak ikinci yaşanandır, yüklemdir. cümle onunla biter.
aksi bir durum geçerli olduğunda, yani insan alışkanlıklarının ve baskının kurbanı olmadığında boşlukta huzur bulma ihtimalini düşünür.. ve "bulabilirim" der.. o an hava değişir. bir tepki, ufacık bir cümle havayı değiştirir. eğer bu seçimi yapmasaydı, hayatının yüklemi haline gelecek olan yüklemler birden zavallılaşırlar. ilk etapta zavallılaşıp, anlamsızlaşırlar. ardından nötralize olmuş karar mekanizmasının etkisinde, aslında hayattaki her öğe gibi nötr ve kendi halinde var olan diğer öğeler gibi olurlar. hepsi bir ağızdan kutsal çağrıyı yapmaya devam ederler. bu çokluk ve bu yoğunluk o kadar güçlüdür ve insanın bildik haline o kadar yabancıdır ki, korkutur, karanlıktır, ağlatır.. insan, yaşamının genelinde kendini en güvende hissettiği yerde olmak ister. hayatın en dışında ama en içinde. aşağı doğru ilerleyip deliğin dışına çıktığı anda yenildiği ve bunu mecburen kabul ettiği yerde. ana rahminde olmak ister. en iyi korunduğu, en iyi hissettiği, her anlamda en iyi beslendiği yerde. en iyi sırdaşıdır o. orada hayatın yarattığı boşluklar yoktur, aksine doluluk vardır. zaten bu yüzden orası vardır, koca bir doluluk abidesi. dışarıdan bakıldığında küçük, ama dışarısı kadar büyük bir yer. o yer ne kadar dolu ve parlak... ama insan oradan çıkıp hayata sahip olduktan sonra parlaklığını yitirdiği için bu ışık kendisine ait değil. zaten bunu farkettiği an, üzerinden geçiyor binlerce ışığın yansıması. binlerce'nin içinde neler yok ki? olmak istediği o yerdeki kutsallık ölüyor önce, hayatın vücuda egoyu sokmasıyla insanın sahip olduğu saflık ölüyor. dünyanın ölmeden önceki, zamanın daha olmadığı yerden, yaradılışların gerisinden gelen yansıması yok oluyor. es geçiyor bütün kirli yüzleri ve yüzeyleri.
yani insanlığın izini bıraktığı, kirlettiği ne varsa hepsi ölüyor ve bir yansıma haline gelip toplanıyorlar, binlerce demet halinde bir anda yükseliyorlar..
eğer bunu görebilirsek, buna inanabilirsek kaynağı gerçekten sonsuz.. insanötesi bütün değerler bir araya gelip büyük bir enerji oluşturuyor, büyük bir ışıkla onu hissedebilecek alıcılara sinyal göndermek için hazırlanıyor. her insan bir alıcıdır ancak faal değildir. faaliyete geçirildiği anda algılamaya başlayabilir, yayılan enerjiyi içinde hissedebilir. bunun için tek yapılması gereken şey potansiyelin harekete geçirilmesidir. insanın daha doğmadan kaybettiği, bazen farketmeden yok ettiği ne varsa hepsi bir noktada toplanmış ve varlığımın sınırlarından sonraki dünyayı o yönetiyor. müdahele edilemeyeceği için de o olmadan, insan sürüklenir. bağları sıkı bağlanmamış ruhunu umutsuzluk sürükler. yörüngeye girememiş bir uydu gibi sürüklenir, kimbilir hangi bataklığsa saplanıp orada dibe çökecektir.. dibe çöktükten sonra bulunduğu yere bakan insan anlıyor, buranın hakimi aslında kendi olmayan kendisi. kuşkusuzluğunu besleyen mecburiyeti yüzünden buradan çıkmak istiyor sadece. yenildiği ikinci nokta, aslında ilkine ne kadar benziyor.. ilk noktada deliğin dışına çıktığında, dünyayı sarmış ego havasından bir nefes çekiyor içine.. ikinci noktada ise düştüğü delikte çevresini sarmış ego çamuru hücum ediyor boğazına. neden o an aklına geliyor ki egonu öldürmek? en başından yok etmeyi düşünseydin, binlerce nesil sonra bile bununla baş edebilmek daha kolay olmayacak mıydı? "ben" değerini beslediğini bile bile, onu yücelttin yıllarca. onun için dizayn ettin, onun için var ettin, onun için öldürdün. o ise parça parça bölünerek çoğaldı, ona ilk dokunduğunda bir taneydi. ama yüzünü başka bir yere çevirdiğinde o binlerceydi, ve senin de bir ölüme şahit olmanı sağladı. son gücünü batalıktan çıkmak için değil de, onu buraya düşüren ego için kullanmak istiyor insan. ama olmuyor. bu hapsetmiş onu çoktan. hapiste, sonsuzluğu hep kaçırmış sahte bir ilüzyon olmuş.. yansıtılmış. bu ilüzyon her yerde, bütün insanlar bu yansımayı gerçek zannetmişler. birbirlerini gerçek zannetmişler. içlerinden gelen o kör, sahtekar ve yabancı hisleri gerçek zannedip ona uymuşlar. büyük bir yüzeyi kaplayan düzlemlerin üzerinde yaşamışlar, onu gerçek kılmak adına her ışığı kendi karanlıkları altında bırakmışlar.
şimdi oradan uzaklaşmak için egosunu yok etmeli insan. bütün benlik duygularını ve onun hasta ettiği özlük hislerini egosundan temizleyip bir zihinde birleşmeye gitmeli. uzaklaşma sadece bunun için gerekli. insan dünyaya sadece benlik duygularını bırakarak öldükten sonra kendisinden geriye kalacak yansımasının beslenmesini sağlayabilir. zehir yayan bir hediye bırakmalıdır ölü dünyada bıraktığı ölümüne. ve o bahsedilen "yansıma" da bu zehirden tadarak yok olmalı. hayal edilen ve tasarlanan bir şey bu. hayatın açtığı ve gereksiz yere büyüttüğü boşlukların gerçek anlamda doldurduğu zihin bu tasarıyı gerçekten gerçekleştirecek. bu dünya asıl gerçekliği bu kadar sağlamıyor hiçbir zaman, o yüzden kastedilen "gerçeklik" asıl anlamından çok uzaktaymış gibi gelecektir.
böyle düşünmeye eğilimli insan eğer bundan vazgeçerse ışığın dokunmasına izin vermiş olacak, sadece tek taraflı gelişmeyecek hiçbir şey; kelimeler dökülecek. hiçbir zaman söylenemeyen şeyler duyulacak kutsal sesten. o ışık, üzerini tümüyle sahte gerçekliğini kapattığı karanlıktan kurtulduğu
anda insanın içinden geçecek.
ve tekrar yörüngeye oturacak insan ruhu. gücü tükenmeden yörüngeye girdiği anda gerçekten rahatlayacak. ve bu hem bir özne hem de bir yüklem olacaktır. tek başına bir yüklem. diğer ikililerin arasında asıl kastedilen bir tanesi vardır ki, onun yüklemi.
doğum ve ölüm
kilit noktasında, anahtarın nasıl çizgilere sahip olduğunu görüyorum. gölgesi yüzeyselliğimin karanlık yüzeyinde geziniyor, hissediyorum. çizgilerin keskinliği batıyor, acıtıyor. o kadar derine iniyor ki, benliğim bile rahatsız olup kaçmaya çalışıyor.
eğer ki kaçarsa, kendisini öldürdüğüm dünyada yansımam olarak yaşamaya devam edebilir.
eğer kalmaya inat edip, kalmayı başarırsa.. kendimi öldürdüğüm vücudumun yansıması olarak yaşamaya devam edebilir.
beni çağırdığı anda gitmem gerektiğini bilirim, hepsinin sonsuz bir olabilirlik düzlemi içerisinde gerçekleştiğini bile bile ihtimallerimi egomun küçültücü hakimiyetine terk edemem.
yaşamsallığın uçsuz bucaksız etkilerinden korunabildiğim, güvende olduğum o yerden mecburen çıktıktan sonra yapabileceğim tek şey, uçsuzluktan uzak bir özgürlük, bucaksızlıktan uzak bir mekan bulmaktır. asıl gerçeği, insanın dünyaya yaydığı düzleme yansıtmaktır. ama bunu, o yansımanın parlak kaynağında yaşayarak yapabilirim. egomu yok ederek.
gücüm tükenmeden..
2001 tarihli tool albümü lateralus un son şarkısıdır.
I have come curiously close to the end, down
Beneath my self-indulgent pitiful hole,
Defeated, I concede and
Move closer
I may find comfort here
I may find peace within the emptiness
How pitiful
It's calling me...
And in my darkest moment, fetal and weeping
The moon tells me a secret - my confidant
As full and bright as I am
This light is not my own and
A million light reflections pass over me
Its source is bright and endless
She resuscitates the hopeless
Without her, we are lifeless satellites drifting
And as I pull my head out I am without one doubt
Don't wanna be down here feeding my narcissism.
I must crucify the ego before it's far too late
I pray the light lifts me out
Before I pine away.
So crucify the ego, before it's far too late
To leave behind this place so negative and blind and cynical,
And you will come to find that we are all one mind
Capable of all that's imagined and all conceivable.
Just let the light touch you
And let the words spill through
And let them pass right through
Bringing out our hope and reason ...
before we pine away.