yapılan bir çok araştırmada,
renklerin içerdikleri düşük ya da
yüksek titreşimli enerjinin insan
psikolojisi üzerinde etkili olduğunu
biliyoruz ama bir renk adı altında yapılan
sabit değerlendirmeleri kabul etmiyorum.
mor bunalımı çağrıştırır, yeşil kendinizi
son derece rahat hissettirir vb..
bu insanlar üzerinde değişiklik gösterir.
siyah ve beyaz renk değildir. ikisinin
yüceliği diğer renklere karışır. yardımcı renklerdir.
sarı, kırmızı, beyaz, siyah, yeşil, mavi, mor, turuncu vesaire vesaire. bir sürü renk var; karıştırınca daha da çoğalıyor. karıştırmayınca ise sadece tekler.hepsi birşeyler anlatıyor. kişiden kişiye değişiyor. hatta anlattıkları renkten renge de değişiyor. acaba maviye göre mavi ne, kırmızıya göre kırmızı ne? şu bir gerçek ki hepsi hayata "renk" katıyor.
sarıya hastalık rengi derler. oysa ki sarı benim için harekettir. yürümek, koşmak, yemek yemek. hepsi birer ihtiyaç aslında ama sarıya ne kadar ihtiyacım var bilmiyorum. ama illa ki koşmalıyım, yürümeliyim, yemek yemeliyim ama gerektiğinde ve zamanında ise.
kırmızı genelde kızgınlık, öfke gibi gelir birçoğumuza. gülünce, ağlayınca, deli danalar gibi birşeyin peşinden koşunca yüzü kızarır insanın. tamam belki doğru ama kırmızı dediğin "baştan çıkarmalı" seni, beni. loş bir ışık, şarap, çilek herkeste olduğu gibi bana da kırmızıyı anımsatır. o da, gerekirse olmalı hayatımda. öyle zamanlarda gelmeli ki hayatıma, seni, beni gerçekten "baştan çıkarmalı".
beyaz saflık tabi ki de. çabuk kirlenir; insanlar gibi. her şeye ayak uydurur. belki de koyunların büyük çoğunluğu bu yüzden beyazdır. belki de ölünce beyaz bir bez parçasına sarılıp uzanmamızın sebebi sırf beyazın temiz olmasından kaynaklanıyor. günahlarımızdan sadece pratikte, sadece göz boyamak için arındırılmış görünmemizi sağlıyor. belki biraz "yapmacık" bir renk bile olabilir ama bütün renklerin adlandırılması beyazın kirletilmesiyle oluyor. güzel, olsun.
siyah karamsarlıktır genelde ama yakışmadığı pek birşey de görmedim şimdiye kadar. o da bütün renkleri bünyesinde barındırıyor. o da hareketli. görünüşte donuk, soğuk ama içi kıpır kıpır. bıraksalar kim bilir neler neler yapar. kimi zaman bizi bıraktıklarında yaptığımız gibi.
yeşil rahatlık gibi birşey. seyretmesi insanı rahatlatıyor, her tonu değil ama. hayatında olsa da olur olmasa da olur dediğin şeyler , kişiler gibi.
mor, pembe ve kahverengi kendilerinde bazı şeyler barındırsalar da bende netleşemiyorlar. kafa patlatsam elbette birşeyler oluşur kafamda ama hiçbiri mavi kadar önemli değiller bende.
mavi..
her şeyin mavisi olmalı. tüm duyguları, tüm düşünceleri ve tüm hareketleri içinde tutuyor. her ne kadar renklere anlam verip siyahın bütün renkleri içine çektiğini söyelmiş olsam da hiçbir renk bende mavi kadar dolu olamaz, olamıyor. huzur, hüzün, mutluluk, gözyaşı, kin, şehvet, ölüm, kahkaha; hepsi benim mavimde var. dolu bir renk; görünüşte de içerikte de. o olmazsa sanki kimi şeyler "anlamsızlaşıyor". etrafımdaki her şeyin büyük çoğunluğunu "o" oluşturuyor. başta kafamı kaldırıp baktığımda gördüğüm gökyüzü, sonra kafamı indirip gördüğüm deniz. her şey mavinin içinde, mavinin üzerinde daha bir güzel görünüyor gözüme. mavide uçan kuşlar, mavide yüzen balıklar, mavide çekilmiş fotoğraflar, mavide mavi ile yazılmış yazılar. her şeyi zevkli ve anlamlı hale getiriyor. mavi sanki hayatta sahip olabileceklerim ve belki sahip olduklarım arasında bir tercih yapsam, seçeceğim tek şey için olmazsa olmaz diyebileceğim birşey.
"o"nun gibi..
teşekkür ederim.