geçmiş bee!!
7 karış kadar yaklaştım. elimde kalem vardı. önümde de defter.
yaşadığım her anda ve aldığım her nefeste aklıma gelen, ömrüm hayatım boyunca da unutamayacağım konser. bir insan damarlarında hisseder mi?, gittiği konseri..
sahnede gördükten sonra yarım saat boyunca gerçek mi değil mi algılayamadığım ve gözlerimi dolduran adam....comfortably numb'la biterken hala büyüsü artmaya devam eden konser..
konserin hemen sonrasında aşka gelmiştim, şunu yazdım:
Basıyorum “play” tuşuna iTunes’un, turnenin ikinci ayağından koparıp aldığım playlist başlıyor çalışmaya. “In the flesh?” çınlamaya başlıyor, ama salt çaresizlik tınlıyor kulağıma. Eşiğine yaklaşılmayacak bir oluş halini anımsıyorum tekrar. Anımsamak o oluşu kavrayabilmenin sadece ufacık bir hali. Yoksa o ana bağımlı değildi hiçbirşey, her bir saniye tüm hayatıma yaydı kendini. Belki geçmişimdi tekrar yaratılan orada, bilemiyorum, ama yıldızlarda gördüm kendimi. Anı yaşamayı, ölmeyi, bilinmezliği. Ama anlatamadım, sadece sonuna saklayabildim “i can’t explain, you will not understand” öbeğini, mırıldandım. Belki de bağırmışımdır, farkında değilim, istemesem de “this is not how i am” diye ekleyivermişimdir sonuna öbeğin, bilemiyorum. Kim bilebilir ki o an “ben”in nerde olduğunu? Hani dememişiydi algımın kapılarını fırlatıp atan o insan “wish you were here’in ismi wish we were here olmalıydı” diye. İşte, yansıması hepimizdik “wish we were here” halinin. Orada bulunmayı koca bir galaksinin ta merkezinde bulunmaktan ayıramayan bizdik, biz evrendik, onun tınısıydık, temsilimiz o sahneydi. Binlerce yılın mahşeriydi, terazisiydi ilk gülümsemesini boğaza tanıtan o oluş, bir olup yok olurcasına parıldayan evrendi, bizdi. Biz mi kimdik? “me and you” dizesinin muhattaplarıydık, “me” sahnedeki o elmastı, “you” ise biz. Bizin gözünde ise “you” sahneydi, biz özneydik. Peki neydi bir arada tutan bu ayrıklığı. Tek nefes, çığlıkların ardı sıra alınan o nefes. Breathe… bunca bekleyişin ardından ise o nefesin tayfaki karşılığı, sonsuz renk huzmesi. Any colour you like. Bu öbeğe “until it’s black” diye eklemişti ya ford efendi, o uğursuz yüze us and them’i ekleyiverince kalmadı hiç açığı tayfın, evren bütünlüğe bir dahi adım attı. Tayfın renklerinden yansıyanlar senelerce anlatılmıştı zaten, albümler dolusu, ancak petrol için dökülen kanın kırmızılığı ta kalbimize işledi hedefi vurmak için yarışan iki torpidoyla. Evren titredi, tek bir çağrıyla, özlediği yeşilin tonuyla sanki, “bring the boys back home.” Ne var ki evren çekmedi hiçbir rengi önümüzden, toplamını yerleştirdi “comfortably numb”a, perdesini öylece kapatıverdi. Biz evrendik artık, onun tınlayan sesini tutuverdik ruhumuzla, hiç ayrışmadık bir daha, hiç ayrışmayacağız, hiç ayrışmıyoruz.
olmaz öylesi bir daha heralde.
Rüya gibi bir geceydi. hiç bir konserde böyle duygu yoğunluğu yaşamamıştım.
in the flesh i her dinlediğimde o ana geri dönüp gaza gelip bağırma isteği uyandıran, yolculuğuyla beklemesiyle hayatımın en yorgun iki gününü yaşamama neden olan ama bütün yorgunluğuna ve kuruşu kuruşuna tüm masrafına değdiğini düşündüğüm, hacı olduğum, garip hisler içinde, yanımda onca senelik dostlarımla, arkamızda birbirlerine omuz vermiş ağlayan 50'li yaşlarda amcalarla, havasızlığıyla, güzelliğiyle, gaza geldim gene :D
Sooo ya taught ya...
universiteden arkadaslarimla sozlesmeden konusmadan herkesin orada olacagini bilerekten kapida bulustuk... aradan yillar gecti, bir zamanlar odalarimizdaydi, simdi sahnede olacak oyle mi yani diye saskin saskin bakistik...
gercek miydi? aradan 3 saat gecti, cikista karsilatik, ne gercegi efsaneydi masaldi! agliyorduk... sayet bir mucize daha olmazsa (tom waits ile falan) bogaz boylesine sahit olamaz bir daha:)
eksisozluk entry 396..detaylı bılgıler ve roger ın tum hallerı :)
inanılmaz bişr gün, inanılmaz anılar...
Aylar önceden haberini duyup, biletlerin satışa çıkmasını heyecanla bekleyip, çıktığı anda biletleri aldığımız konserdir.Ayrıca, Konser günü erkenden kuyruğa girip, bileti olmayan bir arkadaş için karaborsacılarla muhatap olduğumuz, Kuruçeşme'den motorsikletiyle ikide bir önümüzden geçip saatler öncesinden dikilmiş olan bizleri kesen Arto'ya anlamsızca baktığımız gündür. Konser saati geldiğinde ilk bölümde "In the Flesh, Mother, Set the controls for the hearth of the sun,Shine on you crazy diamond, Have a cigar, wish you were here,southampton dock, the fletcher memorial,çizgi roman eşliğinde Leaving beirut, sheep ", ikinci bölümde "dark side of the moon" ve en sonda da "another brick in the wall,vera, bring the boys back home ve Comfortably Numb ile biten ve bizi de bitiren konser olarak tarihe geçmiştir. Konser bittikten sonra çıkış kapısına doğru ilerlerken seyircilerin çoğunun "Tamam, daha iyisi gelene kadar konsere gitmek yok" ortak fikrinde birleştiğine de kulak misafiri oldum.Ama daha iyisi var mıdır? Belki Gilmour...
itiraf ediyorum girerken sıraya kaynak yaptım.
bir neslin donatellosu da böylece geçer boğazdan. evet ruhlarımıza, karakterlerimize şekil vermiştir..bir nesile şekil vermiştir kendileri. 17.000 kişi de hep bir ağızdan ay lav yu racırs diye bağırmadıyse kendi kepazeliklerindendir.. nobre den daha sevilesidir kendileri bence.. bizim densizliğimiz hep..
dehşet güzeldi
zor bidaha oyle güzel bir atmosfer
bir çok şeyi getiren ve götüren konser olmuştur benim için.
Kelimeler kifayetsiz kalir. Konserden beri yapabildigim tek yorum "adam gercekmi$" oldu. Hala bunun haricinde bir $ey soyleyemiyorum..
gittiği konserleri anlatanlardan da kendi gittiklerimden bahsetmekten de nefret ederim ama sanırım bu konseri (büyüyü, ayini, mucizeyi) anlatmaktan bıkmayacağım...
"Ben böyle birşey görmedim!" dedirten, bittiğinde bedenini götürmene izin veren fakat ruhunu kendine saklayan, ne olduğunu anlayamadığın bir garip ruh haline sokan toplu trans. Tepkisiz seyredildi, dinleyici şoka girdi kanımca o gün haklı olarak. Yıldızlar, boğaz, ışık, mükemmel müzik. Üç kuşak beraber aynı şeyi diledi o gün. "Leaving Beirut" da tam yerine oturacaktı yaklaşık bir hafta sonra İsrail Lübnan'a girdiği zaman...
konserden sadece bedenim çıktı
gidin bakın ruhum hala orda sahney bakıyo