Biletiniz Buraya Kadar adlı romanında "öyle anlar, öyle saatler vardır ki, insana hayat boyu sürmüş mutluluk gibi gelir ve bu saatlerin ardından hayatın artık sürmemesi gerekir." diye yazmış Jean Seberg'in şüpheli ölümünün ardından intihar etmiştir.
Yazdıklarından öte, yaşam öyküsüyle ilginç biri. 1940'larda yaşamış, aslen Rus ama Fransa'da büyümüş. Babası yok, annesini iyi yaşatmak hevesiyle karınca gibi çalışıyor. Hedef bir yazar olmak. Ama sıradan değil, yaşarken ünlü bir yazar olmak. Annesi onu birden fazla kürk mantosu olan kadınlara karşı uyarıyor: "Bunlar her zaman daha fazlasını isterler" diye..
Romain restoranlarda çalışıyor, hava kuvvetlerine katılıyor, hukuk öğrenimi görüyor ve her gün iki üç tane olmak üzere, toplamda bin beşyüz ayçöreği çalıyor. Pilot olarak dünya savaşına katılıyor, o savaştayken annesinin öldüğünü saklıyorlar. O dört yıl boyunca annesine mektup yazıyor ve annesinden mektup alıyor. Ancak dönüşünde annesinin çok hastalandığını ve yaşama umudu kalmayınca yüzlerce mektubu yazarak oğluna postalanması için bıraktığını öğreniyor. Anarşistlikle anılan bir film yıldızıyla evleniyor, karısı onu kısa bir süre sonra aldatıyor ve ardından intihar ediyor. Romain yazmaya hiç ara vermiyor, üstüste önemli ödüller kazanıyor. Fakat takma isimlerle yazdığı için kimse bu ödülleri dönüp dolaşıp aynı adamın aldığını anlamıyor. Bunu ölürken bıraktığı mektupla açıklıyor. Fransızların herkesin sadece bir kez alabileceğini bildirdikleri bir edebiyat ödülünü bile iki kez almış olduğu ortaya çıkıyor. Aynı mektupta, artık yapacak bir şeyinin kalmadığını ve fiyakalı bir ölüm umduğunu anlatıyor. Aslında şu ödüller konusunda edebiyat dünyasına attığı çalımla ölümünü hakikaten fiyakalı bir hale çeviriyor. Bulursanız hayat hikayesini okuyun, hakikaten ilginçtir. Romain Gary (karısı Jean Seberg)
K edebiyat'ın sanırım ekim sayısında hakkında nefis bir makale vardı..
1914-80 arası yaşamış fransız yazar ve diplomat. şafakta verilmiş sözüm vardı'da kendi hayat hikayesini anlatır, ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu tartışılır ama çocukluğuna dair pek çok şey öğrenebiliriz buradan. büyüklük takıntısı olan bi annenin oğlu olarak müzikten tutun tramplene kadar herşeyi denemiştir, hem yazar hem diplomat olması böylelikle anlaşılabilir.
şahsen gary'i hiçbir yere koyamam kendi dönemi içinde(biyerlere oturtan varsa bana haber versin). tabiki 2 dünya savaşı görmüş biri olarak birtakım yorumlar yapılabilir, ama yine de sanırsam her gary okuru benimle aynı kanıyı paylaşacaktır, gary'nin yeri ayrıdır çünkü.
fransız basınını emile ajar takma adıyla yazdığı eserleriyle bolca oyalamıştır vakti zamanında. ne kadar kaçmak istese o kadar üstüne gelen basına da tüfeği kafasına dayamadan önce ayarı verip öyle göçüp gitmiştir buralardan.
özellikle onca yoksulluk varken ve yalan roman şiddetle tavsiye edilir. zaten bu ikisiyle anlaşmışsa kişi diğerleri çorap söküğü gibi gelecektir, zira gary'i bırakmak mümkün olmayacaktır.