tesadüf dün gece tvde denk geldim ve başından sonuna kadar izledim. Bir film bu kadar mı kötü olur dedirtti resmen. Filmin akışı falan tam bi fiyasko. Kafadan hikayeye dalıyor ama kim necidir belli değil. Her geçen dakikada bir yıl atlıyor. Oyuncuların geçmişi, hikayesi, karakteri falan tamamen atlanmış. İşte bu Ömer diğeri bilmem kim, bu kadar.
Bİr sahnede Ömer bulgaristan'da (topu topu film boyunca 1-2 dakka orda kaldı, onun da 5-10 saniyesi arka planlarla kanıtlama peşindeymiş gibiydi) sahne atlıyor hoop bizimki polis olmuş, ne zaman geldin, ne zaman girdin belli değil. oldu işte. Polis olarak ilk görevinde bi nevi köstebek oluyor ama o dakkadan sonra yüzünü gören cennetlik. 1 defa şefine rapor falan veriyor(şef de sinan çetin'in prenslerinden s.duman) sonra ortadan bir kayboluyor tam kayboluyor. Lan nerde bu adam derken sahneye çıkıyor, 2 dakka sonra da film bitiyor zaten.
Yazılabilecek o kadar çok şey var ki filmle ilgili ki hepsi de kötü, o yüzden daha uzatmıyorum. Çiçek abbas bu filmi 10la çarpar 100e böler herhalde. Kısaca gördüğüm en kötü filmlerden biriydi.
İzledikten sonra bu filme 1 haftadan fazla zaman ayırmışlar mı diye merak ederek googleda gezindim, 7 sene sürmüş ama toplasan 25-30 günü geçmezmiş çekimler. Bu kadar uzun sürede bu kadar az işle olursa lastik gibi birşeye benzer ne tadı olur tuzu.
Romantik: "İyi" ve "kötü" sıfatlarından bertaraf edilmiş bir film...
Ne vicdan azabı duymadan "Kötü! Çok kötü!" denilebiliyor, ne de gönül rahatlığıyla "Beğenedim"...
*
Yönetmen olarak Sinan Çetin, çoğu zaman bildiğimiz Sinan Çetin. Pervanelerini, kuru yapraklarını ve kırmızıya emanet kahve rengini yine kullanmış. Yine, gökyüzünün mavisi, masmavi; her karakter Sinan Çetin gibi konuşuyor. Gene belli oluyor ki çekilirken aklına bir şey gelmiş Sinan Çetin'in, değiştirmiş bir şeyleri...
Gerçi, bu film öyle "bir şeylerin değiştirilmesi"yle yetinmemiş. Biliyoruz işte, 98'de başlamış çekimler, çok şey değişmiş. Çıkışı olan Sis ve Gece romanı, filmin ortasında kalmış, dünyanın merkezi gibi. Yüzeyinden bir hayli uzak, ama sıcak. (Sis ve Gece'nin vizyona girmesinden bir hafta sonra, bitmeyen filmin bitirilip seyirciye sunulmuş olması da "tesadüf"ten öte bir durum sanki!)
*
İlk otuz dakikası, filmin ikinci yarasındaki müziklerle alakası olmayan şarkıların yer aldığı, Teoman video klipleri. Belki, 90'ların sonunda, Teoman henüz kendini tüketmemişken, verdiği tat kabağınkine benzemiyorken kısmen kabul edilebilirdi. Ama yıl 2007. Şimdinin Teoman'ı, Teoman işte. Sinan Çetin'in, "Ben öyle bir yönetmenim ki, sizin sıradan bildiğinizi yaldızlarım. Siz de bunu seversiniz" egosunu tatmin edemeyecek bir "ün"e sahip Teoman.
Oyunculuğu ise, Çetin'in kendisine çektiği video'larındakini aşamamış. Zaten anladık ki, bu video'lar da film antremanıymış.
Özeti, Teoman (Gökhan) olmamış. Olamamış. Ama, resmin bütününe uydurulmuş.
*
Okan Bayülgen (Ömer) ise, iyi oynamış. Ama, film adete kabul edememiş, itmiş kendisini. Ne "durakta beklerken", ne "Bulgaristan'a kaçarken", ne "mektup yazarken", ne de "yıllar sonra çıkagelmişken" neler hissetiğini vermemiş film. Ömer'in, "Benim söyleyeceklerim var, bi saniye"sine film, "Üzgünüm ama, ben başka yere akıyorum, vaktim kalmadı" demiş. Keşke, daldan dala "Senin annen bu kadındır yavrum.", "Hayııır, ben değilim O.", "Hayıır, O değil, bu" şeklinde gelişen konusundan feraget edilip; Ömer'in, örneğin, mektup yazmazdan önceki hallerine yer verilseymiş.
Ayrıca, Sınav filminin sonunda, nasıl ki unutulan Levent Lemi karakteri (Okan Bayülgen) bir sürprizle çıkıyorsa, Romantik'te de "Nereye gitti Ömer?" diye bakınırken, çıkıyor işte. Kötü bir kurgu ile hem de.
*
Yesemin Kazonğlu (Yasemin) ise, yine bence, Sinan Çetin'in egosuna hizmet etmesi için seçilmiş. Onun nasıl oynadığını düşünmek ve yazmak istemiyorum. "Birkaç kez yıkansa çıkacakmış" gibi bir hali var.
*
Filmin adandığı, 2003 yılında kalp krizinden vefat eden David Hemmings(Sadun) ise, "yaramaz ama zeki bir küçük çocuk" gibi. Etrafı dağıttığı, kötü konuştuğu için cezalandırılmayı hak eden; ama, kurduğu cümleler ile kendini sevdiren bir çocuk.
Biraz abartılı belki, ama keşfetmeye de cezbediyor. Kötü diyemem, hürmet ederim. Ama, keşke son filmi bu olmasıymış.
*
Son olarak da, 4 Şubat 2007 tarihli, Hürriyet Pazar'ın Keyif ekinde, Ezgi Başaranın yazısından birkaç şey aktarırsak:
- Romantik için, 600 kutuya yakın film harcanmış. (Normalde, ortalama 180 kutu kullanılırmış.)
- Bazı ikili konuşma sahnelerinin bir bölümü 2000'de, bir bölümü 2005'te çekilmiş. Ayrıca, bazı sahneler hiç kullanılmamış.
- Film çekimlerine başlanırken ışık asistanı olan bir kişi, film bittiğinde şefmiş.
- Beş montajcı gelmiş, gitmiş.
- Görüntü yönetmeni Kamil Çetin, on beş asistan eskitmiş ve film başladığında bekarken, film tamamlandığında artık evliymiş ve iki buçuk yaşında bir çocuğu varmış.
- Teoman bir keresinde "Yasemin benim sevgilim miydi, kardeşim miydi?" diye sorabilmiş verilen aralardan dolayı.
*
Filmde geçen şu cümleler üzerinden Romantik'i özetleyebiliriz: "Cesaretin akılla ilgisi yoktur. İnançla aklını yok et!"
Evet, Romantik'in de akılla ilgisi yok. Bu yüzden "iyi" bir film değil. Ama cesaretli. Bu nedenle de izlenebilir ve sahiplenilebilir.