toplam 85 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
~51 ahkam var. « sonraki sayfa 1 2 3 önceki sayfa »
etrafmdakıler ne kdr cok olursa olsun gozumun onu araması..
olduğum ama son zamanlarda unuttuğum ve bana yaşatacak birini bulamadığım gerçek
romantizm haşır huşur yağan (ki şu anda yağıyor kendisi) yağmurda yürümektir, beraber ıslanmak,sonrasındaki toprak kokusunu duyumsamaktır. zaten o nedenledir ki yağmur yağmadan önce azan ağrılara romatizma adı verilmiştir. ya işte. hiç aklınıza gelir miydi.benim de demin geldi.
elektirikler kesildiğinde mum yakarız.. aa bak ne güzel romantik oldu deriz.. çünkü romantizim mum yakmaktır.. o yakılan mumlara üflemek de kutlama demek oluyo.. alkış malkış.. öle bitakım şeyler..
Dünyanın en gereksiz ruh hali. Çiçek ve böceğe haddinden fazla şey yüklemekten başka hiç bişi değil.
Bir aktarın camında yazan "Romatizmaya iyi gelen otlar" şeklindeki yazıyı "Romantizme iyi gelen otlar" şeklinde okumuşluğum vardır. Saygılar.
yanakların ıslanması ve ışıkta parlamasıyla şişkoluğun daha da belirginleştiği sırada fotoğrafının çekilmesi gibidir.
Başladığı anı kestirmek kolay, hisleriniz yardımcı olur. Ama bitmesi gereken anı kavramak, işte o zor olanı. İçinizden geldiği gibi davranın ya da benim gibi içinizdeki akla hükümdarlık verin. Bittiğini göreceksiniz.
akıl kullanarak yakacağın enerji yerine içinden geldiği gibi davranarak ya da duygularına teslim olarak ekonomi yapma sanatı....
“Bilir misin Daphné, o eski şarkıyı
Taflanın dibinde, beyaz defnelerin altında
Zeytin ağacının, mersinin yahut salkımsöğütlerin
O bitip bitip başlayan aşk türküsünü.
Hatırlıyor musun büyük sütunlu eski mabedi
Dişlerini batırdığın acı limonları
İnsanı cehenneme götüren mağarayı
Mağlup ejderhadan kalan tohum oradadır.
O hep ağladığın tanrılar dönecek bir gün
Zaman getirecek düzenini eski günlerin
Bir peygamber nefesiyle ürpermede toprak.
Latinleşen Sibel, toprak tanrıçası
Uyur hâlâ Konstantin’in tâk-ı altında
Hiçbir şey değiştirmemiş muhteşem kemeri.”
Spinoza “insanoğlu tutkularının esiri olduğu müddetçe doğa ile uyum içinde olması beklenemez” dese de kökenini 18. yy'dan alan bu akım, duygu ve tutkuların insanın doğa ile ilişkileri çerçevesinde en denli etkili olabileceğin bir göstergesi. Zira edebiyat tarihinin başyapıtlarının bu tarihlerde başta Rousseau, Goethe ve Puşkin ile ortaya çıkması tesadüf olmasa gerek.