"bütünüyle bir semte benziyor ruhi bey
binlerce,onbinlerce kedinin hep birden kımıldandığı
kedilerle örülmüs bir semte
ve soguk bir tuvalde yerini bulamamıs renkler gibi
soguk ve ayakta tutan çeliskileri
bir görünümden bir baska görünüme kolayca sıçranan
herseyin ama herseyin çok dıstan farkedildigi
eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikligi
belki de genç bir sairden ödünç alınan.
yürüyor mu,yürümeyi mi düsünüyor ruhi bey
düsünmesi mi daha sonra koyuluyor yola
nereye gidecek ama, nereye varacak sanki
yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda
oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi.
bosvermis de sanki oyunun kurallarına
üstelik son bölümde,perdenin kapanmasına
azıcık vakit kalmıs
ya da vakit var daha.ama ne çıkar
gövdenin yazgıya bas kaldırması mı
ruhi beyin baskaldırması mı yoksa
vaktinden önce anlamanın saskınlığı mı
vaktinde anlamanın sevinci mi
ya da biraz geç kalmanın
o gereksiz tedirginligi mi
hangisi
ama belli ki sonundayız herseyin
en sonunda.'
yalnızlık paylasılmaz belki,ama ancak böyle hissedilir
ruhi bey beyazlar içinde hala bekler
'yere dökülen un sessizligi'nde.."
Sizinle görüşelim Ruhi Bey
Vaktim yok, vaktim yok
Ruhi Bey, görüşelim
Vaktim yok görüşmeye kimseyle
Ruhi Bey!
Kendimle bile, kendimle bile.
(Olmaz ki, kimse kimseyi sevemez
Ama hiç kimse.)