toplam 18 kişi bulundu. 18 adedi gösteriliyor.
| tuttum | cezvesapi |
| tuttum | kelimetaciri |
| tuttum | velarion |
| tuttum | miLitan weLet |
| tuttum | KizilderiliRuhu |
| tuttum | melancoliq |
| tuttum | zeynepncoke |
| tuttum | DumanAdam |
| tuttum | tozutukk |
| tuttum | hayallET |
| tuttum | mavioje |
| tuttum | DALILAH |
| tuttum | SuuRsuzTosBa |
| tuttum | Telcontari |
| tuttum | Sayin Bayan |
| tuttum | Ucuncu Sayfa Guzeli |
| tuttum | Imbrokenheartofjack |
| tuttum | dharma bum |
~15 ahkam var.
.......
İçinde kötülük yok biliyorum
Yok, benim de yok ama
Olmaz ki
Böyle de yatılmaz ki
:))
Bokun içindeyim
Herşey parayla
Flaş belleğe depolayıp
bütün kurumamış çamaşırları
ve filmleri
ve kalemleri
ve defterleri
ve kitapları
ve adamları
ve kadınları
ve gülüşleri
bataklığa attım
rezervuarlara kadınlarda işeyebilmeli...
İki şehrı var
Gecenın bırı gözumde tütüyor
Birinin dumanı üstunde
Yağmur gibi çöken siste
Bana bu uykusuz şehri niye bıraktın
Göze Alamadıgın bir şehrin yerıne
Bütün şehırledesin
Gece deil istediğin hayli karanlık bakışlı
Bir sehrin gözlerıyle carpışma hevesindesin
Gözlerini anlıyorum
Henuz bağışlayabilicegi gözleriyle
Çarpışmadı kimse..
Gözlerimize uzaklıklar deilki yalnız
Göze alamadıgımız yakınlıklarda acıtır
Ve gözleri ancak gözler bağışlaya bilir
Öyle acıyorki gözlerim kim bağışlıcak,
Sis deil ,uykusuzluk deil
İki uzak şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz
Biri sis içinde kirpiklerine kadar acık
Bu sessizliği kim bıraktıysa
Göremiyorum konuşkan gözlerinde tek sözcuk bile
Gözlerimiz birbirine degmiyor gecenin iki şehrinde
Kimsenin kimseye gözu degmiyorsa
Şehir niye...!!!
===========================================
Çok sevdiğim bir şiir anlamlıdır benim için ...
''alıntıdır ''
Ölümü De Kusacağım
çınar ağaçları ölum orucunda
haşarat ayaklarımla geldim geceye
bu şehir şimdilik şurda unutulsun
uzun bir bıçak vardı ya avucumda
kendi kendini kanatırdı sessizce
sevdiğim adamın adi: sokak adları
sokak atları ve sokaksız yalnızlığım
içimde tuzlu bir magma taşırmışçasına
yüzüme geldim yüzümde kuru cam yaprakları
camlar dediysem inanmanız da gerekmez
pencerelerden sarkıtılan
kaçık erkek çorapları.. aaah!olum!
zulmettikçe hicvedeceğim seni
içeceğim anasını satayım
kusacağım da! her yere bakan gözlerimle...
tut elimden İstanbul!
tut elimden pis orospu!
tut ki elim sana bir mektup gibi kanasın
tut ki elim bir an olsun sıcak
bir an olsun bir sübyan ağlayışı gibi
imzasız kalsın!
yürü güzelim endamını göreyim
sensiz geçen gecelerin ecdadnını sikeyim
ben mecnun muyum bir am için çöllere düşeyim
leylanın da mecnunun da anasını sikeyim
.............
tabiki neyzen tevfik
DÜŞÜNCELER
Düşünceler, ruh tohumları, rasgele spermler
Yüzüyorlar tabiat anaya
Dev, kutsal vajinaya
Bilinçsiz kurbağa yavruları gibi
Ve çoğunu emiyor dev vajina
Bir işinde kullanacak gibi
Düşünceler, imgenin ustaları
Görkemli cennet tasarlayıcılar
Elma bahçeleri, çıplak kızlar
Sert, sulu düşünceler ve aşklar,
Cinsiyetsiz ve ırksız yüzüyorlar
Yakamozları esir almak için
Son buğulu mehtapta…
Düşünceler etli butlu
Renkli ve yüksek çözünürlüklü
Bedenlerde dolaşıp
Elektriği ete buluyorlar
Çoğalıyor, ölüyor, binlerce doğuyorlar
Aynı anda başka yerlerde
Aynı şekilde bin yıl sonra
Çıkıveriyorlar.
Çirkin, sevimsiz ve çoğu zaman arsızlar.
KUTSAL OROSPUMA
Ben burada bu gece ölsem
Evinin hemen dibinde, çok yakınında…
Anlar mısın, görmeden ve duymadan
Sadece hisseder misin?
İlk öpüştüğümüz o gecede
Balkondan aşağı boşaldığım yerde
Koltuğu kapının arkasına dayadığımız salonu
Ve kullanılmış prezervatifi ortalık yerde unuttuğumuzu
Hatırlar mısın? Utanç ve aşk içinde gülümseyişimizi…
Tequila şişesi ve gece denizin dibi
Tatilde, beyinlerimiz pamuk şekeri gibiyken
Bira bardağının kenarında, pembe ruj lekesinde
Bacağındaki yara izinde
Ve seni bulabildiğim her boktan yerde
Parçalarını toplamış gibi oluyorum içime…
Ben burada şu anda ölsem
Bedeninde veya ruhunun herhangi bir yanında
Duyar mısın, hisseder misin?
“O öldü” der misin?
İçinden mırıldanmalarla…
İlk tanıştığımız günde
O kavrulan hecede, bulduğumda seni
Yanakların öpücük tarlalarıyken
Dudakların terk ederken beni
Göğüslerinde,
Uçlarında, okşayınca sertleşen
Ve bitmeyen, hiç bitmeyen
Ölümsüz tanrıçam olur musun benim?
Acı çeksem, sevinsem
Korku duysam, güvensem
Yeniden senin olsam, ya da hep seninsem
Beni sana tercih etsem
Ellerinde, tırnaklarının bittiği yerde
Son aldığın ojeyle
Hangi renkse,
Boyar mısın beni?
Ya da burada hemen ölsem
Yazarken ve okurken
Evinin hemen dibinde, çok yakınında
Anlar mısın, hiç düşünmeden
İçinden gizli fısıldamalarla
Sadece hisseder misin?
Beni…
ŞİİRİMSİ
Yemyeşil çimenlerin arasında çılgın bir çocuk gibi koşuyordum. Coşku, sevinç ve heyecan bedenimin her yanını sarmış, beni sanki tuhaf ve canlı bir cennetin içine sürüklemişti. Görüntüler hızla gözlerimin önünden kayıyor, insan yüzleri seçilemiyor ve diğer birçok renkli şekiller havalarda uçuşuyordu. Kuşların cıvıltıları ve çocukların kahkahaları beni neşeye boğuyordu. Yüzümde bir gülümseme belirmiş dilimin altındaki salgılama bezleri fazlasıyla salya salgılamışlardı. Tükürmek istedim, küçük bir yorgunluk ve tıkanma hissettim bedenimde. Böbreğimin hemen altında veya hemen üstünde bir yerim şişmişti. Dalak denen o lanet organ. Bu büyük parkın sonuna, trafik ışıklarının dibine kadar durmadan koşmuştum. Ağaçlar yavaşlamışlar ve yapraklarının arasından ışık huzmeleri yüzüme daha düzgün bir halde serilir olmuşlardı. Yeşil ışık yanıyordu ve çok şanslı olduğumu hissetmiştim birden. Sağıma soluma hiç bakmadan karşıya geçmeye başladım. Birkaç adım attım ve ani bir fren sesi, sert bir yumruk gibi patlattı sağ kulağımın hemen dibinde. Acı ve korkuyla sağıma çevirmeye çalıştım yüzünü. Oraya bakmak, ne olduğunu görmek isteği doldu refleksimin içine, yarısını görebildim görüntünün, hızla gelen üstüme…
ÇAAAATTT!!!
Beynimin parçaları eşliğinde, kafamı patlatan paslı, metal bir kaporta, beni öldürüyordu! Ya da öldürmüştü. Kandamlaları saçılıyordu sağlı sollu dört yana.
İçim ürktü, beynim durdu sanki bin parça halinde. Birçok ayrı yerde birçok ayrı acı çekiyor, kendimi canlı ile cansız arasında can çekişen bir hayvan gibi hissediyordum. Ölmekte olduğumu idrak ettiğim an, neye kızacağımı, neye üzüleceğimi, neye pişman olup, neyi özleyeceğimi düşünmek için zamanım yoktu. Sadece hala düşünüp düşünemediğimi, ölümün nasıl bir şey olduğunun akılda tutulup tutulamayacağını ve akılda tutmanın bu saatten sonra ne işe yarayabileceğini düşündüm. Bunları düşünmek daha kısa zaman gerektirirmiş gibi geldi bana. Sonra görüntüyle ilgilenmek geçti aklımdan. Kararıyordu bir şeyler ve korkutuyordu beni, bu istem dışı kararması görüntümün. Çok alışmıştım bu görüntüyü kontrol etmeye ne de olsa. Kulağıma gelen ses yavaş yavaş anlamsızlaşmaya başladı. Sesi anlamı olmadan duymaya da alışık değildim. Anlamı olmayan bütün gerçeklikler, gerçekliklerini yavaş yavaş yitiriyorlardı beynimin parçalanan kıvrımlarında. Süzülüyor ve saçılıyordum dört bir yana. Hiçbir şeye odaklanamıyor, hiçbir şeyi “benim yararıma mı, yoksa zararıma mı?” diye kategorize edemiyor ve hiçbir şeyi birbirinin karşıtı olarak göremiyordum.
Her şey dağılan bir bütündü, bende o bütünün içindeydim…
Ölümü yaşarken, onun, şimdiye kadar yaşananların çok kısa bir özeti olduğunu fark ettim. Ama film şeridi falan göremedim ben. Görüntüden çok sesin, kokunun ve en çok da hissedilenlerin özetleri vardı ortalıkta. Zaman kavramı dağılıp gitti, bir dakika mı bir saniye mi, yoksa birkaç sene mi geçtiği kesinlikle anlaşılamıyordu. Zamanın aklımızın sayabilme gücünden başka bir şey olmadığı belirgin bir şekilde anlaşılıyordu ölürken. Zaman geçiyor, zaman geçmiş veya zaman gelecekti, bunların hepsi aynıydı. Bir şeyi yapmayı hayal etmek ve bir şeyi yapmak aynı şeydi artık. Bir şeyi yapmış olmak, bir şeyi yapacak olmak kadar gerçekti. Hayal gücünün sınırları yeni zamansız yaşamın sınırlarıydı aynı zamanda. Yeni yaşam ve eski yaşam aynı şeydi ne de olsa…
Korku bedeni değil kendini kavrayabiliyordu sanki. Elle tutulabilir şeylerden biri de merak duygusuydu. Merak ediyordum evet! Ama neyi merak ediyordum, bunu bilmiyordum. Korkuyordum korku duygusunun kendisinden, başka korkan bir yerim yoktu aynı zamanda. Utanç duygum bir köşede utanıyordu kendisinden. Fikirlerimi birbirine bağlayacak damarlar yoktu… Muhtemelen beynim patlamış ve bedenim başsız, kanlar içinde, iğrenç bir görüntüye sahip olmuşlardı. Ne olup bittiğine emin değildim gerçek hayatta! Öldüğüme emin olsam her şey bitecek ve ölecektim sanki. Bu emin olmuş düşünceyi bekleyen diğer huzursuz düşünce topluluklarından ibaret gibiydim… Yılları yaşamış, güzellikleri görmüş ağlamış, gülmüş, sevinmiş, sevişmiş ve utanmış bedenim şimdi benden ayrı, kim bilir ne haldeydi. Merak duygum da işte tam buna yöneldi. Duyguları kaybetmemiş olmak sevindirdi birden beni. Onların düşüncelerden ibaret olduklarını hiç tahmin etmemiştim önceleri. Beni yalnız bırakmamış ve hala yaşıyormuşum gibi hissetmemi sağlamışlardı. Sanki onları yaşarken beslemiştim ve şimdi de faydalarını görüyordum. Kendimi deli gibi özledim o an. En çirkin hallerimi, en mutsuz günlerimi bile çılgınca kıskandım. Boşa geçirmiş olduğum her saniye için vahşi bir kızgınlık hissettim kendime. Bu aptal ölümsüzlük yerine birkaç gerçek dakikayı tercih ederdim. Kızabiliyordum kendime hala, ortalıkta kendim diye bir şey kalmamışken bile. Ne kadar alışmıştım “ben” gözüyle bakmaya her şeye… Ortaya çıkan gerçeklik kesinlikle hayatım boyunca düşündüğüm felsefelerin hiç birine benzemiyordu…
Ah, ilk aşkımın banyodan çıplak çıktığı o hareketli ve sesli görüntüler…
Ah, köpeğimin öldüğünü öğrendiğimde hüngür hüngür ağladığım gece…
Ah, tatilde geçirdiğim boğulma tehlikesi.
Anneciğim ve onun sıcak, anne kokan, güven saçan, yumuşak kucak dolu şefkati.
Ah babacığımın o muhteşem ilgisizliği…
Ailemin sevinci, ah ülkemin hasreti…
Dünyamın büyüklüğü, ah sayabildiğim yıldızlar.
Nerede olduğuna asla emin olamayacağım hayali mekân.
Küçük cennetim ah, her ne olursak olalım yaşanası yaşam!
Karıncanın bacakları ve kelebeğin anteni…
Son bahar yaprağının barındırdığı hüzün
Ah duygulara dönüşmüş güzel eylemler.
Ah benim aynayla inandığım kişilik.
Neredesin ey yüce yaşam,
Neredesin kendini özletmeyi iyi bilen?
Sevişmeler var aklımda, çarpıcı veya hüzünlü.
Ürpermeler var gidip gelen.
Neredesin ey ıslak yaşam,
Sıcak ve soğuk yaşam,
Neredesin ey yüce yaşam?
Ortaya çıkan gerçeklik şimdiye kadar neredeydi?
Ne yapacaktım bu tarafta, yalnız ve kimsesiz?
Ne yapacaktım paramparça, katledilmiş geçmişim
Ne yapacaktım burada, nerede olduğumu bilmediğim.
Bilincim kendi ile konuşan iç ses gibi.
Birden fazla olduğuma şimdi buradan eminim.
Düşünsene yaşamak anlatmakla ilgili,
Düşünsene anlatmak, hep yazmakla ilgili…
ŞİİRİMSİ 2
Düşünebiliyordum ama yoktum. Ya da varlığım düşüncelerden ibaretti bu güne kadar. O halde ben düşüncem doğduğunda doğmuştum. Şimdi düşüncem öldüğünde ölecektim. Görüntü, koku veya sesin tek tek bir önemi kalmamıştı hepsi tek bir bütün olarak karşımda, içimde, dışımda ve her yerdeydi. Yaşadığım bütün gerçeklikler benimle birleşmişti. Bir duman kadar ağırlığım yoktu fakat evrenin tümünü bir çırpıda gezebilecek kadar hızım vardı. Kaygılarım sanki gözlerimin önünde birer birer eriyor, tuhaf bir ayrılık sızısını bana hissettiriyorlardı. Bir daha göremeyeceğim dostumdan ayrılırken hissettiğim duygular gibi… Korkularım ve çok büyük güven duygularım el ele vermiş intihar ediyorlardı.
Duygularım, ah o güzel duygularım
Yalnız bırakmayın beni, sizden başka kimim var?
Duygularım, ah o keskin duygularım.
Ağlamadan ve gülmeden ben yaşayamam ki.
Ölmeyin parçalarım, ölmeyin uyanalım.
Bir rüya olsun her şey, düş koksun yanaklarım.
Uyanalım bir güne, yeniden başlayalım.
Ölmek nasıl gerçekleşebilir bir düşüncede? Unutarak mı her şeyi… Unuttuğumda bitecek mi yaşamım artık.
Neyim ben kendi farkına varan bir yokluktan başka. Ne umudum var unutup her şeyi yok olmaktan başka? Yeni bir bedende doğmayı kim ister hatırlayacaksa bunları? Unutmak ölmek ise bir düşünceye, ölmek her şeyi unutmuş olarak doğmuş olmak olmalı. Kararıyor hayatım, kapıyorum tüm gözlerimi artık. Yeniden doğmak ve ölmek aynı şey olduğunda ve hiç bir anlamları kalmadığında…
Hoşçakal şaşkınlık verici dünya, unutuyorum seni.
Hoşçakal farkındalık, umursamıyorum sözlerini.
Beni saran bencillik çekiyor artık ellerini.
Özlediğim tüm özlemler, bir daha gelmiyor geri.
Neyim ben kendini terk eden bir yalnızlıktan başka
Neyim ben ölümün ve yaşamın arasında.
Yok olacaksa tüm yaşamlar, düşünceler arasında.
Neyim ben, bedensiz, uzak diyarlarda…
Hoşçakal demiştim bildiğim her şeyin gölgesinde, bilmediğim hiçbir şey yoktu artık. Bilmediğim her şeyin ne olduğunu biliyordum ve bilgi için ispata ihtiyacım yoktu. Bir çeşit sezgi gücü hâkimdi her şeye… Bildiğim en rahatsız edici şey ölümün o tatsızlığıydı. Her şeyi unutmanın vermeyeceği acı! Acı hissedilir olduğu sürece unutmaya değerdi. Acı ölüyordu benimle birlikte. Acılarımı ne kadar sevdiğimi anladım son düşüncelerimle. Seçim şansı diye bir şey var mı kendi yarattıklarımız dışında? Yeni bir hayat, her şeyi unutmak pahasına? Evet, buna değer… Ölmek bir şeyi düşünmekten mahrum bırakmaksa eğer.
Ingaaaa…
( Bebek hiç anlam veremediği sesler duymaya ve hiç anlam veremediği görüntüler görmeye başlar. Bedeni hayatta kalmak için anne kokusuna karşı kendini geliştirmektedir. Bir şeylere anlam verme ihtiyacını hisseder.)
UZAYDA AŞK
Âşık olma dönemine girerse insan
Kimse tutamaz onu
İyi veya çirkin herhangi birini sevebilir o kişi
Gözleri parlar her gördüğüne
Herkes hoştur karşılık vermese de
O zaman âşık olmak ister herkese insan
Bu şey aşılamaz, bazı başka şeylerin içinde olunduğu sürece…
Dışına çıktığında ise aşksız ve soğuk bir hayat bekler insanı
Bilerek ve severek kandırmaktır aşk kendini.
Ve iyi de bir şeydir.
Yoksa bütün bu tipsizler, dişlekler ve cırtlak sesliler
Sevgilileriyle mutlu olamazlardı
Aşk gereksiz olan tüm insanları kutsadı
Zamanın ötesinde
Hiç bilemeyeceğimiz bambaşka bir yerde…
Âşık olma dönemine girerse erkek
Bütün memeler ve götler onun için yaratılmıştır
Sokağa çıkmak ve gezmek çok zevklidir ona yazın
Acı veren bir mutluluk içinde dolaşır önünü kabartarak
İçi sızlar ve kalbi kan pompalar erkeğin
Yoksa bütün bu çiftleşmeler ve öncesinde barlar
Yoksa bütün liseli oğlanların kızları mıncıklamaya çalıştığı kafeler
Ve aptal aşk filmleri ve romantizm mumları yaratılmazdı.
Aşk, hayatta kalmak için bütün hayvan bedenlerini kutsadı
Evrenin ötesinde
Kendi varlığını ispatlamak için
Âşık olma dönemine girerse kadın
Kimse tutamaz onu,
Kendisi bile.
Aşkın doğumu, kadının sorumluluğundadır görünüşte
Herkeste sevecek bir şey bulabilir kadın
“Bende bile!”
Eğlenmek ve gezmek çok zevklidir ona her an
Neşe veren bir hüzün içinde dolaşır memeleri sertleşerek
Gururla dolar ve hormonları canlanır kadının
Yoksa bütün bu makyajlar ve öncesinde danslar
Yoksa bütün kadınlar arası rekabet ve moda dergileri
Ve süslü çantalar ve ruj izleri ve hatta para yaratılmazdı
Aşk hayatta kalmak için bütün vajinaları kutsadı
Uzayın derinliklerinde
Yıldızların kendi içine çöktüğü tuhaf bir yerde…
GERÇEĞİM
Bilseler bütünleşmek için savaştıklarını her şeyle…
Duysalar korkuların, meraklarını doğurduğunu,
Görseler gerçeği, bebeksi aç gözlerle,
Sökseler içlerindeki yargı zinciri tohumunu…
Ölseler, yaşamın en güzel yerinde en güzel şekilde
Doğsalar ölüm rengi kutsal perdenin sıcak rahminde
Bilseler bilmedikleri şeylerin korkular olduğunu
Tatsalar gerçekten yaşamayı iki arada bir derede…
Gülseler ömürlerinde ilk defa gülüneceklere
Sevseler sevginin kendisini en büyük anlam içinde
Kızsalar nefretlerine, kin tutsalar ömür boyu
Sussalar tüm boş konuşmaların sessizliğinde
Atsalar üstlerindeki bütün tanrıları
Olsalar kendileri canlı birer tanrı
Dursalar hepsi aynı an, aynı günde
Koşsalar kâinatın tersi yönünde
Tutsalar ellerimden
Kesseler beni
Gerçeğimsin
Değişmem seni!
Sezseler tertemiz sezilecek olanı
Kussalar yıllar boyu içlerine akanı
Gelseler hepsi bir anda aynı yere
Gerseler çarmıha bütün yalanlarını
Açsalar kapanmışları
Kapatsalar açları
Sıçsalar her güzel şeye
Bozsalar kuralları
Sen işini bilirsin
Gösterirsin kendini
Gerçeğimsin sen benim
Bana değişmem seni!
ÇİKOLATADAN EV
Sincaplar ışık tutuyor yoluma
Gece parlayan yıldızlar var yukarıda
Orman kalabalık ve şen şakrak her zamanki gibi
Flüt ve gitar sesi kahkahalar arasında
Sincaplar ışık tutuyor yoluma
Baykuşlar selam veriyor
Yılanlar dans ediyorlar, kaplanlar gurur saçıyor.
Ellerim boşluk tadında
Gözlerim her yeri görüyor.
Sincaplar zıplayarak
Gülerek ve konuşarak
Mumlarını damlatmamaya devam ediyorlar
Işık tutarlarken yoluma,
Takip ediyorum onları
Peşlerindeyim
Bana çikolatadan yaptıkları evi gösterene kadar
NE OLUR
Ne olur bir daha ara beni
Bir daha açayım telefonu sesini tanımamış gibi
Ve bir daha sor o soruyu
“Gerçekten sildin mi numaramı?"
“Evet” diyeyim bende “sildim”
Ne olur bir daha gelsin aklına,
Benim seni gerçekten unuttuğum
Bir daha sever gibi ol beni,
Ta ki anlayıncaya kadar
Benim seni asla unutamayacağımı
Ne olur bir daha ara beni
Tanımamış gibi yapayım numaranı.
Ne olur bir daha sor,
Bütün kadınlığınla
Ve o muhteşem güçsüzlükle
Titret alt dudağını
Sök kalbimi yeniden
Ve sakla yastığının altında…