1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

ruhu bozuk şiirler beni tanımlar diyenler

toplam 18 kişi bulundu. 18 adedi gösteriliyor.

ruhu bozuk şiirler hakkında ruhu bozuk şiirler

~15 ahkam var.

    .......
    İçinde kötülük yok biliyorum
    Yok, benim de yok ama
    Olmaz ki
    Böyle de yatılmaz ki
    :))

    Summer Wine   03 Ekim 2010 18:17   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Bokun içindeyim
    Herşey parayla
    Flaş belleğe depolayıp
    bütün kurumamış çamaşırları
    ve filmleri
    ve kalemleri
    ve defterleri
    ve kitapları
    ve adamları
    ve kadınları
    ve gülüşleri
    bataklığa attım
    rezervuarlara kadınlarda işeyebilmeli...

    ikibilinirlidenklem   02 Şubat 2010 16:03   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    M X T   17 Temmuz 2009 17:17   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    İki şehrı var

    Gecenın bırı gözumde tütüyor

    Birinin dumanı üstunde

    Yağmur gibi çöken siste

    Bana bu uykusuz şehri niye bıraktın

    Göze Alamadıgın bir şehrin yerıne

    Bütün şehırledesin

    Gece deil istediğin hayli karanlık bakışlı

    Bir sehrin gözlerıyle carpışma hevesindesin

    Gözlerini anlıyorum

    Henuz bağışlayabilicegi gözleriyle

    Çarpışmadı kimse..

    Gözlerimize uzaklıklar deilki yalnız

    Göze alamadıgımız yakınlıklarda acıtır

    Ve gözleri ancak gözler bağışlaya bilir

    Öyle acıyorki gözlerim kim bağışlıcak,

    Sis deil ,uykusuzluk deil

    İki uzak şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim

    Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz

    Biri sis içinde kirpiklerine kadar acık

    Bu sessizliği kim bıraktıysa

    Göremiyorum konuşkan gözlerinde tek sözcuk bile

    Gözlerimiz birbirine degmiyor gecenin iki şehrinde

    Kimsenin kimseye gözu degmiyorsa

    Şehir niye...!!!
    ===========================================

    Çok sevdiğim bir şiir anlamlıdır benim için ...

    ''alıntıdır ''

    MysticTrauma   17 Temmuz 2009 17:14   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Ölümü De Kusacağım

    çınar ağaçları ölum orucunda
    haşarat ayaklarımla geldim geceye
    bu şehir şimdilik şurda unutulsun
    uzun bir bıçak vardı ya avucumda
    kendi kendini kanatırdı sessizce

    sevdiğim adamın adi: sokak adları
    sokak atları ve sokaksız yalnızlığım
    içimde tuzlu bir magma taşırmışçasına
    yüzüme geldim yüzümde kuru cam yaprakları
    camlar dediysem inanmanız da gerekmez
    pencerelerden sarkıtılan
    kaçık erkek çorapları.. aaah!olum!
    zulmettikçe hicvedeceğim seni
    içeceğim anasını satayım
    kusacağım da! her yere bakan gözlerimle...
    tut elimden İstanbul!
    tut elimden pis orospu!
    tut ki elim sana bir mektup gibi kanasın
    tut ki elim bir an olsun sıcak
    bir an olsun bir sübyan ağlayışı gibi
    imzasız kalsın!

    poison54   11 Mayıs 2009 17:02   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Etiket sahibi ruhunu teslim etmiş sanırım :((

    tiramisuu   27 Mart 2009 21:44   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    yürü güzelim endamını göreyim
    sensiz geçen gecelerin ecdadnını sikeyim
    ben mecnun muyum bir am için çöllere düşeyim
    leylanın da mecnunun da anasını sikeyim
    .............
    tabiki neyzen tevfik

    ahengim   30 Ocak 2009 23:46   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    DÜŞÜNCELER

    Düşünceler, ruh tohumları, rasgele spermler
    Yüzüyorlar tabiat anaya
    Dev, kutsal vajinaya
    Bilinçsiz kurbağa yavruları gibi
    Ve çoğunu emiyor dev vajina
    Bir işinde kullanacak gibi

    Düşünceler, imgenin ustaları
    Görkemli cennet tasarlayıcılar
    Elma bahçeleri, çıplak kızlar
    Sert, sulu düşünceler ve aşklar,
    Cinsiyetsiz ve ırksız yüzüyorlar
    Yakamozları esir almak için
    Son buğulu mehtapta…

    Düşünceler etli butlu
    Renkli ve yüksek çözünürlüklü
    Bedenlerde dolaşıp
    Elektriği ete buluyorlar
    Çoğalıyor, ölüyor, binlerce doğuyorlar
    Aynı anda başka yerlerde
    Aynı şekilde bin yıl sonra
    Çıkıveriyorlar.
    Çirkin, sevimsiz ve çoğu zaman arsızlar.

    Bestloser   15 Şubat 2008 09:54   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    KUTSAL OROSPUMA

    Ben burada bu gece ölsem
    Evinin hemen dibinde, çok yakınında…
    Anlar mısın, görmeden ve duymadan
    Sadece hisseder misin?
    İlk öpüştüğümüz o gecede
    Balkondan aşağı boşaldığım yerde
    Koltuğu kapının arkasına dayadığımız salonu
    Ve kullanılmış prezervatifi ortalık yerde unuttuğumuzu
    Hatırlar mısın? Utanç ve aşk içinde gülümseyişimizi…
    Tequila şişesi ve gece denizin dibi
    Tatilde, beyinlerimiz pamuk şekeri gibiyken
    Bira bardağının kenarında, pembe ruj lekesinde
    Bacağındaki yara izinde
    Ve seni bulabildiğim her boktan yerde
    Parçalarını toplamış gibi oluyorum içime…
    Ben burada şu anda ölsem
    Bedeninde veya ruhunun herhangi bir yanında
    Duyar mısın, hisseder misin?
    “O öldü” der misin?
    İçinden mırıldanmalarla…
    İlk tanıştığımız günde
    O kavrulan hecede, bulduğumda seni
    Yanakların öpücük tarlalarıyken
    Dudakların terk ederken beni
    Göğüslerinde,
    Uçlarında, okşayınca sertleşen
    Ve bitmeyen, hiç bitmeyen
    Ölümsüz tanrıçam olur musun benim?
    Acı çeksem, sevinsem
    Korku duysam, güvensem
    Yeniden senin olsam, ya da hep seninsem
    Beni sana tercih etsem
    Ellerinde, tırnaklarının bittiği yerde
    Son aldığın ojeyle
    Hangi renkse,
    Boyar mısın beni?
    Ya da burada hemen ölsem
    Yazarken ve okurken
    Evinin hemen dibinde, çok yakınında
    Anlar mısın, hiç düşünmeden
    İçinden gizli fısıldamalarla
    Sadece hisseder misin?

    Beni…

    Bestloser   15 Şubat 2008 08:18   aferim     (3 puan)  |   Yk 

    ŞİİRİMSİ

    Yemyeşil çimenlerin arasında çılgın bir çocuk gibi koşuyordum. Coşku, sevinç ve heyecan bedenimin her yanını sarmış, beni sanki tuhaf ve canlı bir cennetin içine sürüklemişti. Görüntüler hızla gözlerimin önünden kayıyor, insan yüzleri seçilemiyor ve diğer birçok renkli şekiller havalarda uçuşuyordu. Kuşların cıvıltıları ve çocukların kahkahaları beni neşeye boğuyordu. Yüzümde bir gülümseme belirmiş dilimin altındaki salgılama bezleri fazlasıyla salya salgılamışlardı. Tükürmek istedim, küçük bir yorgunluk ve tıkanma hissettim bedenimde. Böbreğimin hemen altında veya hemen üstünde bir yerim şişmişti. Dalak denen o lanet organ. Bu büyük parkın sonuna, trafik ışıklarının dibine kadar durmadan koşmuştum. Ağaçlar yavaşlamışlar ve yapraklarının arasından ışık huzmeleri yüzüme daha düzgün bir halde serilir olmuşlardı. Yeşil ışık yanıyordu ve çok şanslı olduğumu hissetmiştim birden. Sağıma soluma hiç bakmadan karşıya geçmeye başladım. Birkaç adım attım ve ani bir fren sesi, sert bir yumruk gibi patlattı sağ kulağımın hemen dibinde. Acı ve korkuyla sağıma çevirmeye çalıştım yüzünü. Oraya bakmak, ne olduğunu görmek isteği doldu refleksimin içine, yarısını görebildim görüntünün, hızla gelen üstüme…

    ÇAAAATTT!!!

    Beynimin parçaları eşliğinde, kafamı patlatan paslı, metal bir kaporta, beni öldürüyordu! Ya da öldürmüştü. Kandamlaları saçılıyordu sağlı sollu dört yana.
    İçim ürktü, beynim durdu sanki bin parça halinde. Birçok ayrı yerde birçok ayrı acı çekiyor, kendimi canlı ile cansız arasında can çekişen bir hayvan gibi hissediyordum. Ölmekte olduğumu idrak ettiğim an, neye kızacağımı, neye üzüleceğimi, neye pişman olup, neyi özleyeceğimi düşünmek için zamanım yoktu. Sadece hala düşünüp düşünemediğimi, ölümün nasıl bir şey olduğunun akılda tutulup tutulamayacağını ve akılda tutmanın bu saatten sonra ne işe yarayabileceğini düşündüm. Bunları düşünmek daha kısa zaman gerektirirmiş gibi geldi bana. Sonra görüntüyle ilgilenmek geçti aklımdan. Kararıyordu bir şeyler ve korkutuyordu beni, bu istem dışı kararması görüntümün. Çok alışmıştım bu görüntüyü kontrol etmeye ne de olsa. Kulağıma gelen ses yavaş yavaş anlamsızlaşmaya başladı. Sesi anlamı olmadan duymaya da alışık değildim. Anlamı olmayan bütün gerçeklikler, gerçekliklerini yavaş yavaş yitiriyorlardı beynimin parçalanan kıvrımlarında. Süzülüyor ve saçılıyordum dört bir yana. Hiçbir şeye odaklanamıyor, hiçbir şeyi “benim yararıma mı, yoksa zararıma mı?” diye kategorize edemiyor ve hiçbir şeyi birbirinin karşıtı olarak göremiyordum.

    Her şey dağılan bir bütündü, bende o bütünün içindeydim…

    Ölümü yaşarken, onun, şimdiye kadar yaşananların çok kısa bir özeti olduğunu fark ettim. Ama film şeridi falan göremedim ben. Görüntüden çok sesin, kokunun ve en çok da hissedilenlerin özetleri vardı ortalıkta. Zaman kavramı dağılıp gitti, bir dakika mı bir saniye mi, yoksa birkaç sene mi geçtiği kesinlikle anlaşılamıyordu. Zamanın aklımızın sayabilme gücünden başka bir şey olmadığı belirgin bir şekilde anlaşılıyordu ölürken. Zaman geçiyor, zaman geçmiş veya zaman gelecekti, bunların hepsi aynıydı. Bir şeyi yapmayı hayal etmek ve bir şeyi yapmak aynı şeydi artık. Bir şeyi yapmış olmak, bir şeyi yapacak olmak kadar gerçekti. Hayal gücünün sınırları yeni zamansız yaşamın sınırlarıydı aynı zamanda. Yeni yaşam ve eski yaşam aynı şeydi ne de olsa…

    Korku bedeni değil kendini kavrayabiliyordu sanki. Elle tutulabilir şeylerden biri de merak duygusuydu. Merak ediyordum evet! Ama neyi merak ediyordum, bunu bilmiyordum. Korkuyordum korku duygusunun kendisinden, başka korkan bir yerim yoktu aynı zamanda. Utanç duygum bir köşede utanıyordu kendisinden. Fikirlerimi birbirine bağlayacak damarlar yoktu… Muhtemelen beynim patlamış ve bedenim başsız, kanlar içinde, iğrenç bir görüntüye sahip olmuşlardı. Ne olup bittiğine emin değildim gerçek hayatta! Öldüğüme emin olsam her şey bitecek ve ölecektim sanki. Bu emin olmuş düşünceyi bekleyen diğer huzursuz düşünce topluluklarından ibaret gibiydim… Yılları yaşamış, güzellikleri görmüş ağlamış, gülmüş, sevinmiş, sevişmiş ve utanmış bedenim şimdi benden ayrı, kim bilir ne haldeydi. Merak duygum da işte tam buna yöneldi. Duyguları kaybetmemiş olmak sevindirdi birden beni. Onların düşüncelerden ibaret olduklarını hiç tahmin etmemiştim önceleri. Beni yalnız bırakmamış ve hala yaşıyormuşum gibi hissetmemi sağlamışlardı. Sanki onları yaşarken beslemiştim ve şimdi de faydalarını görüyordum. Kendimi deli gibi özledim o an. En çirkin hallerimi, en mutsuz günlerimi bile çılgınca kıskandım. Boşa geçirmiş olduğum her saniye için vahşi bir kızgınlık hissettim kendime. Bu aptal ölümsüzlük yerine birkaç gerçek dakikayı tercih ederdim. Kızabiliyordum kendime hala, ortalıkta kendim diye bir şey kalmamışken bile. Ne kadar alışmıştım “ben” gözüyle bakmaya her şeye… Ortaya çıkan gerçeklik kesinlikle hayatım boyunca düşündüğüm felsefelerin hiç birine benzemiyordu…

    Ah, ilk aşkımın banyodan çıplak çıktığı o hareketli ve sesli görüntüler…
    Ah, köpeğimin öldüğünü öğrendiğimde hüngür hüngür ağladığım gece…
    Ah, tatilde geçirdiğim boğulma tehlikesi.
    Anneciğim ve onun sıcak, anne kokan, güven saçan, yumuşak kucak dolu şefkati.
    Ah babacığımın o muhteşem ilgisizliği…
    Ailemin sevinci, ah ülkemin hasreti…
    Dünyamın büyüklüğü, ah sayabildiğim yıldızlar.
    Nerede olduğuna asla emin olamayacağım hayali mekân.
    Küçük cennetim ah, her ne olursak olalım yaşanası yaşam!
    Karıncanın bacakları ve kelebeğin anteni…
    Son bahar yaprağının barındırdığı hüzün
    Ah duygulara dönüşmüş güzel eylemler.
    Ah benim aynayla inandığım kişilik.
    Neredesin ey yüce yaşam,
    Neredesin kendini özletmeyi iyi bilen?
    Sevişmeler var aklımda, çarpıcı veya hüzünlü.
    Ürpermeler var gidip gelen.
    Neredesin ey ıslak yaşam,
    Sıcak ve soğuk yaşam,
    Neredesin ey yüce yaşam?

    Ortaya çıkan gerçeklik şimdiye kadar neredeydi?
    Ne yapacaktım bu tarafta, yalnız ve kimsesiz?
    Ne yapacaktım paramparça, katledilmiş geçmişim
    Ne yapacaktım burada, nerede olduğumu bilmediğim.
    Bilincim kendi ile konuşan iç ses gibi.
    Birden fazla olduğuma şimdi buradan eminim.
    Düşünsene yaşamak anlatmakla ilgili,
    Düşünsene anlatmak, hep yazmakla ilgili…

    Bestloser   15 Şubat 2008 08:08   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    ŞİİRİMSİ 2

    Düşünebiliyordum ama yoktum. Ya da varlığım düşüncelerden ibaretti bu güne kadar. O halde ben düşüncem doğduğunda doğmuştum. Şimdi düşüncem öldüğünde ölecektim. Görüntü, koku veya sesin tek tek bir önemi kalmamıştı hepsi tek bir bütün olarak karşımda, içimde, dışımda ve her yerdeydi. Yaşadığım bütün gerçeklikler benimle birleşmişti. Bir duman kadar ağırlığım yoktu fakat evrenin tümünü bir çırpıda gezebilecek kadar hızım vardı. Kaygılarım sanki gözlerimin önünde birer birer eriyor, tuhaf bir ayrılık sızısını bana hissettiriyorlardı. Bir daha göremeyeceğim dostumdan ayrılırken hissettiğim duygular gibi… Korkularım ve çok büyük güven duygularım el ele vermiş intihar ediyorlardı.

    Duygularım, ah o güzel duygularım
    Yalnız bırakmayın beni, sizden başka kimim var?
    Duygularım, ah o keskin duygularım.
    Ağlamadan ve gülmeden ben yaşayamam ki.
    Ölmeyin parçalarım, ölmeyin uyanalım.
    Bir rüya olsun her şey, düş koksun yanaklarım.
    Uyanalım bir güne, yeniden başlayalım.

    Ölmek nasıl gerçekleşebilir bir düşüncede? Unutarak mı her şeyi… Unuttuğumda bitecek mi yaşamım artık.

    Neyim ben kendi farkına varan bir yokluktan başka. Ne umudum var unutup her şeyi yok olmaktan başka? Yeni bir bedende doğmayı kim ister hatırlayacaksa bunları? Unutmak ölmek ise bir düşünceye, ölmek her şeyi unutmuş olarak doğmuş olmak olmalı. Kararıyor hayatım, kapıyorum tüm gözlerimi artık. Yeniden doğmak ve ölmek aynı şey olduğunda ve hiç bir anlamları kalmadığında…

    Hoşçakal şaşkınlık verici dünya, unutuyorum seni.
    Hoşçakal farkındalık, umursamıyorum sözlerini.
    Beni saran bencillik çekiyor artık ellerini.
    Özlediğim tüm özlemler, bir daha gelmiyor geri.

    Neyim ben kendini terk eden bir yalnızlıktan başka
    Neyim ben ölümün ve yaşamın arasında.
    Yok olacaksa tüm yaşamlar, düşünceler arasında.
    Neyim ben, bedensiz, uzak diyarlarda…

    Hoşçakal demiştim bildiğim her şeyin gölgesinde, bilmediğim hiçbir şey yoktu artık. Bilmediğim her şeyin ne olduğunu biliyordum ve bilgi için ispata ihtiyacım yoktu. Bir çeşit sezgi gücü hâkimdi her şeye… Bildiğim en rahatsız edici şey ölümün o tatsızlığıydı. Her şeyi unutmanın vermeyeceği acı! Acı hissedilir olduğu sürece unutmaya değerdi. Acı ölüyordu benimle birlikte. Acılarımı ne kadar sevdiğimi anladım son düşüncelerimle. Seçim şansı diye bir şey var mı kendi yarattıklarımız dışında? Yeni bir hayat, her şeyi unutmak pahasına? Evet, buna değer… Ölmek bir şeyi düşünmekten mahrum bırakmaksa eğer.

    Ingaaaa…

    ( Bebek hiç anlam veremediği sesler duymaya ve hiç anlam veremediği görüntüler görmeye başlar. Bedeni hayatta kalmak için anne kokusuna karşı kendini geliştirmektedir. Bir şeylere anlam verme ihtiyacını hisseder.)

    Bestloser   15 Şubat 2008 08:07   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    UZAYDA AŞK

    Âşık olma dönemine girerse insan
    Kimse tutamaz onu
    İyi veya çirkin herhangi birini sevebilir o kişi
    Gözleri parlar her gördüğüne
    Herkes hoştur karşılık vermese de
    O zaman âşık olmak ister herkese insan
    Bu şey aşılamaz, bazı başka şeylerin içinde olunduğu sürece…
    Dışına çıktığında ise aşksız ve soğuk bir hayat bekler insanı
    Bilerek ve severek kandırmaktır aşk kendini.
    Ve iyi de bir şeydir.
    Yoksa bütün bu tipsizler, dişlekler ve cırtlak sesliler
    Sevgilileriyle mutlu olamazlardı
    Aşk gereksiz olan tüm insanları kutsadı
    Zamanın ötesinde
    Hiç bilemeyeceğimiz bambaşka bir yerde…

    Âşık olma dönemine girerse erkek
    Bütün memeler ve götler onun için yaratılmıştır
    Sokağa çıkmak ve gezmek çok zevklidir ona yazın
    Acı veren bir mutluluk içinde dolaşır önünü kabartarak
    İçi sızlar ve kalbi kan pompalar erkeğin
    Yoksa bütün bu çiftleşmeler ve öncesinde barlar
    Yoksa bütün liseli oğlanların kızları mıncıklamaya çalıştığı kafeler
    Ve aptal aşk filmleri ve romantizm mumları yaratılmazdı.
    Aşk, hayatta kalmak için bütün hayvan bedenlerini kutsadı
    Evrenin ötesinde
    Kendi varlığını ispatlamak için

    Âşık olma dönemine girerse kadın
    Kimse tutamaz onu,
    Kendisi bile.
    Aşkın doğumu, kadının sorumluluğundadır görünüşte
    Herkeste sevecek bir şey bulabilir kadın
    “Bende bile!”
    Eğlenmek ve gezmek çok zevklidir ona her an
    Neşe veren bir hüzün içinde dolaşır memeleri sertleşerek
    Gururla dolar ve hormonları canlanır kadının
    Yoksa bütün bu makyajlar ve öncesinde danslar
    Yoksa bütün kadınlar arası rekabet ve moda dergileri
    Ve süslü çantalar ve ruj izleri ve hatta para yaratılmazdı
    Aşk hayatta kalmak için bütün vajinaları kutsadı
    Uzayın derinliklerinde
    Yıldızların kendi içine çöktüğü tuhaf bir yerde…

    Bestloser   15 Şubat 2008 08:06   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    GERÇEĞİM

    Bilseler bütünleşmek için savaştıklarını her şeyle…
    Duysalar korkuların, meraklarını doğurduğunu,
    Görseler gerçeği, bebeksi aç gözlerle,
    Sökseler içlerindeki yargı zinciri tohumunu…

    Ölseler, yaşamın en güzel yerinde en güzel şekilde
    Doğsalar ölüm rengi kutsal perdenin sıcak rahminde
    Bilseler bilmedikleri şeylerin korkular olduğunu
    Tatsalar gerçekten yaşamayı iki arada bir derede…

    Gülseler ömürlerinde ilk defa gülüneceklere
    Sevseler sevginin kendisini en büyük anlam içinde
    Kızsalar nefretlerine, kin tutsalar ömür boyu
    Sussalar tüm boş konuşmaların sessizliğinde

    Atsalar üstlerindeki bütün tanrıları
    Olsalar kendileri canlı birer tanrı
    Dursalar hepsi aynı an, aynı günde
    Koşsalar kâinatın tersi yönünde

    Tutsalar ellerimden
    Kesseler beni
    Gerçeğimsin
    Değişmem seni!

    Sezseler tertemiz sezilecek olanı
    Kussalar yıllar boyu içlerine akanı
    Gelseler hepsi bir anda aynı yere
    Gerseler çarmıha bütün yalanlarını

    Açsalar kapanmışları
    Kapatsalar açları
    Sıçsalar her güzel şeye
    Bozsalar kuralları
    Sen işini bilirsin
    Gösterirsin kendini
    Gerçeğimsin sen benim
    Bana değişmem seni!

    Bestloser   15 Şubat 2008 08:05   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    ÇİKOLATADAN EV

    Sincaplar ışık tutuyor yoluma
    Gece parlayan yıldızlar var yukarıda
    Orman kalabalık ve şen şakrak her zamanki gibi
    Flüt ve gitar sesi kahkahalar arasında
    Sincaplar ışık tutuyor yoluma
    Baykuşlar selam veriyor
    Yılanlar dans ediyorlar, kaplanlar gurur saçıyor.
    Ellerim boşluk tadında
    Gözlerim her yeri görüyor.
    Sincaplar zıplayarak
    Gülerek ve konuşarak
    Mumlarını damlatmamaya devam ediyorlar
    Işık tutarlarken yoluma,
    Takip ediyorum onları
    Peşlerindeyim
    Bana çikolatadan yaptıkları evi gösterene kadar

    Bestloser   15 Şubat 2008 08:03   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    NE OLUR

    Ne olur bir daha ara beni
    Bir daha açayım telefonu sesini tanımamış gibi
    Ve bir daha sor o soruyu
    “Gerçekten sildin mi numaramı?"
    “Evet” diyeyim bende “sildim”
    Ne olur bir daha gelsin aklına,
    Benim seni gerçekten unuttuğum
    Bir daha sever gibi ol beni,
    Ta ki anlayıncaya kadar
    Benim seni asla unutamayacağımı
    Ne olur bir daha ara beni
    Tanımamış gibi yapayım numaranı.
    Ne olur bir daha sor,
    Bütün kadınlığınla
    Ve o muhteşem güçsüzlükle
    Titret alt dudağını
    Sök kalbimi yeniden
    Ve sakla yastığının altında…

    Bestloser   15 Şubat 2008 08:03   aferim     (2 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :dharma bum

bu etiketi açan kişi(?) : Bestloser

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage