sıradanlık sanılanın aksine korkulacak bir şey değil o kadar, düşünsenize her günün birbirinden daha sıradışı olduğunu..bir gün kalktığınızda uçtuğunuzu ötekigün yerlebir olmuş bir ülkeye uyandığınızı? ayaklarınızın altından zeminin alınıverildiğini ve yeni çıkan bir kanunla herkesin kafasının üzerinde sekerek işe gitmek zorunda olduğunu..birbirine benzeyen günler devamlılık hissimizi hayatta tutar ki yaşamak için bu duyguya ihtiyaç vardır çoğunukla...sıradışı olmak demek dışlanmayı da beraberinde getiri çoğu zaman..ki gotik bebelerin bir sıradanlık sonucu sıradışı olmaya çalışmaları kadar komik bir şey değildir bu...dışlanmak onaylanmamak beğenilmemek insan egosunun kolayına başedebileceği şeylerden değildir..sıradışı adams orgular..sorgulamak farkındalığı artırır ki farkındalığın mutluluk getirdiği vaki değildir...bunu da geç sıradan olmamak adına özel olmak, nevi şahsına münhasır olmak adına şekilden şekile girmek zahmeti de insanı yorar, kim olduğunu unutturur..sıradışı adam bunu özel bi çaba harcayarak yapmaz sıradışı olmaya pek kafayı takmaz hatta çoğu zaman bunu farketmez...edison sıradışıdır bach sıradışıdır michael haneke sıradışıdır kitleleri bir şizofreninin peşinden sürüklemeyi başarabilen hitler sıradışıdır..ne bileyim..
ama sıradışı olmaya çalışmak oldukça sıradan bişeydir...
abartıdan başka birşey yok arkadaş...
her sıradanlığa özel hatta en özel şey gibi bakmayı zorla öğretiyorlar valla
artık sıradanlığa bile bize özel diye sahip çıkıyoruz
nedir bu abartı tekdüzeliği
körleştirilmişiz bence ,aşırı dozda hormon kullanılmış gıdalarla beslenir gibi yaşıyoruz hayatta.
sanırım bu biraz postmodernismle de ilgili.. "şahsa aitlik" kavramına yapılan aşırı şiddetteki vurguyu kınıyorum!!