1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

saatleri ayarlama enstitüsü ile ilgiliyim diyenler

toplam 72 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.


saatleri ayarlama enstitüsü hakkında saatleri ayarlama enstitüsü

~28 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.

    prömiyeri 28 ekim 2008'de harbiye kenter tiyatrosu'nda gerçekleşecek, özgür yalım'ın uyarlayıp yönettiği tiyatro oyunun uyarlandığı eser. ahmet hamdi'nin diline, enstitü'nün gereklerine ve kitabın bütünlüğüne layık bir oyun olmasını umuyorum. öyle ki, aksi çok üzücü olur.

    3nokta14   4 gün önce   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    okuyunca ve durup düşününce ironi değil aslında bu ülkenin hala gerçeği olduğunu görebiliyor insan.
    ya toplumca ironiğiz ya da çivimiz çıkmış!

    metin oktay   24 Ağustos 2008 01:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    GHOSTGIRL   16 Haziran 2008 19:55   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    oğuz atayın atasını idrak ettiğim roman

    ymnlr   16 Haziran 2008 19:54   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    notlar alına alına bitirilemeyn kitap

    Sureya   17 Kasım 2007 12:34   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    hepimiz aynı saate mi ayarlayacagız?

    redsoul123   17 Kasım 2007 01:15   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yaşadığım bir çok çıkmazı, kafa karışıklığını, çelişkileri hatta ülkemi, hatta yaşamı bir parçada olsa anlamamı sağlayan kitap.
    "saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır..."

    komplekssiz electra   29 Mayıs 2007 00:56   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    - gelin şu saatleri yüz yıl geriye alalım.
    - yok olmuşken beş yüz yıl geriye alalım
    - du bakayım...o ses ne? aman kaçalım komutan geliyor

    blisss   30 Nisan 2007 10:01   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    kitabı okumadan önceki bekletilmiş ümidimi pek bulamadığım ama yine de her bir karesini beynime nakşettirecek bir dille yazılan ahmet hamdi tanpınar klasiği.

    FonksiyoneLKorkulaR   03 Ocak 2007 05:04   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    türkçeyi kurtaran bazı kitaplar vardır. Bu da onların başında gelir. Hatta bu roman, türkiye^deki romanın biçim ayağının en modernlerindendir. Çünkü şöyle bir gerçek vardır her zaman: geleneksel değerlere bağlılık. İşte bunun saçmalığını görmüş bir adamın romanıdır bu. Her zaman da sahip çıkılma gücünü buradan alacaktır.

    lepetitdejeuner   28 Aralık 2006 00:21   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ayar vermek, almak... ayara her daim ihtiyacımız olması, güzel türkçe ve güzel akıl açlığı, yazarı ve yaşadığı kafayı hayal etmek, yaşayan karakterler yazmak, ahmet hamdi tanpınar mimarisi, lafda değil davranışda olan, göstermeden veren, kendinden sonrasını değiştiren, herhangi bir zamana ait olmayan eser vb.
    su içtim kitabından,
    okudum dereden tepeden,
    dün de vardı dere, buraları hep bizimdi.
    şimdi değişti.
    saçmalığım sen çok yaşa,
    tanpınar iyi ki var,
    saatim dereye düştü, alıp takmadım bir daha.

    vesile   26 Aralık 2006 02:38   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Lise'de ödev olarak özetini çıkarmam istenen, mecburen okuyup sonra beğendiğim kitap...

    yazarkasa   07 Aralık 2006 13:08   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bir hayatı okumuyor adeta yasıyorsunuz. kah hayri irdal ın bitmek bilmez yenilgilerinin ardından süpheci oluyor kah halit ayarcının hayata olan inancıyla yüzünüzde tebessümler gark oluyor. bitmemesi gereken bir hayat olsun diyorsunuz lakin her sey gibi saatin de pili bir süre sonra tükeniyor.

    fuzzyfuzuli   28 Kasım 2006 00:31   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Ahmat Hamdi Tanpinar deyince ilk akla gelen sairligi olmakla beraber, Saatleri Ayarlama Enstitüsü`nde ortaya koydugu dil ve üslub basarisinin yanisira devrin karmasik sosyo-psikolojik katmanlarina bir sosoyolog -psikolog- edebiyatci (ve elbette ki sair) derinligiyle nüfuz edebilmis oldugunu söyleyebiliriz.
    Bu kıtabı ise tam bir şaheser. Yaşanılmış bir hayat bu denli samimi ve içten anlatılabilir. Olayların iç yüzünü çok mükemmel biçimde gözlemleyebilen ve ayrıntıları bir espri havasında sunan büyük üstad Ahmet Hamdi Tanpınar'ın en iyi eseri bence.

    Juan Pablo Montoya   12 Kasım 2006 13:24   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Her okunuşunda "huleyn bu kitap bu döneme de uyuyor" dedirten keskin zeka ve çok kıvamlı bir mizah anlayışıyla kaleme alınmış müthiş gözlem kitabı.

    kaysersoze   02 Kasım 2006 12:02   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    "yukarda hayatımın sıkıntılarından birkaç defa bahsettim. hatıralarım ilerledikçe okuyucularım ömrüm boyunca ihtiyaç ve mahrumiyetin âdeta ikinci bir deri gibi vücuduma yapışmış olarak dolaştığımı göreceklerdir. fakat hiç de saadet denen şeyi tatmadım diyemem.

    fakir düşmüş bir ailede doğdum. buna rağmen çocukluğum epeyce mesut geçti. fakirlik, içimizde ve etrafımızda ahenk bulunmak şartıyla –ve şüphesiz muayyen bir derecesinde– zannedildiği kadar korkunç ve tahammülsüz bir şey değildir. onun da kendine göre imtiyazları vardır. benim çocukluğumun bellibaşlı imtiyazı hürriyetti.

    bu kelimeyi bugün sadece siyasi manâsında kullanıyoruz. ne yazık! onu politikaya mahsus bir şey addedenler korkarım ki, hiçbir zaman manâsını anlamayacaklardır. politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun; ve tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar. ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul, zurna, sokaklara fırladık.

    nereden gelir? nasıl birdenbire gider? veren mi tekrar elimizden alır? yoksa biz mi birdenbire bıkar, "buyurunuz efendim, bendeniz, artık hevesimi aldım. sizin olsun, belki bir işinize yarar!" diye hediye mi ederiz? yoksa masallarda, duvar diplerinde birdenbire parlayan, fakat yanına yaklaşıp avuçlayınca gene birdenbire kömür veya toprak yığını haline giren o büyülü hazinelere mi benzer? bir türlü anlayamadım.

    nihayet şu kanaate vardım ki, ona hiç kimsenin ihtiyacı yoktur. hürriyet aşkı, –haydi halit ayarcı'nın sevdiği kelime ile söyleyeyim, nasıl olsa beni artık ayıplayamaz, kendine ait bir lügati kullandığım için benimle alay edemez!– bir nevi snobizmden başka bir şey değildir. hakikaten muhtaç olsaydık, hakikaten sevseydik, o sık sık gelişlerinden birinde adamakıllı yakalar, bir daha gözümüzün önünden, dizimizin dibinden ayırmazdık. ne gezer? daha geldiğinin ertesi günü ortada yoktur. ve işin garibi biz de yokluğuna pek çabuk alışıyoruz. kıraat kitaplarında birkaç manzume, resmî nutuklarda adının anılması kâfi geliyor.

    hayır, benim çocukluğumun hürriyeti, hiç de bu cinsten bir hürriyet değildir. evvelâ, burası zannımca en mühimdir, onu bana hiç kimse vermedi. bu sızdırılmış altın külçesini birdenbire kendi içimde buldum. tıpkı ağaçta kuş sesi, suda aydınlık gibi. ve bir defa için buldum. bulduğum günden beri de küçücük hayatım, fakir evimiz, etrafımızdaki insanlar, her şey değişti. vakıa sonraları ben de onu kaybettim. fakat ne olursa olsun bana temin ettiği şeyler hayatımın en büyük hazinesi oldular. ne dünkü sefaletim, ne bugünkü refahım, hiçbir şey onun mucizesiyle doldurduğu seneleri benden bir daha alamadılar. o bana hiçbir şeye sahip olmadan, hiçbir şeye aldırmadan yaşamayı öğretti.

    lüzumsuz hiçbir şeyin peşinde koşmadım. hiçbir ihtirasın peşinde beyhude yere emek sarf etmedim. hiçbir zaman sınıfımızın birincisi veya ikincisi, hattâ yirmincisi olmak istemedim.

    fatih rüştiyesindeki sınıfımızın kalabalık mevcudu bana, etrafımdaki yarışı en geri sıralardan, isterseniz buna kral locası deyin, seyretmek imkânını verdi. insan işlerine uzaktan bakmayı oradan öğrendim.

    arkadaşlarımın çoğu gibi mektebe lalalarla, uşaklarla gitmedim. ne yeni, süslü elbiselerim, ne su geçmez potinim, ne sıcak paltom vardı. daima diz kapaklarım yamalı, daima dirseklerim biraz dışarıya fırlamış gezdim. hiç kimse mektebe giderken bin türlü sıkı tembihle beni öpmedi, ne de akşam üstü yolumu dört gözle beklediler. hattâ eve ne kadar geç gelirsem etrafımdakiler o kadar rahattı. bununla beraber mesuttum. bütün bu şeylerin yokluğuna karşılık hayatı ve sokağı kazanmıştım. mevsimler, insanlar, hayvanlar, eşya en munis, en değişik yüzleriyle benimdiler.

    günde iki defa edirnekapı ile fatih arasındaki yolun en uzun zaman içinde, her adımı ayrı ayrı hayaller peşinde atarak, gider gelirdim. vakıa on yaşlarıma doğru bu mesut hayatı bir ihtiras bulandırdı. dayımın sünnet hediyesi olarak verdiği saatle hayatımın ahengi biraz bozulur gibi oldu. bir ihtiras ne kadar masum olursa olsun yine tehlikeli bir şeydir. bununla beraber mesut yaradılışım onun hayatımı büsbütün çığrından çıkarmasına mâni oldu. bilakis ona bir istikamet verdi. yani hayatım onunla şekil aldı. belki de bana hürriyetin asıl kapısını o açtı."
    bu bölümü de kopyala-yapıştır usûlüyle her tarafa nakşedeceğim sanırım .

    okunmazadam   29 Ekim 2006 17:58   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    başucu kitabı,ara sıra alıp okumakta fayda var..her okuyuşta yeni şeyler buluyor insan...

    istanbulusevenadam   20 Ekim 2006 23:18   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    bugünkü mizah yazılarında yakalayamadığın nostaljik bi gülme tadı.. Muhteşem bir kitap, okumayan kalmasın bence

    smopuim   16 Ekim 2006 15:57   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bugünkü durumumuzu daha o zamanlardan tespit ettiği kitabı.

    Bomag   15 Ekim 2006 13:32   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :umitbasen

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.