1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

sait faik beni tanımlar diyenler

toplam 30 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

sait faik hakkında sait faik

~11 ahkam var.

    'un 2007 surumunun ikinci betasinin kod adi. unlu yazarimiz 'in yuzuncu dogum yilina adandi.

    fanziin   14 Mart 2010 22:00   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yazmazsam delirecektim...

    purplemagic   14 Mart 2010 21:54   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    "Ben yolda sigaranıza ateş istenecek bir adamım" demiş Sait Faik.
    Böyle mütevazı yazarlar görmek isteriz...

    beddua   03 Haziran 2009 20:36   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Hişt, Hişt!

    Yürüyordum. Yürüdükçe de açılıyordum. Evden kızgın çıkmıştım. Belki de tıraş bıçağına sinirlenmiştim. Olur, olur! Mutlak traş bıçağına sinirlenmiş olacağım.

    Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekala bir meseledir. Kim demiş mesele değildir, diye? Budalalık! Ya yağmur yağsaydı? Ya otların yeşili mor, ya denizin mavisi kırmızı olsaydı? Olsaydı o zaman mesele olurdu, işte.

    ukulata renginde bir yaprak, çağla bademi renkli bir keçi gördüm. Birisi arkamdan:

    -Hişt,dedi.

    Dönüp baktım. Yolun kenarındaki daha boyunu posunu almamış taze devedikenleriyle karabaşlar erik lezzetinde bana baktılar. Dişlerim kamaştı. Yolda kimsecikler yoktu. Bir evin damını, uzakta uçan bir iki kuşu, yaprakların arasından denizi gördüm. Yoluma devam ederken:

    -Hişt hişt, dedi.

    Dönüp bakmak istedim. Belki de çok istediğim için dönüp bakamadım. Olabilir. Gökten bir kuş hişt hişt ederek geçmiştir. Arkamdan yılan, tosbağa, bir kirpi geçmiştir. Bir böcek vardır belki hişt hişt diyen.

    Hişt! dedi yine.

    Bu sefer belki de isteksizlikten dönüp baktım çalıların arasına birisi saklanıyormuş gibi geldi bana.

    Yolun kenarına oturdum. Az ötemde bir eşek otluyor. Onun da rengi çağla bademi, ağzı, dişleri, kulakları boynu ne güzel. Otluyor. Otları adeta çatırdata çatırdata yiyor. Belki de bu çıtırtılı, çatırtılı sesi "hişt hişt" diye duymuşumdur. Eşeğin ot koparışının sesinden apayrı bir ses:

    - Hişt hişt hişt, dedi.

    Hani bazı kulağımızın dibinde çok tanıdığımız bir ses isminizi çağırıverir. Olur değil mi? Pek enderdir. Belki de kendi kafanızın içinden sizin sevdiğiniz, hatırladığınız bir ses, ses olmadan sizi çağırmıştır. Olabilir.

    Birdenbire güneşi, buluta benzemez garip ve sarı bir sis kapladı. Bir kirli el, çağla bademi eşeğin sırtından bir kumaş çekip aldı. Her zamanki kül rengi, yer yer havı dökülmüş eski mantosunu giydirdi eşeğe.

    Yola indim. İstediği kadar hişt desin. İsterse sahici sulu bir dost olsun. İsterse kimseler olmasın, kendi kendime kulağıma hişt hişt diyen bir divane olayım, ben, aldırmayacağım.

    Belki bir kuştur. Belki tosbağadır. Belki bir kirpidir. Belki de yakın denizden seslenen bir balık, bir canavardır. Karabataktır. Mihalaki kuşudur.

    İyisi mi ben kendim hişt hişt derim. O zaman tamamı tamamına pek hişt hişt seslenişine benzemeyen, benzemesin diye uğraştığım bir mırıldanmadır, tutturdum.

    Birdenbire, önümde bir adamla bir kadın gördüm. Kalpazankaya yolunu sordular. Üstündesiniz dedim. Sanki yol hareket etti. Yürümediler. İki adımda benden uzaklaştılar. Koyunların arasına yüzükoyun uzanmış papazın oğlunu gördüm. Yüzünden aptal, çilli horoza benzer bir mahluk kalktı. Ağzının salyasını sildi. Kuzuyu bacaklarından tuttu. Kuzu ile yere yıkıldı. Kuzuyu burnundan öptü. Papazın oğlu çirkin, aptal, otuzbirli bir yüzle baktı. Şimdi bir çiçek tarlasında idim. Bana hişt hişt diyen mutlak bir kuştu. Vardır böyle kuşlar. Cık cık demezler de hişt hişt derler. Kuştu kuş.

    Bir adam yer belliyordu. Belin demirine basıyor, kırmızıya çalan bir toprak altını, üste aktarıyordu.

    - Merhaba hemşerim, dedi.

    - Ooo! Merhaba! Dedim.

    Tekrar işine daldı. Hişt hişt, dedim. Aldırmadı. Bir daha hişt, dedim. Yine aldırmadı. Hızlı hızlı hişt hişt hişt!

    -Buyur beğim, dedi.

    -Bir şey söylemedim, dedim.

    Küçük parmağını kulağına soktu. Kaşıdı. Çıkarıp parmağına baktı. Belin sapına siler gibi yaptı.

    - Hişt hişt, dedim.

    Yüzünü göğe kaldırdı. Kuşlara baktı. Denize baktı. Dönüp şüphe ile bana baktı.

    - Bu sene enginarlar nasıl? Dedim.

    - İyi değil, dedi.

    - Baklayı ne zaman keseceksin?

    - Daha ister, dedi.

    Nefes alır gibi "hişt" dedim.

    Yine şüphe ile denize, şüphe ile göğe, şüphe ile bana baktı.

    - Kuşlar olmalı, dedim.

    - Benim de kulağıma bir hışırtı gelir amma, dedi, ne taraftan gelir? Zati bu sırada şu kulağım ağırlaştı.

    - Bir yıkatmalı, dedim, benim de geçenlerde ağırlaşmıştı...

    - Yıkattın mı?

    - Yıkatmadım, hacet kalmadı, doktora gittim. Alıverdi; pislikmiş.

    - Çocuklar nasıl? diye sordum.

    - İyiler, dedi. Dokuzdu sekiz kaldı. Biliyorsun dokuzuncusunun macerasını ya...

    - Sus, sus, dedim. Yürekler acısı. Haydi allahaısmarladık!

    - Haydi güle güle.

    Biraz uzaklaşınca:

    - Hişt hişt.

    Bu sefer yakaladım. Bahçıvandı. Oydu oydu.

    - Hadi hadi yakaladım bu sefer seni, dedim.

    - Yok vallahi, dedi, vallahi daha kesmedim bakla, senden ne diye saklayayım, parasıyla değilmi?

    - Sen değil misin hişt hişt diyen?

    - Ben de duyarım bir ses, amma bulamam nereden gelir?

    Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.

    Hişt hişt!

    Hişt hişt!

    Hişt hişt!

    serasesus   03 Eylül 2007 20:38   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    "balonlarına hiç iğne batırılmamış insanlar
    var şu hayatta"
    der
    ve
    yazmak için yaşamaz,
    başka türlü yaşayamayacağı için yazar.

    (bkz: )

    soslumat   20 Mayıs 2007 15:33   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Şoseden ayrılan yolların güzel, harikulade yerlere, bilinmedik, hep arzulanmış yerelere gittiklerini zannetmeyen bir yaradılışta kaç insan vardır, bilmem...

    basasagi   10 Mayıs 2007 00:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    son kuşlar.
    sıcaktır. gerçektir. o yüzden incitir.

    basasagi   14 Nisan 2007 02:00   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    "havanın güzel olması, denizin mavi, otların yeşil olması, elbette bir meseledir; kim demiş değildir diye"yi bir yazma felsefesi olarak uygulamış yazar.
    panco adında muhayyel bir arkadaşa sahiptir; bu kişi pek çok hikayesinde rol üstlenir.
    yurdumuzun en üretken yazarlarından biridir.
    hayatının büyük kısmı burgazada'da geçmiştir. "son vapuru kaçırsam da tüm gece istanbul'da içsem" dediği vakidir.

    soslumat   02 Nisan 2007 01:04   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    herşey bir insanı sevmekle başlar
    cennetten kovulma bile...

    phata   05 Ocak 2007 11:15   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    İstiklal ve Beyoğlu'da bir başkadır onun dilinden hele ki aşk...
    BİR MASA
    Bize bir masa ayır Yanakimu
    Aleksandra'mla benim için
    Bir masa
    Üstü çiçeksiz
    Örtüsü gazeteden
    Şarabı aşktan
    Hem hülyadan
    Aleksandra'm mızıka çalsın
    Siyaha çalar parmaklarıyla
    Güftesi bayağı şarkılar
    Adi havalar
    Meyhane acı zeytinyağı koksun
    Sen hoşnut ol Yanakimu

    HAYALPERVER   11 Aralık 2006 09:23   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yazmak için yaşar once balıkcıları, sarhosları, kenar mahalleleri.

    clockworkmonkey   02 Ekim 2006 20:37   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :sidreimupteda

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage