Bulantıyı yaratan şey özgürlüğün baş döndürücülüğü, fildişi kulede bulunmanın verdiği yükseklik hissi değil mi? Agoranın kalabalığı ve gürültüsünde ötekiyle bir arada yaşayanlar daha sağlıklı olmalılar. Özgürlüğe mahkûm edilmişlik, kasıklardaki ağrıyı müzminleştiriyor. Zincirin ve pranganın ağırlığından azade olmanın dayanılmaz hafifliğiyle yukarı doğru çekilişin iç dünyamıza uyguladığı basınç bu.
Bir ben yaratmak, bir adam yaratmak, bütün bir varlığa savaş açmayı zorunlu kılıyor. Çünkü dışımızdaki her şey (insan, toplum, devlet, tabiat) bizim şeyleşmemizi, nesnelerden bir nesneye dönüşmemizi; toprak gibi, taş gibi kozmik düzenin cansız ve ruhsuz mekanik bir parçası olmamızı istiyor.
Başkaldırı, kişisel bir eylem. Varlığa ya da diğer bilinçlere karşı tekil bir karşı koyuş. Gerçek özgürlük hiçbir zaman kitle halinde elde edilemez. Amaçları özgürlüğün fethi de olsa kitleleşen bireyler özgürlüklerini daha elde etmeden tek tek yitirmiş sayılırlar.
Bunalım, şahsiyetin gelişmediği kapalı köle toplumlarında yaşayanların tanımadığı bir hastalık. Bireysel bir hastalık olarak bunalım, cemaate uzaktır. En azından aids, veba, sıtma kadar dikkate değer bir önem taşımaz. Ortak akıldan, maşeri vicdandan kopmuşluğun, sürüden ayrılmışlığın cezasıdır ki; özgürlüğünün bir bedeli olarak sahibine fatura edilir.
zamanında ne kullandıysa bu amcam garip halü etkilerinde kitaplar bile yazmış, yan etkisi de bulantı olsa gerek
ne o öyle eşyalardan tiksinmeler falan, can amca sen ne tribal bir insanmışsın öyle
*sadece demek istediğim; insan olmayı tercih ettin. özlü ve katı gerçeklerle düşünen, kuvvetli ve sert adeleli bir insan; doğru, ciddi, kendine güvenen, olumlu; sanatın, psikolojinin, politikanın meleklere özgü eğilimlerine boyun eğmeyen bir insan; bir insandan başka bir şey olmayan bir insan..
*insanlar başka türlü yapamıyor belki de.. evet bir seçme yapmak gerekiyor, ya sıfır olmak ya da ne ise o rölü oynamak .müthiş bir şey bu; insanlar doğuştan yapmacık oluyor..
*acele et, yarın fazlasıyla yıpranmış olacaksın, ufak alışkanlıklara kapılacaksın, özgürlüğünün esiri olacaksın. ve belki de dünya da fazla yıpranmış olacaktır..
*kendimi yalnız ve kibirli hissetmek hoşuma gidiyor, hayır demek daima hayır demek hoşuma gidiyor ve gerçekten yaşanabilir bir dünya kurmaya çalışacaklarından korkuyorum, çünkü o zaman evet demekten başka; diğerleri gibi hareket etmekten başka yapılacak bir işim kalmazdı..
özgürlüğün yolları serisinde ilk kitapta geçiyorlar sanırım..