Kaybettiğimiz çok değer var. Zincirleme kazaya benziyor başımıza gelenler. Dağılan tesbih taneleri gibiyiz. İp bir kez kopmayagörsün. Nezaket, belki de en büyük kaybımız. Çünkü başkasına saygı duymayan kendine de saygı duymuyor. Nezaket için nezahet şart. Nezih bir ortam olacak ki nazik bireyler olabilsin. O yüzden şair, "Kenarın dilberi nazik olsa da nazenin olamaz" demiş. Boşuna değil şairin telaşı. Nazenin olabilmek için vasat gerekiyor...
"Nereden çıktı şimdi bu nezaket, nezahet, saygı, sevgi?" diyorsunuz belki de. Haklısınız. Yabanî tavırlara, hırpani yaklaşımlara o kadar alışmışız, o davranış biçimlerini o kadar kanıksamışız ki tüylerimizi diken diken etmesi gereken manzara(lar) karşısında çayımızı yudumlamaya devam edebiliyoruz. Oysa ortada şahsa, topluma, mekâna, hatıraya karşı yapılan saygısızlık var. Hatta saygısızlığı belli maskelerle destekleyen modern bir jargon bile oluşturmuşuz...