can yücel'in "anılarda kalırdı belki de ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.." mısralarındaki gibi, her dokunuşumda bana seni hatırlatan o namussuz bardaktan, ben rakımı yudumluyorum. bir yandan kumdan kaleler-sana dair çalıyor. kulağımda "bu ne senden ilk kaçışım.." sözleri.. bir sigara bitmeden diğerini yakıyorum.. ve kimseye anlatamayacağım için, kimse anlamayacağı için, sosyomata aktarıyorum içimdekileri..
daha az önce bıraktım seni evine. yolda yalvarıyordun bana: "söyle, ne hissettiğini söyle. belki o zaman benim bitirmem de kolay olur." diye.. karşımda ağlıyordun senden daha önce ayrılamamış olmamı sağlayan gözyaşlarını belki son bir umutla belki de içindeki zaptedemediğin acının dışavurumuyla akıtıyordun son defa.. halbuki ben senin bir damla gözyaşın için canımdan geçerdim be sevgili. babamdan bile vazgeçmeme neden olan prensiplerimden senin için vazgeçmiştim ben. herkese salık verdiğim kimseyi hayatının merkezine oturtma sözlerine, ilk kez ben uyamıyordum. defalarca beni ezip geçmene, istemeden de olsa sana olan sevgimi kullanmana izin veriyordum. ben hiç kimseyi mutlu etmeye çalışmamıştım, kendim mutsuzken.. senin dünyalara bedel gülümsemeni görebilmek için her gün biraz daha artan mutsuzluğumda, sebebi sen olmana rağmen, ölesiye uğraştım. ama sen her gün mutsuzluğu arttırmaya devam ettin.
ben bu noktayı artık kendimi ezdirmemek için, bir kez daha bencilliğim yüzünden koydum.
sen benim umursamadığımı zannederken geceler boyu kulağımda bitti dediğim zamanki yalvarmalarınla uykusuz kaldım. her yeni günde doğan güneşin içimdeki acıları da alıp gitmesi için yalvardım ama o güneş bile seni hatırlatıyordu. her şeyde sana dair bir şeyler vardı; içtiğim sigarada sen, gördüğüm her kadında biraz sen, yürüdüğüm sokaklarda sen, yediğim yemeklerde sen..
katlandım.. herkesin saçma bulmasına rağmen bana göre iliskimiz için olması gereken bu olduğu için katlandım.. devam edip de birbirimizden nefret etmemizi izlemek istemedim. sen belki ilerde benden nefret edecektin ama; senin bende her zaman değişmez olarak kalabilmen için, en sevdiğim, unutamadığım olarak kalman için; çektiğim acılara rağmen, ayrıldım senden.. kendimden ayrıldım.. sana baktığım gözlerimi de aldın.. birlikte soluduğumuz havayı da aldın benden. her köşesinde senle bir anımın olduğu ankarayı aldın.. beni benden aldın.. hepsini sana bıraktım, ve gittim..
vazgeçmedin be sevgili.. beni aramaktan, görüşmeye çalışmaktan vazgeçmedin.. anlayamadın seni bütün vücudumda hissederken aslında ağlamamak için titrediğimi.. eskiden içimi huzurla kaplayan kokunun her çekişimde içimi yaktığını anlamadın. anlatmadım. istemedim benden hiç vazgeçememeni..
yolda ağlıyordun karşımda.. bilirsin dayanamam ağlamana.. seni ağlatan ben olduğum için nefret ettim kendimden.. senin ağlamana dayanamadığım için, artık benim için ağlamamanı istediğimden söyledim, öyle hissettiğimden değil.. belki daha çok ağlıyorsun şu an ama, artık daha kısa sürede vazgeçebileceksin benden.. ben mi? boşver beni be.. seneler boyu belki de "üstüme basıp geçme"yi duyduğumda boğazım düğümlenecek, belki uludağ iskender'e bir daha gidemeyeceğim, belki bir daha asla fasılda o kadar eğlenemeyeceğim, belki ümitköy'den geçmek bile istemeyeceğim.. ve kesinlikle bir daha kimseyi bu kadar sevmeyeceğim.. ama beni daha fazla kullanmana izin veremeyeceğim için, daha fazla üzülmeni istemediğim için söyledim onu. öyle hissettiğimden değil.. unutmak o kadar kolay değil tabi, ama benim aşkım ayrılık artık.. sen üzülme diye, kendimi kandırmaya çalıştığım için, beni unutman için:
seni sevmiyorum..
genelde bu cümle yerine senden elektrik alamadım, uzaktan uzağa olmuyor, aile baskısı var üzerimde artık devam edemem, senin iyiliğini istiyorum gibi sözler söylenir.