1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

sevgili arsız ölüm beni tanımlar diyenler

toplam 5 kişi bulundu. 5 adedi gösteriliyor.

sevgili arsız ölüm hakkında sevgili arsız ölüm

~5 ahkam var.

    arkadaşlara katılıyorum eklicek hiç bi şeyim yok..

    metabolizmaa   18 Ağustos 2009 04:12   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    vaktinde şöyle değerlendirmiş bilir kişi:) galiba kitap-lık dergisinde yayımlanmış. çalıntı olmasın.

    Allah’ın Emri, Yeleğin Motifi, Çizgi Roman ve Kâğıttaki Yalnızlık,

    Nurdan Gürbilek “Mırıltıdan Dile” adlı makalesinde Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm’ü hakkında şunları söyler: “İki tür süreçten söz ediyoruz. Birincisi sesin, mırıltının dünyasından sözcüklerin, beyaz kağıt üstünde beliren sözcüklerin, yani yazının dünyasına geçiş; aynı zamanda da köyden şehre, sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş” (42-3). Huvat’ın köye otobüs getirmesiyle başlayan Sevgili Arsız Ölüm, ailenin şehre göç etmesi ve sonrasında gelişen olayların anlatımıyla sürer ve Atiye’nin Azrail’le pazarlığı sonucunda defalarca ertelenmiş ölümünün gerçekleşmesiyle son bulur. Peki, Gürbilek’in bahsettiği “sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş” ne zaman gerçekleşmiştir? Yazı ve şehre göç arasında bir bağlantı kurulabilir mi? Dirmit’in sözcüklerle uyuması, sözcüklerle yaşar hale gelmesi onun yazılı kültüre geçişini gösterse de, benzer bir büyümeden diğer roman kahramanları için de söz edebilir miyiz? Bu soruları cevaplayabilmek için ilk olarak Sevgili Arsız Ölüm’de sözlü kültür geleneğinden bahsetmek, hemen ardından da yazılı kültüre geçişten söz etmek gerekecektir.
    Roman kendi başına bir halk anlatısının biçim ve üslup özelliklerini barındırır. Şamanizm öğelerinin, bilmecelerin, oyunların ve atışmaların yoğun olarak kullanılması, romanın sırtına yasladığı yerin sözlü kültür olduğunu düşündürür bize. Roman, “bir varmış bir yokmuş” diye başlamasa da, bir masal gibi belirsiz bir zaman diliminin içinde geçer; belirsiz bir yerde, yine bilinmeyen, kestirilemeyen bir zamanda biter. Tüm olaylar, tam da destanlarda olduğu gibi sırayla anlatılır, bu anlatıda geriye dönüşe yer yoktur. Artzamanlı olarak anlatılan olaylarda, kahramanların hepsinin bir arada gördüğümüz sahneler de sınırlıdır: Olaylar ya iki kahraman arasında geçiyormuş gibi anlatılır ya da büyük bir sahnede iki kişinin konuşması ya da atışmasıyla dikkat konuşmalara çekilir. Sözlü gelenekte olduğu gibi Sevgili Arsız Ölüm’de de insanların ve nesnelerin görüntüsünden çok eylemleri anlatılır. Öyle ki görüntünün olmadığı, bu nedenle daha çok sesin öne çıktığı bir metin diyebiliriz Sevgili Arsız Ölüm için. Roman kişileri daha çok söyler, tembih eder, dinler, ağız arar, türküler yakar. Sevgili Arsız Ölüm’ün hemen başında “Çifte sarılı yumurtlayan tavuğun yumurtayı kesmesi, Huvat’ın anasının tahtalıdan düşmesi, hepsinin başı bu cinli ve uğursuz kadındı.” (8) diye anlatılan Atiye’nin, olayların üstünden çok geçmeden köydeki diğer insanlar gibi cine, büyüye, periye inanır hale gelmesi, Dirmit’in cinli olduğunun düşünülmesi ve romanın sonuna kadar bu düşünceden hiç vazgeçilmemesi olayların dış gerçeklikle olan bağının kimse tarafından sorgulanmadığını gösterir. Roman boyunca ne roman kişileri, ne anlatıcı, ne de okurlar bir kez olsun sorgulamaz sıra dışı olayları *.
    Bunun yanında roman mani, ağıt, türkü, bilmece, efsane, atasözü, deyimler, tekerlemeler, oyunlar gibi sözlü gelenekten gelen türlerde de çeşitliliğe ve zenginliğe sahiptir. Örneğin Dirmit’in tulumbayla konuşması hazırcevaplılığa iyi bir örnek olan atışmalara benzer: “Tulumba tulumba. Bana gonca gülleri bildiren, Aynı haftına indiren tulumba. Kır atlı öğretmen nerde?” (41) der. Tulumba da bir tekerlemeyle şöyle cevap verir: “Kuyum gibi karanlık yerde. Suyum gibi soğuk yerde.” (41). Huvat’ın köye gidip getirdiği haberlerden sonra tüm ailenin birlikte oynadığı çam kütüğü oyunu da bu türler arasında sayılabilir (104). Zekiye’nin ağıtları (186), Atiye’nin bedduaları gibi pek çok şey sözlü kültürün romanın içindeki derinliğini işaret eder.
    Walter J. Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür adlı kitabında yazının zihni zayıflattığına, sözün ise bilinci canlı ve ayakta tuttuğuna dikkat çeker. Sevgili Arsız Ölüm’de ne zaman bir kâğıt, kalem, kitap ortaya çıkacak olsa evdekileri bir korku alır. Sonra ya Atiye ya da Huvat olaya el atarak, defter, kitap ne varsa ortadan kaldırmaya çalışırlar. Huvat’ın kitapla tanışması, Dirmit’in şiir yazması, Halit’in sokakta kitap satması hep akıl yitirme, cinlenmek gibi korkutucu durumlarla, yani zihnin zayıflamasına işaret edilen durumlarla, tasvir edilmiştir. Huvat yeşil kaplı kitaplardan okumaya başladığında “elden ayaktan çık[ar], akıldan ol[ur]. Çenesinin ucuna bir sakal koy[ar]. Ceketinin cebine sık dişli bir tarak sok[ar]” (71). Okuyor olmaya karşı alınan tavrı, dolaylı olarak Ong’un “Yazı, zihni zayıflatır” (98) sözüyle açıklamak mümkünse de, romanda yazıya karşı duyarlılığı yaratanın farklılık fikri olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü söz, yazının olmadığı yerlerde bireyleri birbirine bağlayan tek birliktelik kaynağıdır. Sözlü geleneğe bağlı canlı, hareketli ve sıcak ama aynı zamanda da denetimci aile düzeninin yıkılması sözün yok olması demektir. İnsanlar, sözün ve sözle birlikte birlikteliğin yok oluşuna engel olabilmek için tekrarlara dayalı bir düzen içinde yaşar ve anlatırlar. Yazıyla kağıda kapanan, kendine ve yalnızlığına kavuşan birey farklılıktan kurtarılmaya, cinlerinden arındırılıp tekrar bütüne dâhil edilmeye çalışılır. Bu yüzden roman boyunca tüm büyüme hikâyelerine karşı cinlenme üzerine bir masal uydurulur ve farklılaşan kişi ailenin normal tanımlarına döndürülüp ailenin parçalanmasına engel olmaya çalışılır.
    Mekâna kapatılmış, kâğıda hapsolmuş bu sözlü anlatıda, kahramanların sözlü kültürden yazılı kültüre geçişini anlatmaya kalkışırsak neler söyleyebiliriz? İlk olarak, yazıyla tanışmanın şehirde değil, Alacahüvek’e gelen öğretmenle başladığını, öğretmenin gelişiyle köyün erkek çocukları ve kızlardan da sadece Dirmit’in, ellerine defterler tutuşturulup okula gönderildiğini söylememiz gerekir. Öğretmenin koyduğu “bilen bilmeyeni dövecek” (18) kuralı sayesinde tüm çocuklar hemen okumayı sökerler. Dirmit’in diğer çocuklardan farklı olduğunu öğretmen fark eder, ancak bu farkındalık Atiye’nin diktiği önlük ve saçındaki kurdeleden gelir. Dirmit, öğretmene yakınlıklaşmak ister, çünkü öğretmen iki kapı açmıştır: birincisi anneden kopmuş ve korkmuş Dirmit’e sığınacak bir başka yer, öğretmen ve okul; ikinci olarak da Dirmit’in farklılığının dillendirilişi ve onaylanması. İşte Dirmit’in yazıyla tanışması ve öğrenmeye tutkunluğu bu iki kapıdan geçişiyle başlar. Ama öğretmen kızların okula gönderilmesi için jandarmayla birlikte aileleri ziyaret etmeye başlayınca, köyde istenmez olur. Cinli kız Dirmit ise “Minare Kırığı” öğretmen okula gelmese de ne yapıp edip her gün ısrarla okula gider. Köyün üstünden geçen uçağın öğretmeni getireceğini düşünür.
    Ailenin şehre geldiği gün Dirmit’in bir tabelanın üstünde gördüğü “Kanserden korkma, geç kalmaktan kork!” sözünün ne anlama geldiğinin peşine düşmesi, yalnız babası Huvat’ta değil, okuyucuda da “ileride büyük bir adam olacağına” (66) dair beklentiyi güçlendirir. Şunu da eklemek gerekir: Dirmit kimi zaman heykel yapmaya, kimi zaman kütüphanede ne kadar kitap varsa okumaya, kimi zaman şiir yazmaya kadar pek çok farklı deneyim yaşayarak büyümeye, bir başka deyişle özgürleşmeye, öğretmenin söylediği farklılığı yazıyla kutsamaya başlar. Anlatıcı da Dirmit’in sözden yazıya geçtiğini şöyle anlatır: “Söz yerine, kâğıda gözyaşı dizdi. (…) İlk şiirlerinden daha güzel şiirler yazmaya karar verdi. Sessizce geçip dikiş makinesinin başına oturdu. Önüne boş bir kâğıt koydu. Dudaklarını dişlerinin arasına alıp düşünmeye başladı” (154).
    Mahmut’un yazıyla tanışması parktaki kız üzerinden olur. Mektup yazma yarışında, mektupların yazılmasına yardım edecek kişi yine Dirmit’tir. “İlk gün kızdan beş sayfalık bir mektup geldi. Mahmut kıza on bir sayfa yazıp gönderdi. Kız yirmi bir sayfa doldurdu” (107). Ama resimlerle doldurulmuş mektup eline geçtiğinde Mahmut, kızın hile yaptığını düşünüp mektuplaşmayı keser. Sorma bir ara çizgi roman satmaya başlar. Çizgi romanlardaki konuşma balonları, sözlü kültür ve yazılı kültür birlikteliğinin ağırlığını taşır. Kâğıt üzerinde konuşma baloncuklarının içine hapsedilmiş söz, bu mekân yasağıyla yok olmaktan kurtulmuş, ölümsüzlüğünü kazanmıştır. Öte yandan, Mahmut’un kitapları, Dirmit’in defteri gibi kayıplara karışır, yakılır ve böylece okur yazarın, kitap ve defter üzerinden edindiği ölümsüzlük hakkı ellerinden alınır (132).
    Evin içinde varlığı hemen hemen hiç hissedilmeyen Nuğber’in yazıyla tanışması sarı saçlı oğlanla tanışmasıyla eşzamanlıdır. Dirmit, sarı saçlı oğlandan mektuplar taşır Nuğber’e. Nuğber de “sarı uzun saçlı oğlana mavi bir yelek ör[er]. Yeleğin eteğine, kollarına bir sarı oğlanın adının baş harfini, bir kendi adının baş harfini yan yana getirip iki sıra örnek koy[ar]” (95). Örülen yelekteki harfler, Nuğber’in de sözün uçuculuğundan, sabit ve kalıcı işaretlerin varlığına geçtiğini gösterir.
    Sevgili Arsız Ölüm’de yazılı kültürle en erken tanışan kişilerden biri de Halit’tir. Askere gittiğinde tuttuğu günlükteki şiirleri, evdekilere ve misafirlere okutur. Bu noktada askerlik yapmış olmak övülüyor gibi gözükse de, Halit’in asıl gurur duyduğu yazdığı şiirlerdir. Halit daha sonra mühendis olmayı kafasına koyar. “Koltuğunun altına bu defa duman rengi kalın bir kitap al[ır]. Eline korkuluk değneğine benzer bir cetvel geçir[ir]” (176). Yine bir başka akşam olanları şöyle anlatır anlatıcı:
    Elinde bir torba kitapla bir akşam erkenden eve geldi. Evdekilere, “Siz yemeğinizi yiyin, uykunuzu uyuyun, bana dokunmayın!” diye emir verdi. (…) Halit’in evdekilerle konuştuğu o oldu. Kitapların başından bir helaya gitmek için kalktı. Gece sabaha kadar herkesin gözünün içine lambayı yaktı. Büyük bir yerden “Oku!” diye emir almış gibi gece gündüz okudu. Okuduğunu kafasına yazdı. Yazdıkça azdı (183).
    Bu noktada “Oku!” emrinin hatırlatılması dikkat çekicidir. Allah Müslümanlarla daha ilk konuşmasında “Oku!” diye emretmiştir. Romanın sonuna gelindiğinde Atiye, öte dünyada sorgusunda ne söyleyeceğini düşünürken, Dirmit şöyle sorar: “Annemin yazısını alnına Allah yazmadı mı?” (198) Okumak ve yazmak üzerine bu söylenenler okuyucuya Allah’ın da okur-yazar olmak hevesinde olduğunu düşündürtür.
    Atiye’yi roman boyunca defalarca ölüm döşeğinde görürüz. Yine o sahnelerden birinde Atiye, çocuklarına başka kardeşleri olduğunu duyurur. Kardeşlerinin bulunacağı umuduyla köyüne kısa bir mektup yazdırır. Ancak mektuplara cevap gelmez. Ulaşıp ulaşmadığı da bilinemez. İkinci bir mektup daha yazdırır ama ona da cevap gelmez (146). Cevap gelmese de Atiye’nin öyküsü kayıt altına alınmış olur. Atiye’nin geçmişiyle ilgili tüm hatırladıkları dilden kâğıda geçerek ölümsüzleşir. Bir süre sonra kimse onu dinlemez olur. Atiye kendi geçmişiyle, kendi sözleri, sesi ve gideceği yere ulaşıp ulaşmadığı bilinemeyen mektupların çaresizliğiyle baş başa kalır.
    Yazının başında Mırıltıdan Dile başlıklı makalesinden yaptığımız alıntıda romanın iki süreçten oluştuğunu söyleyen Gürbilek, ikinci süreci şöyle tanımlar:
    [Ç]ocukluktan yetişkinliğe geçiş, yani büyüme; evin ev olmaktan çıkışı, annenin ölümü, ailenin dağılması. Bir zamanlar tek bir çatı, tek bir ses etrafında bir araya gelmiş insanların yazgılarını şehirde kendi başlarına aramak zorunda kalması, “elleri havada bağırarak yürüyen bir büyük kalabalık”a karışması, açılan çatlaktan binlerce insanın sesinin içlerine dolması (43).
    Evet, Sevgili Arsız Ölümü okuyup kapağını kapattığımızda mırıltıdan dile, sözlü kültürden yazılı kültüre geçişi kapsayan bir sürecin içimize işlediğini hissederiz. Ama Gürbilek’le yollarımız, annenin ölümüyle ailenin dağılması noktasında ayrılıyor. Annenin ölümünün ailenin dağılışına sebep olacağı düşüncesi toplumsal bir refleks olarak Gürbilek’in yazısında da kendini göstermiştir. Aksine romanın bitiminde yer alan şu cümleler ailenin kurulu düzeninin devam ettiğini anlatır bize: “ [Dirmit] Annesinin öte dünyanın altını üstüne getirdiğini evdekilere söyledi. Söyler söylemez Dirmit’e küçük kara nokta oynamak yasaklandı” (206). Gürbilek, şehre göçen ailenin fertlerinin kendi başlarının çaresine bakmaya çabaladıklarını, bu yüzden evin, tıpkı Berci Kristin Çöp Masalları’ndaki gecekondular gibi yıkılıp gittiğini ve bireylerin birer birer şehrin kalabalığına karıştıklarını söyler. Bireylerin birbirinden uzaklaşmasının sebebini şehre yükleyen bu yaklaşıma da katılmak pek mümkün görünmüyor. “Ben yıldızlarla ve ayla konuştum, köyde defter karnımda, öğretmen yokken okula gittim, bir sabah erkenden, damda şehir beni korkuttu” diyen Dirmit, yazının ona verdiği yalnızlığa daha köydeyken alışmıştır. Onu korkutan, ayla ve yıldızlarla konuşturan şehirdeki bu yalnızlık duygusu değildir. Zira Dirmit köyde de annesi ve kardeşleriyle değil, tulumbayla konuşur ve tüm roman boyunca hep bilinçsizce de olsa bağımsız bir birey olabilme mücadelesi verir. Dirmit’i korkutan, bilmek ve bildikleriyle yalnız şehirde değil dünyada yalnız kalacağını hissetmesidir belki de. O yüzden annesi bildiklerini başkalarına anlatmaması için tembihlediğinde, kuşkuşotuna ne bildiğini bilmediğini söyler.
    Şehre göçen ailenin nihayet dağılacağına olan inanca, “Kanserden korkma! Geç kalmaktan kork!” sözünün anlamını bile öğrenemeyecek dar bir ortamla sınırlı kalmaları, dolayısıyla şehirdeki yaşantılarının köydekinden çok da farklı olmadığını söyleyerek karşı çıkılabilir. Aile, söylenenin aksine bir arada durabilmek için çalışmaya, belki de sadece bu anlamda “yazgılarını aramaya” mahkûm edilmiştir. Roman kahramanları ise kalabalığa karışmak yerine yalnızlığa gömülür; kalabalığa karışan sadece Dirmit’in çatıdan sallandırdığı mektuptur. Ailenin yazıyla tanışması, özellikle Dirmit için, kendi içine açılan bir özgürlük kapısı olmuştur. Kopuş değil belki ama bir çeşit “büyüme”den, daha iddialı bir biçimde söyleyecek olursak özgürleşmeden, söz edilebilir. Sevgili Arsız Ölüm’de Gürbilek’in bahsettiği aileden kopuş, şehre taşınmakla değil; yazma ve okumayla tanışmayla başlar. Atiye bunu romanın bir yerinde Dirmit için söylediği şu sözlerle belirgin kılar: “ Bir defteri var anam bu kızın, bir de kendi” (155). Yazıyla tanışıklığı kuracağı aile şirketinin hesaplarıyla sınırlı kalan Seyit’in ellerinden, sağlığını ve hayallerini şehir alır. Ama Seyit aileden kopmaz, milyonlara karışmaz, aksine ailesine daha da bağlanır, aile şirketi kurmayı ister ve her iyileşme ertesinde tekrar çalışmaya koyulur. Sözlü kültür geleneğini yazılı kültürle karıştırmadan yaşatan, eli kâğıda ve kaleme hiç değmemiş tek kişi Zekiye’dir. En az diğer aile bireyleri kadar şehirde ayakta kalmaya çalışmış, aile yaşamının sürdürülmesi için çabalamış, sözlü kültür geleneğine zorunlu bir bağımlılıkla yaşayan Zekiye için de romanın hiçbir yerinde aileden kopuştan söz edemeyiz. Sonuç olarak Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanında, şehirden kaynaklanan bir kopuştan olmasa da, yazılı kültürün insana verdiği bağımsızlık imkânının onu yalnızlaştırmasından; ailenin dağılmasından değil, yazının verdiği güçle, bireyin dışa kapalı, iletişimi azalmış, gerçeküstü hayatından söz edilebilir.

    Kaynaklar:
    Gürbilek, Nurdan. “Mırıltıdan Dile”. Ev Ödevi. İstanbul: Metis Yayınları, 2005.
    Ong, Walter J. Sözlü ve Yazılı Kültür: Sözün Teknolojileşmesi. İstanbul: Metis Yayınları, 2003.
    Tekin, Latife. Sevgili Arsız Ölüm. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2005.
    Turgut, Canan Öktemgil. “Latife Tekin’in Yapıtlarında Büyülü Gerçekçilik”. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. Ankara: Bilkent Üniversitesi, 2003.
    • Latife Tekin’in romanlarında büyülü gerçekçilik hakkında çok daha ayrıntılı bilgi için kaynaklarda yer alan Canan Öktemgil Turgut’un yüksek lisans tezi.

    nadainnada   18 Ağustos 2009 03:35   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    ölmeden oku

    odysseus   13 Eylül 2007 15:47   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    okuycam diye canım çıktı

    soulfly free   18 Mayıs 2007 19:45   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    'in ilk romanı. Sıkı bir ilk roman. Köy, kent, ölüm, cinleri periler, mitler ve acaip zengin folklorik öğeler... diyorlar ya orasını bilmem.

    mahallenin namusu   18 Mayıs 2007 19:30   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :kargagail

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage