toplam 30 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | Kendi Yokluk |
| tuttum | DeAtHhAcKeR |
| tuttum | emre532 |
| tuttum | damdakikemanci |
| tuttum | emnatum |
| tuttum | SylviaWoolf |
| tuttum | agenetos |
| tuttum | MarjinalizM |
| tuttum | spekulasyonist |
| tuttum | Qualin |
| tuttum | hickirik |
| tuttum | monomithos |
| tuttum | bezginim26 |
| tuttum | blast |
| tuttum | dawnspiper |
| tuttum | TheChaos |
| tuttum | tormilong |
| tuttum | kufluekmek |
| tuttum | niko bepths |
| tuttum | psychojuk |
~54 ahkam var. 1 2 3 önceki sayfa »
alttaki var mıdır yok mudur
niçin sosyomat
mutlak sosyomata ne oldu
alev alev yanan bir güneşin etrafında dönmekten sersemleşmiş bir gezegen gibisin sosyomat
ahahahh allatkinin neyini sevdin üstekinin şeyi nasıl o aşşada bekliyo nedersin gibi süper felsefik bilgilerle felsefenin bi yerine koyarız beee...
insanın kendisi dışında ne varsa hepsinden sıyrılarak varoluş amacını sorgulamak ve özbenliğini aramak için çıktığı kendini tanıma(keşfetme) yolculuklarından dönerken sepetine doldurdukları ve varlığının farkındalığıdır...
öğrenmek olmasa belki başkalarının yaratıları yerine kendi zihnimizi inşa ederdik...ama tembel bir teknoloji dünyasında bence sadece geliştirebiliyoruz...
carpe diem...
aklından geçen her bir soru ile felsefe yaparsın cevaplarını ve gerçeklerini doğurduğunun farkında olmasan dahi .
gereği düşünüldü.düşünmek gereksizdir =) ben değil penguen geyiği çok güldüm :)))
@dawnspiper
"Bir kere felsefeyi anlamaya karar verdiysek doğru diye bir şeyin varlığına inanmamamız gerekir ki Engels bunu basit dille “doğru yoktur, doyurucu vardır” diyerek açıklamaya çalışıyor. İki kere ise okuduğumuzu oturup düzgünce sorgulamalıyız. Bunu söyleyen kişi ne demiş, ne anlatmaya çalışmış, neyi nereden tutmuş…
Bütün bunları yapabilmek için de iki şeyin bilinmesi gerekir. Uygarlığın tarihi ve ekonomi…"
Hmmm.. Şimdi doğru yoktur diyosun, ki bu da bir doğru iddiasıdır, ama çok değil bi kaç satır altta iki gerçeklikten bahsediyosun. İlginç.
Ayrıca bir şey hakkında, bu felsefeyle ilgilidir demek ne demektir ki ? Bir şeye bu felsefeyle ilgisizdir demek kolay değildir. Çünkü felsefe her şeyle ilgilidir. Sofinin dünyası da felsefeyle çok ilgilidir. Bir kere roman biçiminde de olsa kısmen felsefe tarihini - iyi veya kötü - anlatmaya çalışıyor. Sadece bu bile felsefeyle ilgili olmasına yeter. Ayrıca benim fikrimce felsefeyle en çok ilgili olan eser insanda sorular uyandırandır ve sofinin dünyası da bunu fazlasıyla yapıyor. Ben kitabın başlarındaki filozof yorumlarını da çok beğenmiştim okuduğumda...
Arkadaşlar felsefeyle ilgili olan eser, efenim şu temel konulardan bahseden eserdir demek kadar felsefe dışı bir cümle olamaz. Felsefenin iki anlamı vardır: Felsefenin birinci anlamı felsefenin maddesi olan şey, yani filozların düşüncelerinin kulliyatıdır; ikinci anlamı ise felsefenin özü olan merak etme, soru sorma, sorgulama.. ve bu merakın tetiklemesiyle aklı kullanarak o veya bu hakikat idealine ulaşmayı amaçlayan "felsefe yapma"dır. Bu nedenle her felsefe yapma girişimi felsefeyle alakalı olmakla kalmayıp felsefenin kendisidir. Hakikat denilen şey değişmekle beraber (hakikat doğrunun olmaması da olabilir, ama bu fikrin istenilen hakikat olduğunun bilincinde olarak söylenmesi şartıyla) hakikati amaçlamayan bir felsefe olamaz. Kelime anlamı bile bunu anlatmaya yeterlidir: bilgelik (hikmet, hakikat) sevgisi.
Son olarak bence felsefe için neyin gerektiğini söyleyeyim: Çocukça bir merak ve bu merakı bilgece, sadece ve sadece aklın kılavuzluğuyla giderme arzusu ve yeteneği.
@lafola
kesinlikle katılıyorum :)
Ben de konu için teşekkür ederim silvanios. Saygılar.
onun aslı "şüphe ediyorum öyleyse varım" dır. ortaçağ filozoflarından St Augustin'e aittir bu argüman.
felsefe etiketinde geyik!!!!
harika!!!!
nerede ne söylenmesi gerektiğini öğrenseniz artık keşke!!!
--Yani “bir taraf tutmak gerekir” (ki gerektiğine inanıyorum) diyoruz kendi kendimize, ardından hemen o tarafı benimsiyoruz, hemen ardından o tarafın karşı tarafında ki insanları, şeyleri ardımıza alıyoruz. Görmüyoruz, duymuyoruz, sorgulamıyoruz.--
düttürü dünyalar.. yazılanı okuduğumda. bilmem kaçıncı sınıf felsefe öğrencisinden pek bi fark algılayamadım.
taraf olmak zincirlenmek değilmidir? o tarafın karşı tarafındaki fikir ve kişileri ardımıza değil! karşımıza almakta körükörüne inanç değilmidir?
felsefe bunun neresinde ?
nihayetinde mesnevidendir efenim: sandıklar dolusu kitap taşıması bi eşeği alim apmaz, kütüphaneler dolusu kitabı okumak da bi insanı filozof yapmaz.
felsefe düşünmektir, algılanabilen gerçeği ifade edebilmektir.. herkesin düşünüş düzeyi, algılama düzeyi, farkındalığı ve ifade edebilme edebi birikimi farklı farklı olsa da. çok cahil tanıdım senden benden feylosof
Bıkmadan okuyunuz... copy yapmadım maalesef. O derece işim yok bugün…
Felsefeyi öğrenmenin, felsefeyi anlamaya ya da o hani aşağıda geçen sorular varya onları sorgulamaya yetmeyeceğini düşünmekteyim.
Şahsıma münhasır düşüncem şudur:
Oturup bu ortamda felsefe tartışacağız. Evet burası pek güzel. ama türkiye'de (aslında şimdi şimdi dünyanın geneline de yayılıyor) felsefe öğrenimi sırasında bir şeyler eksik bırakılıyor... Nedir?
Şudur efendim… zaten belli başlı bir tanımı yapılamayan felsefenin basit bir dille, naif bir ifadeyle, bazı soruların cevaplarını arayan ve bunu yaparken de bazı “izm”ler yaratan “şey” olduğunu söyleyebiliriz. Hatta ben biraz daha ileri gidip “şey neden oluyor?” sorusunun felsefenin temel sorusu olduğunu ileri sürebilirim.
Neyse efendim…
Bizler (yani felsefeye gönül verenler: felsefenin gönül işçileri) bir şeyler okuyoruz. Ama okuduğumuzu nitelikli bir şekilde sorgulamıyoruz. Bir şeyleri okudukça da kanaat sahibi olmaya çalışıyoruz.
Burası önemli!
Ama bu topraklarda yaşayan insanlar olarak belirli birkaç özelliğimiz var. Kültürel konulara geleneksel ilgisizliğimiz, geleneksel tembelliğimiz gibi bu da bizi biz yapan bir özellik ki kimi zaman tehlikeli hallere sokabiliyor insanları: kanaat sahibi olmadan evvel bilgi sahibi olamıyoruz!
Yani “bir taraf tutmak gerekir” (ki gerektiğine inanıyorum) diyoruz kendi kendimize, ardından hemen o tarafı benimsiyoruz, hemen ardından o tarafın karşı tarafında ki insanları, şeyleri ardımıza alıyoruz. Görmüyoruz, duymuyoruz, sorgulamıyoruz.
Bunun iki temel nedeni var. Bir, sorgulamamaktan kaynaklanan dışlama, iki okuduğumuzu anlamama. Sanıyoruz ki; özellikle bizim tarafımızdaki şahıslar tarafından bize verilen her bilgi doğrudur, karşı tarafın bilgileriyse yanlıştır.
Bir kere felsefeyi anlamaya karar verdiysek doğru diye bir şeyin varlığına inanmamamız gerekir ki Engels bunu basit dille “doğru yoktur, doyurucu vardır” diyerek açıklamaya çalışıyor. İki kere ise okuduğumuzu oturup düzgünce sorgulamalıyız. Bunu söyleyen kişi ne demiş, ne anlatmaya çalışmış, neyi nereden tutmuş…
Bütün bunları yapabilmek için de iki şeyin bilinmesi gerekir. Uygarlığın tarihi ve ekonomi…
“hahhaha ne alakası var len?” dediğiniz duyar gibi oluyorum… alakası şu efendim…
Açtınız Marx dene sakallı adamın el yazmalarını okuyorsunuz. Şunları sormamız gerekmez mi sizce: bu adam bunu neden yazmış, yani dünya o sırada nasıl bir haldeymiş, ne olmuş ki o sıralarda bu adam böyle bir şey yazma gereği duymuş? Evet buradan tarih bilmenin önemini anlıyoruz. Peki şu sorular sizce nasıl: bu adam ekonomik bazı sorunlardan bahsediyor. Allah Allah Nietzsche de ekonomik bazı sorunlardan bahsediyordu, amanın aman Platon Socrates’ten bahsederken bazı sosyo-ekonomik şeylerden bahsetmiş. Acaba bu felsefi düşünceler ekonomik temeller üzerinde mi yoğruluyor.
Net bir şekilde (bazı istisnaları hariç) bir felsefe öğrencisiyle konuşurken kaçıncı sınıfta olduğunu anlayabiliyorum artık. Sebebi şu efendim. Sadece kendi sınıfında ona okutulan şeylerden bahsediyorlar. Ne ilerisi ne gerisi, ne sağı, ne soluna hiç bakmadan, bodoslama tabir edilen yöntemle, kafa göz kırarak gidiyor.
Burası öyle olmasın… bir şeyleri yapmak istediğimiz zaman doğru düzgün bir şeyler yapalım. Mesela tarihi kimden ve nasıl öğreneceğimizi tartışabileceğimiz bir sosyomat tarih kulübü de kuralım. Ekonomiyi iyi bilen arkadaşlarımız bize Adam Smith denen adamı bir anlatsın… bunu da sosyomat ekonomi kulübünde tartışalım. Bütün bunların seramik sanatına yansımalarını sosyomat seramik kulübünde tartışalım… kafamız kocaman olsun… di mi ama? Hayır yanlışsam söyleyin ama!
İki adet not:
1-kimseyi kırmak değildir niyetim. Ama madem güzel eleştirisi yapılıyor ben de bir antitezini vereyim… sofinin dünyası kadar felsefeyle ilgiliymiş gibi görünüp, iğrenç ve felsefeden uzak bir kitap varsa gelin beni taksim meydanında anırtın…
2-bilim tarihi ve bilimsel bazı düşünceleri de bilmek gerekir de, ben çok sıkıldım şimdi yazamadım. Bu sosyomatın seslisini yaparlar mı lan?
ne insanlar gordum ustlerinde giysi yoktu
ne giysiler gordum icinde insanlar yoktu :S
kendini tanı. ve sorular;
-ben kimim? -ben diyen ne dir?
1 kiloluk bebe ile 120 kiloluk babasının eşit birer benliğimi vardır? ya belden aşağısı kesik bi insan ben derken yarımmıdır? ya 6-7 ayda değişen tüm bedenimle birlikte benliğimde değişiyormu ?
ben aklımım. düşüncelerimle bedenimle yaşamımla cinsiyetimle toplumsal statümle dinimle siyasi görüşümle toplanan bir bütünüm.
peki bunlar değişmezmi? düşünceler, inançlar, yaşam şekli, zevkler..?
Hepimiz yaşayan her canlı gibi öleceğiz arkadaslar.. çünkü ölüm yaşayan organizmaların işlevini yitirmesi sebebiyle karşılaştığı kaçınılmaz sondur. Amma ve lakin ruhani bir sonsuzluktan bahsediyorsak, bunun düşünceler dünyasına bağlı olduğunu dile getirmeliyiz, canlılar dünyasına değil. Carl Jung, yarattığımız populer olguların evrensel (duralım, düşünelim) bir ruh (psyche)ile edinilen ilkel imgelerin dışa vurumu olduğunu ve kaynağının da bilinçaltı olduğunu söylemiştir. Bu bilinçaltı bizler canlı organizmalara dönüşmeden önce vardı, sonra da olacak muhakkak.. Kısacası sahnede ölmesi gereken ölüyor zaten, oyun bittiğinde sahneden inen ise aslolandır...