ilkokul dördü bitirdiğim yaz annem bana bir kitap hediye etmişti. kitabın arka kapağına şöyle bir göz attım ve yazarın bunu kızına armağan ettiğini gördüm. ilk sayfayı açıp okumaya başladım: “evvel zaman içinde, delain adlı bir krallıkta iki oğlu olan bir kral yaşıyordu...” kitabı kaptığım gibi annemin yanına gittim ve beni çocuk yerine koyup masal kitabı verdiği için ona kızdım. annem gülümsedi: “sen okumaya devam et...”
şimdi en başta artık paramparça olmuş ejderhanın gözleri’yle birlikte stephen king’in bugüne kadar türkçeye çevrilmiş kitaplarının yaklaşık dörtte üçü (bir kısmını öz dayım yürüttüğü için) ve orijinal dilinde bir adet bag of bones kitaplığımda kendilerine özel bölümde sıralı.
küçük kasabalarından dışarı bakmayı reddeden kör cahil insanlara öfke duyar stephen king. batıl inançlarıyla, körü körüne hareket eden linç meraklısı yığınları, aptalları asla affetmez ve bir noktada mutlaka tuzağa düşürür. dini kullanan, vaazlarıyla halkın başını döndüren kötülerin aslında şeytanın kucağında oturduğunu çok güzel resmeder. esas adamların krallar değil kralların kulağına fısıldayanlar olduğunu hatırlatır. çocuk ve genç olmaya saygı duyar. özellikle çocukların, yetişkinler tarafından küçümsendikleri her anda aslında içlerinde ne kadar büyük bir güç taşıdıklarını ısrarla tekrar eder. yaşlı ve çürümüş olanlar herkesi kendileriyle birlikte kargaşa ve ölüme çekerken genç ve cesur olanların, onların pisliğini temizlemeye çalışırken teker teker kayboluşlarının öyküsünü anlatır. farklı olanın nasıl düşman edindiğini, ortalamanın üstüne çıktığında nasıl bir cadı avının ortasına düştüğünü anlatır. bir kadının acı çekmek bedelini göze alıp herkesin onu oturtmaya çalıştığı yerden kalkabileceğini, yaygın görüşün ona biçtiği giysinin ardına saklanıp onun yaşamına hükmetmeye çalışan bir erkeğe gayet güzel kafa tutabileceğini gösterir. en güzeli de tüm bunları insanı alıp götüren bir kurgu içinde verir.
çocukluk düşlerime ejderhaları, cinayetleri, büyük krallıkların çöküşünü, erdemi ve yozluğu, korkunç cezaları, kanla yazılan mektupları ve nereden gelip nereye gittiği belirsiz tuhaf yabancıları getiren yazardır stephen king. o zamanlar şeker kız candy’yle oyalanmadığım, ona özenip kafamda soğuk taştan saraylar, çıkışsız labirentler ve dolunaylı geceler yaratmaya çalıştığım için mutluyum. her gece erkenden yatağa gönderilip uyuyamadığımda perdenin desenlerine bakıp gece karanlığında karmakarışık dallarla örülü bir korulukta kötülükle savaştığımı çekinmeden hayal edebildiğim için mutluyum.
kim ne derse desin gerçeğin cetvelle çizilmiş kesin bir şekil değil gayet de sınırları belirsiz ve uçucu bir şey olduğunu keşfettiğim için mutluyum.
kalemiyle düşlere söz geçirebilen bir başka yazar için:
edgar allan poe
"Her insan delidir ama sadece bunu gizleyemeynler akıl hastanesindedir" diyen bilge kişi. Ayrıca Röportajlarından bir tanesinde, gazetecinin bu kadar ürkünç şeyleri nasıl buluyorsunuz sorusuna : "aslında o kadar da farklı değilim. bende bir çocuğun kalbi var. Masamda bir kavanozda duruyor." cevabını vermiştir. Röportajlarından bir tanesinde kendini "Big Mac gıda olarak her ne ise bende edebiyat için aynı şeyim" cümlesi ile tanımlamıştır...