1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş
bu ahkamlar topluluk yöneticileri tarafından 'önemli bilgi' olarak işaretlenmiş

sylvia plath ile ilgiliyim diyenler

toplam 232 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.


sylvia plath hakkında sylvia plath

~83 ahkam var. 1 2 3 ... 5 önceki sayfa »

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.

    "SIRÇA FANUSUN içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür"

    pinhan8   14 Temmuz 2008 19:49   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    odalarında uyuyan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bırakıp, kafasını fırının içine sokarak intihar eden kadın..

    anlayamıyorum ben bu kadını....
    çocuklarının yanına süt ve kurabiye bırakacak kadar anne şefkati ile dolu olup...
    nasıl olurda çocuklarında vazgeçer
    bu hayatta onları nasıl annesiz bırakır.

    pinhan8   14 Temmuz 2008 19:47   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Sylvia Manik depresifti.Ve o zamanlar bu hastalığın tedavisi yoktu.

    Ayrıca Daddy şiirinin çevirisi çok kötü olmuş(babişo!!!)

    Babacığım
    yapma yapma yapma bunu bana
    ayakkabı kara
    içinde yaşadığım 30 yıl boyunca zavallı bir beyazlık
    gçlükle nefes almaya cesaret edebildiğim
    veya konuşmaya
    .....

    reddlook   13 Temmuz 2008 19:04   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Şimdi bir gölüm. Bir kadın eğiliyor üzerime,
    Erimimi arıyor gerçekte ne olduğunu anlamak için
    Sonra bu yalancılara dönüyor, mumlara veya aya.
    Sırtını görüyorum ve sadakatle yansıtıyorum sırtını
    Gözyaşlarıyla ve bir el hareketiyle ödüllendiriyor beni
    Önemliyim onun için. Geliyor, gidiyor.
    Her sabah onun yüzü alıyor karanlığın yerini

    tent   21 Mayıs 2008 22:41   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    ''göz ve burun oyuklarımla, otuz iki dişimle?
    sasımış soluğum
    yok olur gider bir günde''

    onun ölmekle aslında ölümsüzlüğü seçtiğine inanıyorum.
    sahip olduğu herşeyi geride bıraktı ve gitti...bazen bende,
    çoğu onu seven insan gibi ted huges'u suçluyorum ama
    aslında onun derdi hayatın kendisi ileydi.ne olursa olsun
    aslında mutlu olamıycaktı ve ölümü seçicekti.ve onu ölümsüz yapan şeyde hayata karşı bu tavrı ve casereti
    oldu.

    artık ağaçlar birkez olsun ona dokunabiliyor ve çiçeklerin
    onunla ilgilenecek vakitleri var..

    Molks   18 Mart 2008 01:09   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Mad Girl’s Love Song
    by Sylvia Plath

    'I shut my eyes and all the world drops dead;
    I lift my lids and all is born again.
    (I think I made you up inside my head.)

    The stars go waltzing out in blue and red,
    And arbitrary blackness gallops in:
    I shut my eyes and all the world drops dead.

    I dreamed that you bewitched me into bed
    And sung me moon-struck, kissed me quite insane.
    (I think I made you up inside my head.)

    God topples from the sky, hell's fires fade:
    Exit Seraphim and Satan's men:
    I shut my eyes and all the world drops dead.

    I fancied you'd return the way you said,
    But I grow old and I forget your name.
    (I think I made you up inside my head.)

    I should have loved a thunderbird instead;
    At least when spring comes they roar back again.
    I shut my eyes and all the world drops dead.
    (I think I made you up inside my head.)

    _________________________________________________

    Deli Kızın Aşk Şarkısı

    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
    Açarım gözkapaklarımı ve doğar herşey yeniden.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Yıldızlar vals yaparlar, kırmızı ve mavi,
    Ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden:
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

    Düşledim büyüyle beni yatağa çektiğini
    Ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Devrilir gökten Tanrı, solar cehennem ateşleri:
    Melek ve Şeytan’ın adamları çeker giderken:
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

    Hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini,
    Fakat yaşlandım, artık unuttum ismini.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
    Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:35   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    The Moon and the Yew Tree
    by Sylvia Plath

    This is the light of the mind, cold and planetary
    The trees of the mind are black. The light is blue.
    The grasses unload their griefs on my feet as if I were God
    Prickling my ankles and murmuring of their humility
    Fumy, spiritous mists inhabit this place.
    Separated from my house by a row of headstones.
    I simply cannot see where there is to get to.

    The moon is no door. It is a face in its own right,
    White as a knuckle and terribly upset.
    It drags the sea after it like a dark crime; it is quiet
    With the O-gape of complete despair. I live here.
    Twice on Sunday, the bells startle the sky -
    Eight great tongues affirming the Resurrection
    At the end, they soberly bong out their names.

    The yew tree points up, it has a Gothic shape.
    The eyes lift after it and find the moon.
    The moon is my mother. She is not sweet like Mary.
    Her blue garments unloose small bats and owls.
    How I would like to believe in tenderness -
    The face of the effigy, gentled by candles,
    Bending, on me in particular, its mild eyes.

    I have fallen a long way. Clouds are flowering
    Blue and mystical over the face of the stars
    Inside the church, the saints will all be blue,
    Floating on their delicate feet over the cold pews,
    Their hands and faces stiff with holiness.
    The moon sees nothing of this. She is bald and wild.
    And the message of the yew tree is blackness - blackness and silence.

    ___________________________________________________

    Ay ve Porsukağacı

    Belleğin ışığıdır bu, soğuk ve gezegensi
    Siyahtır belleğin ağaçları. Mavidir ışık.
    Sanki Tanrı’yım da, gamlarını boşaltır çimenler ayaklarıma
    İğneler ayak bileklerimi ve mırıldanır tevazularını
    Buharlı, manevi sisler yaşar bu yerde.
    Bir dizi mezar taşı var evimle arasında.
    Göremem hemencecik nereye varılacağını.

    Kapı değildir ay. Kendi halinde bir yüzdür,
    Beyazdır parmak boğumları misali ve müthiş sinirli.
    Karanlık bir suç gibi çeker denizi arkasından; sessizdir
    Büsbütün umutsuzluğuyla O-şaşkınlığının. Burada yaşarım.
    Pazarları iki kez, ürkütür çanlar göğü –
    Diriliş’i onaylayan sekiz büyük çan dili
    Nihayet, gösterişsizce çınlatır adlarını.

    Yukarıyı işaretler porsukağacı, biçimi Gotik’tir.
    İzler onu gözler ve ay’ı bulurlar.
    Annemdir ay. Mary gibi şirin değildir.
    Mavi urbaları salıverir küçük yarasaları ve baykuşları.
    Nasıl isterdim ki şefkate inanaydım –
    Portrenin yüzü, mumlarla mutedil,
    Eğilir, benim üzerime özellikle, uysal gözleriyle.

    Düşmüştüm çok ötelere. Çiçekleniyor bulutlar
    Mavi ve gizemli yıldızların yüzünde
    Kilisenin içinde, azizlerin hepsi mavi olacak,
    Soğuk sıraların üstünde narin ayaklarıyla yüzerek,
    Katılaşmış elleri ve yüzleri kutsallıkla.
    Ay görmüyor bunların hiç birini. Kel ve yabanıl kadın.
    Ve porsukağacının iletisi karanlıktır - karanlık ve sessizlik.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD) .
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:30   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Mushrooms
    by Sylvia Plath

    Overnight, very
    Whitely, discreetly,
    Very quietly

    Our toes, our noses
    Take hold on the loam,
    Acquire the air.

    Nobody sees us,
    Stops us, betrays us;
    The small grains make room.

    Soft fists insist on
    Heaving the needles,
    The leafy bedding,

    Even the paving.
    Our hammers, our rams,
    Earless and eyeless,

    Perfectly voiceless,
    Widen the crannies,
    Shoulder through holes. We

    Diet on water,
    On crumbs of shadow,
    Bland-mannered, asking

    Little or nothing.
    So many of us!
    So many of us!

    We are shelves, we are
    Tables, we are meek,
    We are edible,

    Nudgers and shovers
    In spite of ourselves.
    Our kind multiplies:

    We shall by morning
    Inherit the earth.
    Our foot's in the door.
    _________________________________________________

    Mantarlar

    Geceleyin, hayli
    Beyazca, tedbirli,
    Sessizce hayli,

    Bulup humusta dayanağını
    Ayak parmaklarımız, burunlarımız,
    Ele geçirir havayı.

    Gören yok bizi,
    Bizi durduran, aldatan bizi;
    Küçük tohumlar oluşturur gözeyi.

    Uysal yumruklar diretir
    İğneleri kaldırmayı,
    Yapraklı yatağı.

    Döşemeyi bile.
    Çekiçlerimiz, şahmerdanlarımız,
    Gözsüz ve kulaksız.

    Kusursuzca tınısız,
    Genişletir yarıkları,
    Delikler arasından omuz. Biz

    Besleniriz suyla,
    Gölge kırıntılarıyla,
    Terbiyeliyiz, istediğimiz

    Küçüktür ya da bir hiç.
    Ne de çoğuz!
    Ne de çoğuz!

    Raflarız, biz
    Masalarız, uysalız,
    Yenir yutuluruz,

    Dürtükleyen ve itekleyenleriz
    Kendimize rağmen.
    Çoğalır cinsimiz:

    Sabahla birlikte
    Miras kalır dünya bize.
    Ayağımız eşikte.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:28   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Nick and the Candlestick
    by Sylvia Plath

    I am a miner. The light burns blue.
    Waxy stalactites
    Drip and thicken, tears

    The earthen womb
    Exudes from its dead boredom.
    Black bat airs

    Wrap me, raggy shawls,
    Cold homicides.
    They weld to me like plums.

    Old cave of calcium
    Icicles, old echoer.
    Even the newts are white,

    Those holy Joes.
    And the fish, the fish -
    Christ! they are panes of ice,

    A vice of knives,
    A piranha
    Religion, drinking

    Its first communion out of my live toes.
    The candle
    Gulps and recovers its small altitude,

    Its yellows hearten.
    O love, how did you get here?
    O embryo

    Remembering, even in sleep,
    Your crossed position.
    The blood blooms clean

    In you, ruby.
    The pain
    You wake to is not yours.

    Love, love,
    I have hung our cave with roses,
    With soft rugs -

    The last of Victoriana.
    Let the stars
    Plummet to their dark address,

    Let the mercuric
    Atoms that cripple drip
    Into the terrible well,

    You are the one
    Solid the spaces lean on, envious.
    You are the baby in the barn.
    __________________________________________

    Nick ve Şamdan

    Bir madenciyim ben. Mavi yanar ışık.
    Balmumu sarkıtlar
    Damlar ve koyulaşır, yırtar

    Topraksı dölyatağı,
    Sızar kendi ölü bıkkınlığından.
    Siyah yarasa havalanıp

    Sarmalar beni, paçavra şallar,
    Soğuk cinayetler.
    Erikler gibi yapışır bana.

    Kalsiyum sarkıtlarının o eski
    Mağarası, eski yankılar.
    Semenderler bile beyaz,

    Şu mübarek adamlar.
    Ve o balıklar, o balıklar –
    İsa! Buz levhalarıdır onlar,

    Bıçakların bir ahlâksızlığı
    Bir çapulcu
    Din, içerek ilk komünyonunu

    Canlı ayak parmaklarımdan,
    Yutkunur ve kazanır yeniden irtifasını
    Şamdan,

    Canlanır sarıları.
    Ey canım, nasıl geldin buraya?
    Ey embriyo

    Anımsayarak, uykuda bile,
    Çapraz duruşunu senin.
    Çiçeklenir duru kan

    Sende, yakut rengi.
    Senin değil uyandığın
    Bu acı.

    Aşkım, aşkım
    Mağaramıza güller astım,
    Yumuşak örtülerle –

    Viktorya zamanının sonundan.
    Bırak yıldızlar
    Düşsün karanlık adreslerinin dikine,

    Bırak cıva
    Atomlar kötürümsü damlasın
    O korkunç kuyuya,

    Boşlukların kıskanarak yaslandığı
    Gerçeksin sen.
    O ahırdaki bebeksin sen.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:26   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yalnızlığını, acısını, korkusunu anladığım.

    duyuyor musun?

    ahulan   15 Ocak 2008 00:56   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Aşağıda 'ın adlı şiirinin çevirisi tarafımca yayınlanmıştır.Şunu belirtmek istiyorum,onun şiirleri şimdiye kadar hiçbir zaman Türkçe'ye layıkıyla çevrilemedi. 'a saygısızlık etmek asla haddime değil,ama onun ve diğer insanların yaptığı Sylvia çevirilerinde hep yorum görüyorum.Bense gerçekleri yumuşatmadan değiştirmeden,aynı anarşiyle aktarmaya çalıştım. Bu yüzden eğer bu çevirimi ve daha önce bu sayfada yayınladığım diğer Sylvia çevirilerimi herhangi bir yerde kullanacak olursanız,lütfen kaynak belirtin.Sylvia adı anılmayı fazlasıyla hak eden bir şair tanrıça,bense onu çeviren herhangi İngilizce bilen biri değilim.Tezini Sylvia Plath üzerine hazırlamakta olan bir öğrencisiyim.Bu ölümsüz şair benim için çok çok önemli,şiirleri yazıları günlükleri romanı öyküleri her şeyiyle...Hassasiyetimi anlayışla karşılamanızı diliyor ve sizi Svie'ciğimin mısralarına bırakıyorum;

    Babacığım

    Yapma,Yapma.
    Artık siyah ayakkabı yok,
    İçinde bir ayakmışım gibi yaşadığım,
    30 yıl boyunca,sefil ve beyaz
    nadiren nefes almaya ya da hapşurmaya cesaret edebildiğim.

    Baba,seni öldürmek zorundaydım,
    Ben buna zaman bulamadan sen öldün-
    Ağır-mermerden,koca bir çanta dolusu tanrı-
    Gri bir tırnağı olan iğrenç bir heykel
    San Fransisco fok balığı gibi devasa.

    O tuhaf Atlantik sularındaki başın
    Fasulye yeşili dökerdi
    Güzelim Nauset açıklarına.
    Tanrıya dua ederdim iyileştirsin diye,
    Seni,ah..

    Alman diliyle,
    Savaş,savaş,savaş
    silindirlerinin yerle bir ettiği
    bir Polonya şehrinde
    Bu şehrin adını herkes bilir
    Polonyalı arkadaşım öyle diyor

    Bir iki düzine kadar varmış.
    Bu yüzden nereye ayak bastın,nereye kök saldın
    Hiç bilemem
    Seninle hiç konuşamadım ki
    Damağıma yapışıp kaldı dilim

    Dikenli tellere takılıp kaldı
    ich,ich,ich.
    Çok zor konuşabiliyordum
    Her Alman'ı sen sanırdım
    Hele o korkunç dili

    Bir lokomotif,
    Beni bir Yahudiymişim gibi alıp çuf çuf götüren bir lokomotif.
    Dachau'ya,Auschwitz'e,Belsen'e...
    Yahudiymişim gibi düşünmeye başladım,
    Sanırım pekala bir Yahudi de olabilirim.

    Tyrol'ün karları
    Viyana'nın saf birası gibi
    Temiz ya da gerçek değildir.
    Çingene atalarım,tuhaf kaderim
    Ve Tarot kartlarımla,Tarot kartlarımla
    Biraz Yahudi olabilirim.

    Her zaman senden korktum
    Hava kuvvetlerinden,lafı ağzında gevelemenden
    O düzgün bıyığından
    Ve o kupkuru gözlerinin parlak mavisinden
    Seni tankçı,tankçı...

    Tanrı değil,bir gamalı haçsın sen
    Hiç gökyüzüne geçit vermeyecek kadar karasın
    Her kadın bir faşiste aşık olur
    Sert yüzüne,Sert...
    Senin gibi kaba birinin vahşi kalbine.

    Kara tahtanın önünde duruyorsun,babacığım
    Bendeki fotografında
    Ayakların yerine çenen ikiye ayrılmış
    Ama bu yüzden daha az şeytan sayılmazsın,hayır
    Daha az şeytan değilsin o siyah adamdan,

    Küçük kırmızı kalbimi ısırıp ikiye ayıran.
    Seni gömdüklerinde ben on yaşındaydım
    Yirmi yaşımdaysa ölmeyi denedim
    Ve sana dönmeyi,dönmeyi.
    Kemiklerim bile bunu yapar sandım.

    Ama beni kefenden çıkardılar,
    Tutkalla geri yapıştırdılar parçalarımı
    Ve o zaman ne yapmam gerektiğini öğrendim,
    Bir modelini yarattım senin,
    Karalar giymiş bir adam,Meinkampf bakışlı

    Eziyet etmeye ve uçkuruna düşkün
    Ve sonra evet dedim,evet,evet.
    Babacığım,işte böyle,sonunda bitirdim.
    Kara telefon kökünden kesildi,
    Korkak sesler artık iletilemez.

    Bir adam öldürdüm,ikincisini de;
    Sen olduğunu söyleyip
    Bir yıl,doğrusunu istersen yedi yıl,
    Boyunca kanımı emen vampiri de.
    Babacığım şimdi geri yatabilirsin.

    Tombul siyah kalbine saplanmış bir kazıkla.
    Köylüler bile hiç hoşlanmadılar senden
    Şimdi üzerinde dans edip tepiniyorlar.
    Sen olduğunu hep biliyorlardı.
    Babacığım,babacığım,seni pislik herif,
    Seninle işim bitti.!

    jollifemme   15 Ocak 2008 00:55   aferim     (3 puan)  |   Yk 

    bir kadın şairden etkilenebileceğimi hiç düşünmezdim...

    olumuolmedenanlama   03 Ocak 2008 03:08   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    olumuolmedenanlama   03 Ocak 2008 03:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    olumuolmedenanlama   03 Ocak 2008 03:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Kafasını mikro dalga fırına sokmak suretiyle intihar teşebbüsünde bulunan Amerikalı şair ve yazar.

    beirutbeirut   29 Aralık 2007 00:55   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    sanatsal bir ölüm hazırladım kendime
    şu an sadece yükseliyorum
    bilmem ne zaman düşeceğim-düş-ecekmiyim?
    iyi gibi
    ya ölmezsem.

    tazegelin   26 Aralık 2007 21:47   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    "cesaretini istiyorum bir cicegin"

    Jell Bar kitabı başucu kitaplarımdandır..şiddetle tavsiye ederim..

    bad time stories   24 Aralık 2007 18:30   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    sevgili sylvia…

    bu gece senin için ağladım, kulaklarıma sarılarak uykuya dalan bir bebeğin koynunda… sonra uyanıp hani o günün en kötü saatleri dediğin üç ile dört arasında, çöküp bir duvar dibinde yıldızlara baktım. bir sigara yakıp tertemiz ciğerlerini düşündüm senin. kirletilen hangi yaşama organındı, ölme organlarını harekete geçiren? biliyorsun; seni en iyi ben anlayabiliyorum, ölümün bizi kardeş ettiği o akşamdan beri. damarlarımızda dolaşan aynı kanı durdurmayı seçtiğinde sen, hani benimki daha dolaşmaya bile başlamamışken… şubat ölmek için iyi bir mevsimdi, evet en son buna gülümsemiştin. bir kutuya dönüştüğünde soluduğun dünya, eline verilmiş iki gülle sen, hani hiç kimse yokken… saatlerce ifadesiz yüzünle kaldığın o soğuk odaları, o büyük yatakları en iyi ben bildim hep. ah hüzünlü adaşım… bir şeyin olmasından çok korkarsan eğer, onun olmasını sağlardın ha? hepsi senin suçundu elbette, ne işin vardı, başkalarına aydınlatmak için kendini yalnız bıraktığın o karanlık evlerde?..

    ah, sana nasıl kızdım hep bir bilsen… içimde kırılıp sızlayan her bir sözünde öfke vardı en çok! istemediği halde ölmek –hiçbirimiz istemeyiz biliyorsun- nasıl bir histi? tek bir uykusuz gecene -“ah, o kadar yorgunum ki…”-, tek bir damla gözyaşına, ve içinde kalmış hiçbir yaşanmamışlığa değdi mi? tek bir şiirine sığdı mı gidenlerin hiçbiri?

    -“seni pislik, artık bitti!”-

    bu sabah, sana bir söz verdim… bir deri bir kemik olabilirim ben de… ve japonların kafiye için orda olmadıklarını ben de iyi bilirim. hani sormuştun ya; “peki hayat yeterince kötü olmaya başladığında ne yapıyorsun?” diye… benim cevabım da yok. ben de dirildim bir kez, ah lady lazarus… sana güzel yalanlar söyleyemem şimdi, ama ne yapacağımı bilmesem de, ne yapmayacağımı biliyorum;

    bir gün… ölmem gerektiğinde, ilgilenilmesi gereken kimseyi bırakmayacağım ben… sabah uyandıklarında içmeleri için iki bardak süt de olmayacak evimde! beni hayatın içinde tutamayacak hiç kimseyi, hayatın içine doğurmayacağım!

    ölmüş olsak da, ölümden sonrasını hatırlayamıyorduk kan kesilen jeti durdurmadıkça… şiir durduğunda ben, bir tek senin yanında olmayı istiyorum, şahane pastalar yapabilmek için…

    “insanların umurunda değilim. tanrı’nın da… belki cehenneme sığınabilirim …” demiştin. sığındın da…

    beni beklerken şiir yaz, sıkılma.

    olumuolmedenanlama   07 Aralık 2007 00:04   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    ölmek bir sanattır
    her şey gibi eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi,
    öyle ustaca ki insana korkunç geliyor
    öyle ustaca ki gerçeklik duygusu veriyor
    bu konuda iddialıyım sanırım.

    olumuolmedenanlama   30 Kasım 2007 23:00   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Antagonist

    Sana benzerdi ay,gülümseseydi
    Güzel birşeyle aynı görünüşü
    Bırakıyorsun,ama yok ederek.
    Işık ödünç almada yok siz ikinizin üzerine.
    O-gürültücü ağzı dünyaya kederlenir,seninse dünya umrunda değil.

    Senin en önemli yeteneğin herşeyi taşa çevirebilmektir.
    Bir anıtkabre uyanıyorum;sen buradasın,
    Parmaklarını mermer masaya vuruyorsun,sigara arıyorsun,
    Bir kadının olabileceği gibi garez dolusun,ama fazla da gergin değil.
    Yanıtlamaz birşeyler söylemeye can atıyorsun.

    Ay da aşağılar etkisi altındakileri,
    Ama gündüz vakti çok gülünçtür.
    Öte yandan senin tatminsizliklerin,
    Ne güzel,düzenli olarak çıkar posta kutumdan,
    Siyah ve beyazdır,karbon monoksit gibi yayılır.

    Bir gün yok ki senden haber gelmesin,
    Belki Afrika'da geziyorsun,ama beni düşünüyorsundur.

    Sylvia Plath- Temmuz 1961

    jollifemme   22 Kasım 2007 10:40   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :ruby

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.