Solaris'i baştan aşağı yeniden yorumlamış, hatta belki yeniden yaratmış. Soderbergh'in Solaris'ini izleyenler belki bilirler,romanın ruhunu asıl Soderbergh vermektedir. Ama işte Tarkovsky, Kubrick gibi yönetmenler uyarlamalarında mutlaka kendinden çok şey katarlar. Herkesten farklı baktıkları için zaten büyük yönetmenlerdir bence.
Tarz olarak benziyorlar tabii ama, bizimkilerden nuri bilge ceylan, zeki demirkubuzu'ın fln tamamen Tarkovsky özentisi olduğuna katılmıyorum. Semih Kaplanoğlu taklit ediyor olabilir belki, yumurta filmindeki birçok sahne gerçekten bana da Stalker'ı hatırlattı.
başka birçok özelliğinin yanında, kadraj / dekadraj ustası, dahisi, artık ne demek gerekiyorsa. Atilla Dorsay'ın (belki de hayatında söylediği tek doğru sinema yorumu olarak) Stalker'dan söz ederken dediği gibi, "yedinci sanatın en uç noktası."
hareketten basit kaçma kovalamacayı anlayanların yavaş bulacağı birçok sekansı sinemanın hareket yasalarını oluşturacak denli karmaşık ve derinliklidir. Stalker'daki ilkel tuzak dedektörüyle yürüme ya da Nosthalgia'daki yanan mumla havuzu geçme fikrini okullarda ders olarak okuturlar.
Zerkalo'da rüzgârda dalgalanan çayırı, Solaris'teki "okyanus" dokusunu, Andrei Rublev'deki soytarının yağmurda dövülmesini... Bir Tarkovsky kadrajını, sanıyorum iyi bir izleyici, bir kez gördükten sonra asla unutamaz.
Nuri olsun, Bilge olsun, Ceylan olsun, kendileri fotoğrafçılığını takdir ettiğimiz kişiler olmasına karşın, sinemada Tarkovsky'yi taklit etmeye çalıştıklarında, gerçek bir insanın yanındaki balmumu kopyası gibi kalmaktadırlar.