1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

tezer özlü ile ilgiliyim diyenler

toplam 172 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.


tezer özlü hakkında tezer özlü

~79 ahkam var. 1 2 3 4 önceki sayfa »

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.

    Bittim, yaşamımı kapattım.

    ayrikkotu   09 Eylül 2008 13:12   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    hepimiz kendimizi cezalandırmak için yaşıyoruz demişti pavese'ye gönderme yaprak. çok haklıydı mutlu da görünsek mutsuz da görünsek hepimiz her gün,her saat kendimizi cezalandırıyoruz, yaşayarak yapıyoruz bunu işte.

    diogenes   30 Ağustos 2008 21:41   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    gazeteyi elime aldığımda tezeri görür görmez hele hele bir yıldırım türker yazısında kalp atışlarımın hızlandığını hissettim...bu adam hiç bir zaman hayal kırıklığına uğratmaz insanı..basit ama yoğun sözcükleriyle tezer bu kadar güzel anlatılabilirdi..hemde benim kitaplarında ki en çok sevdiğim kısımlardan alıntı yaparak.

    zorgetbetty   30 Ağustos 2008 18:01   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Sevgili Tezer;
    Sana bu gecikmiş mektubu yazmaya oturduğumdan beri belleğime bir fotograf gibi kazınmış olan o görüntüden kurtulamıyorum. Üstünden on yıllar geçmiş. Ankara’dayım henüz. Edepsizcesine gencim. Hayat, sanki her köşebaşında pusu kurmuş, bana serüvenler hazırlıyor. Yüreğim ağzımda geziyorum sokaklarda. Bir gece, neden çağrılı olduğumu hatırlayamadığım bir evde... Birkaç kişiyiz. Önden giriyorum. Salona adımımı attığım anda bir film karesine sızmışlık duygusu. Boş salonda, geniş kanepede tuhaf bir kedi uyumuyla oturan ince, sarışın bir kadın. Nedense o an; seni ilk gördüğüm an belki de yakalayabildiğim tek an. Sonrası hep izini sürmek oldu. Pavese’nin izini sürdüğün gibi.
    Sen Zürih’e giderken yazışmaya karar vermiştik. Belki bir kitap yaparız sonra, demiştin. Ama olmadı. Notlarından birinde diyorsun ki, “Özlem duygusu bende giderek ölüyor. Ancak çok sık gördüğümü ya da ölenleri özlüyorum. Ardından ‘Kalanlar’ adıyla basılan kitabında en yoğun şiddetle hissettiğim cümlelerinden biri bu oldu. Sana yazamadım. Sen de yazmadın. İşte ben seni şimdi çok özlüyorum.
    Seni özledikçe unutuyorum. Gün günden sisler içinde yitip gidiyorsun. Bellek yitimi gibi. Seni unutuyorum. Yazdıkların, senden bağımsız metinlere dönüşüyor. O an korkuyla fark ediyorum, onları yazan insanı hiç tanımamışım gibi merak ettiğimi. Yazdıklarını yeniden okurken, onları yazan yazarı, insanı, kadını, tanımadığım o kişiyi kafamda kurarken yakaladığım oluyor kendimi. Sarışın, ince bir kadın kuruyorum. Yine güzel, yine şaşırtıcı boğuk bir sesle kesik kesik konuşup sigaralar içen bir kadın. Kendimi yakaladığım zaman senin yazdıklarına ne kadar benzediğini düşünüyorum.
    Seni hatırlamak, gitmek gibi bir şey. Belki hep ‘gitmek’i yazdığın için. Can yakıcı.
    Bir yanıyla da yük atar gibi, ama her şeyi terk ederken dahi durmadan dönüp ardına bakan insanların gidişi gibi. Bir daha hiç geri dönmeyenlerin gidişi gibi.
    ‘Çocukluğun Soğuk Geceleri’nde, ‘Pazar günleri... Şimdilerde... sokak aralarından geçerken... gözüme picamalı aile babaları ilişirse, kışın, yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim... evlerin pencere camları buharlanmışsa... odaların içine asılmış çamaşırlar görürsem... bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa, radyolardan naklen futbol maçları yayınlanıyorsa, tartışan insanların sesleri sokaklara dek yansıyorsa, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek... isterim hep” yazan, çoktan gitti.
    “Bir ana ve babadan olma değilim... Doğumum bile bir kökünden kopma idi. Köklerimi hiç aramadım. İçerisinde severek yaşayabileceğim arka dünyalardan kopma köklerim olabilirdi. Annem ve babam gibi, tüm kentler, ülkeler, günler, geceler, her gökyüzü de yabancı kaldı bana” diyordun notlarında.
    Şimdi şu dünyayla barışmışların çağsamayla andığı o korkunç sıkıntıyı, o orta sınıf cehennemini, kendine hiç acımadan, bir tek sen yazdın. Kuşağının, sınıfının, bütün güdük oyunların mızıkçısıydın.
    Çocukluğunun geçtiği yerlerde gezindim birkaç kez. Çelebi Apartmanı’nı aradım. O yangın mahallelerini aradım. Saat kulesinin önündeki alandan kalkan otobüslere bakıp seyahat edenleri gıptayla seyreden, içinden ‘bir gün uzak dünyaları ben de tanıyacağım’ diye geçiren o küçük kızı aradım durdum. O eski yangın mahalleleri bütün şehir gibi değişmişti. Oysa o can sıkıntısı, o küçük kız çocuklarının üstüne basan hayat olduğu gibi sürüyordu.
    Öğretmenleri, doktorları, babaları ve polisleriyle üstüne saldıran dünya seni acıttıkça yazdın. Yazı, sana hep acı verdi. Yazarken adeta fiziksel bir acı çektiğini anlatmıştın bana. Yazıyı sorguladın. Sözcükler sana hiçbir zaman yetmedi. Ama onlardan başka sığınacak yerin yoktu.
    Seninle uzun uzun deliliği konuşmuştuk.
    Hep dünyanın kıyısından sarktın.
    Elektriğin sağaltıcı gücüne büyük inanç besleyen iktidara çarptın. Yenilmedin. Hep kendin oldun. Sonuna dek kendini ‘buzda bir balık’ gibi hissettin. Hep,
    ‘bağımsızlık, özgürlük, uyum sağlamak zorunda olmamak’dı özlemin. Kısa yaşadın. Hayatından olağanüstü bir güzellik kaldı geriye. Şimdi sana ancak Pavese için yazdıklarını tekrarlayabilirim: Tezer Özlü; “Bu kahrolası yeryüzünün büyük yalnızı. Seni ne denli seviyorum.” yıldırım türker/radikal 30 ağustos

    zorgetbetty   30 Ağustos 2008 17:57   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yok işte anlamak lazım...

    caspers   08 Ağustos 2008 01:48   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Dört bin nüfuslu bir Anadolu kasabasında dünyaya bakmayı öğrendim. Altı yaşındaydım. Dünyanın sonsuz büyüklüğünü hissettim ve gitmem, çok uzaklara gitmem gerektiğine inandım..."

    carol   05 Ağustos 2008 15:39   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    "insan yirmi yaşında ya toplumun akılla bağdaşmayan düzenine girer ya da var olur" diyendir

    visne agaci   01 Ağustos 2008 23:12   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    hayat yaşanmadığı kadar vardır
    ötesi ya hafızadaki anı
    ya hayaldeki ümittir
    hüsranı ise tek bi yerde kabul edebilirim
    yaşamak mümkünken
    yaşamamış olmakta.

    miau   24 Temmuz 2008 02:46   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    hayatımın kadını. işte bu. hissettiğim bu dedirten yazar.. gerçek bir yazar

    liuli   20 Temmuz 2008 22:26   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ve tanrı kadını yarattı !

    studyo la   20 Temmuz 2008 22:25   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    farklı bir yazar.. okurken kendi içine alıyor sizi...

    "güzel olan,gerçek olan, dış dünya ve o dünyanın insanın kulaklarına varan uğultusudur."
    sevdigim bir cumlesi.

    yesil kurdele   16 Haziran 2008 14:00   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    seviyorum bu kadını, herşeyiyle, her kelimesiyle..
    bu kadının sevmesini, dokunmasını, yazmasını, görmesini, gecesini, gündüzünü..
    seviyorum her bir ivmesini.
    ah tezer, ne çok benimsettin kendini..

    houseofholy   31 Mayıs 2008 00:25   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Okuyup okuyup hayran olduğum en garibi de okurken sanki yanıbaşımdaymış gibi hissettiğim tek yazar o.

    preny   31 Mayıs 2008 00:22   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşuk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama dileği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlama gereği duymayan insanlar, sevgileri de derinliğini duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an.

    xiloperisan   25 Mayıs 2008 22:26   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    'cümleler'den (sayfa 31- 33) :

    -Hiç kimseyle kendimle bile yaşlanmak istemiyorum.
    -Sağlıklı kalmak için koşamam. Soluk alayım yeter.
    -Şunu öğrenmelisin: Sen hiçbir işe yaramaz değilsin. Seni senden çalan toplumdur.
    -Ben, belli bir ülkesi olmayan insanlardanım.
    -Son bireye kadar savaşmak, kendini feda etmek, yanlış bir kahramanlıktır.
    -Aşk acısı çekmedim hiç, çünkü dünyanın verdiği acı her zaman güçlüydü.
    -Dünyanın acısı olmasaydı taze yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarının anlamı olmazdı.
    -Uzandığımda herşey üzerime yığıldı. Tavana kadar uzanan çini soba, duvar kağıtları, kentler. Yorgunum.
    -Gece, gündüzün devamı değildir.
    -Asalet ve rütbe ile ilgili kavramları hiçbir dilde öğrenmeyi başaramadım.
    -Meyhanelerde umutsuz bir bekleyiş vardır –kendi kendini bekleyiş.
    -insanın kendi dünyası dışında yaşayacağı bir dünya yoktur.
    -Herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda yaşamım bitti. Bilmiyorum, nerede, ne zaman. Ve işte o bittiği yerde başladı. Acının sonunda. Acı ile.
    -Bittim, yaşamımı kapattım..

    endless666   25 Mayıs 2008 13:02   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Tezer Özlü, yaşarken yayımladığı üç "farklı" kitabıyla edebiyatımızın çok erken yaşta yitirdiği en özgün kalemlerden biri oldu.

    Okurken aldığım notlardan bazıları:

    Çocukluğun Soğuk Geceleri, Yapı Kredi Yayınları, 5.Baskı

    • “Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni, kendimi öldürmeye iten bir kaygı. Karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. Herkes her geceki uykusunu uyuyor. Ev soğuk. Çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. Günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. Kusmamak için üstüne reçelli ekmek yiyiyorum. Genç bir kızım. Ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. Sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun. Bir haykırış! Sessizce yatağa dönüyorum. Ölümü ve yokluğu üzerine uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor. Şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor. Korkacak birşey yok. Kırlarda koşuyorum. Sanki bir deniz kentinde yaşamıyorum. Hep kırlar. Esintiyle birlikte eğilen otlar arasında bir başımayım. Birazdan ölüm beni alacak.“ (Ev, sayfa: 12)
    • “O geldiğinde, mum ışığında güzel gözlü bir delikanlıyla yemek yiyiyorum. Kırmızı şarap içiyoruz. Kapı çalıyor. Neden onunla yaşamayı istemediğimi yazdığım an çıkıp geldi. İşte karşımda. Üzerime atlıyor. Beni odaya, yatağın üzerine sürüklüyor…

    -Yapma!
    -Sana ne oldu? Sensiz yaşayamam.
    -Yaşarsın.Herkes herkessiz yaşayabilir.Bizim ilişkimiz bitti.Seninle ilk yattığımız gecelerde bile,sanki sevişmenin sonunda kollarımda bir ölü kalıyordu.Birbirimizi boşluğa sürüklüyoruz, öldürüyoruz.
    -Birlikte ölelim!
    -Ne farkı var.İstersen bahçeye bir çukur kazıp, ikimizi gömsünler.
    -Gömsünler, isterim.
    -Gömmesinler.Gel otur, getirdiğin konyaktan içelim.Sevdiğin kenti anlat.” (Leo Ferre’nin konseri, sayfa: 33)

    • “Saplantıların acıları ,burada da sürüyor.Uyandığım an başlayan,uykunun derinliklerinde ancak biraz azalan acı.Arkadaşlarıma belli etmemeye çalışıyorum.Onlar şakacı,özgür “beni” arıyor.Bulamıyor.Onların dünyasında iniş çıkışlar bu denli büyük değil.Onların dünyasında çoşku delilik derecesine varmıyor.Onların dünyasında bunalım ölüm korkusuna,belki de ölüm isteğine dönüşmüyor.Onlar yemek yemeyi her zaman seviyor.Düzenli yemek yiyorlar.Duygusal coşkular yemek gibi beslemiyor onları.Onlar işlerine inanmış.Onlar “başkaldırmayı” savunurken,belli bir düzenin akışındaki yerlerini korumaya çalışıyorlar.Onlar, dolmuşa biner gibi evlenip, iner gibi boşanmıyor.” (Leo Ferre’nin konseri, sayfa: 41)
    • Elektroşokun başlangıcı ve bitişi vardır.Ve ortası yoktur.İnsan için, hasta insan için.Ama ben o ölüm ortasını yaşadım.Ve işte şokun tam ortasındayım.Elektroşok verilirken düşünüyorum ve duyuyorum:

    “….İşte şimdi olaylar o denli ileri gitti ki, bana elektroşok veriyorlar/belki de beni elektroşokla konuşturma yöntemine gidiyorlar/doktor eve gelmiş olmalı/üstelik elindeki şok gereci garip bir gereç/tahta bir boyacı sandığı gibi/kimbilir belki de elektriği iyi ayarlayamadı/ya da kent ceryanı işte/yükselir alçalır/ve öldürür insanı/ve işte beni şimdi evimde şok komasına soktular/konuşturmak mı istiyorlar/kocam gerçekten aldatılıp aldatılmadığını öğrenmek mi istiyor/aldatılsa ne olur aldatılmasa ne olur/konuşturuyorlar mı/konuşuyor muyum/bana bunu yapmamalıydılar/bir gizlim yok ki/hepsine her zaman hastayken de iyi davrandım/kimseye bağırmadım/kimseye saldırmadım/acıları kendim çektim her zaman/öleceğim de ne olacak/ölsem ne olur/ama şokun derecesini çok kaçırdılar/işte elektriğin dişlerimdeki metal dolgulardaki titreşimini duyuyorum/dayanılır gibi değil/böyle şoklar altında ölenler olduğunu biliyorum/bunları bana anlatmışlardı/hastanelerde dersleri dinlerken duymuştum/öğrenmiştim/başımda Süm var mı/olamaz/annem erkek kardeşim kocam/şok içinde onların başımda olduğunu anlıyorum/doktorun da kim olduğunu biliyorum/biraz sonra gözlerimi kapayınca öleceğim/artık uğraşacak kimseleri kalmayacak/istedikleri ne/yaşamımı elektrikle bitirecek kadar/kızmıyorum/salt iyiliğimi istiyorlar/doğal bir olay mı bu/yaşayarak düşünerek yaşanacak olay mı bu/belki de doğal “

    -Ölüyorum, devrimci mücadeleyi bensiz sürdürün, diyorum. (Ne 12 Mart döneminde, ne öncesi ne de sonrası devrimci mücadele içinde kendime bir yer vermiş değilim.Düşünce ve davranışlarım küçük burjuva özgürlüklerinin sıkıcı sınırlarını yıkmaktan öte bir anlam taşımaz.) (Leo Ferre’nin konseri, sayfa: 47)

    Kalanlar,Yapı Kredi Yayınları, 3.Baskı

    • “Yaşamımın annemin ve babamın yaşamıyla bir ilintisi olmadığını düşünüyorum. Bir ana ve babadan olma değilim. Bir yaban otu gibi Anadolu yaylasında bittim. Doğumum bile bir kökünden kopma idi. Köklerimi hiç aramadım. İçerisinde severek yaşayabileceğim arka dünyalardan kopma köklerim olabilirdi. Annem ve babam gibi, tüm kentler, ülkeler, günler, geceler, her gökyüzü de yabancı kaldı bana. İnsanlara daha fazla yaklaştıkça bu saydıklarımdan daha fazla uzaklaşıyorum. Gökyüzünden, onun ışıklarından, gün batımlarından, karanlıklardan ve bulutlardan, kendi çıktığım karanlığa ulaşıncaya kadar onlardan uzaklaşacağım. “ Batı Günlüğü, sayfa: 16)
    • “Yarın 1 Kasım. Ölme ayı. Yıl. Işık. İnsanların ufak sevinçleri. Kasım-ölme ayı.” (Batı Günlüğü, sayfa: 21)
    • “Berlin’de herşeye veda edebileceğimi, ama ağaçlara veda edemeyeceğimi düşündüm.” (Batı Günlüğü, sayfa: 22)
    • “Ben Akdeniz’de güneşin altında öleceğim.” (Batı Günlüğü, sayfa: 23)
    • "Uzun zaman kalmadı. Önümde kalan zaman benim zamanım, benim can sıkıntım, benim Hiç’im, ama benim olacak.” (Batı Günlüğü, sayfa: 25)

    Cümleler’den (sayfa 31- 33) :

    -Hiç kimseyle kendimle bile yaşlanmak istemiyorum.
    -Sağlıklı kalmak için koşamam. Soluk alayım yeter.
    -Şunu öğrenmelisin: Sen hiçbir işe yaramaz değilsin. Seni senden çalan toplumdur.
    -Ben, belli bir ülkesi olmayan insanlardanım.
    -Son bireye kadar savaşmak, kendini feda etmek, yanlış bir kahramanlıktır.
    -Aşk acısı çekmedim hiç, çünkü dünyanın verdiği acı her zaman güçlüydü.
    -Dünyanın acısı olmasaydı taze yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarının anlamı olmazdı.
    -Uzandığımda herşey üzerime yığıldı. Tavana kadar uzanan çini soba, duvar kağıtları, kentler. Yorgunum.
    -Gece, gündüzün devamı değildir.
    -Asalet ve rütbe ile ilgili kavramları hiçbir dilde öğrenmeyi başaramadım.
    -Meyhanelerde umutsuz bir bekleyiş vardır –kendi kendini bekleyiş.
    -İnsanın kendi dünyası dışında yaşayacağı bir dünya yoktur.
    -Herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda yaşamım bitti. Bilmiyorum, nerede, ne zaman. Ve işte o bittiği yerde başladı. Acının sonunda. Acı ile.
    -Bittim, yaşamımı kapattım.

    • “Kendimi ayrılışların acılarına çoktan alıştırdım. Başlayan her ilişki güzelliklerin yanısıra arayışların da acılarını tattırdı bana. İçine daldığım en büyük mutluluklar her zaman acılarla, her yaşam da biraz olsun ölümle bezenmişti. Yaşamak, bu güç olguyu karşılamak için, başka bir seçenek bulamadığım için. Ölüm güç olduğu için. Yaşam nötron bombasına benzediği için.” (Sarı ve Puslu, sayfa: 39)
    • “Geldim. Doğru bahçeye koştum. Ağzıma üç yaprak verildi, zehirlendiğimi sandım. Akşamın yaklaştığının farkına varamadım. Sayısız parçalara bölünüşümü, benimle birlikte dünyanın da parçalanışını anımsıyorum.” (Sonsöz gibi, sayfa:47)
    • “Ben bendim. Zaman yaşanmış zamandı. Birkaç yaşanmış gün de eklenmişti bu zamana. Kemerle bağlanmıştım. Acılarım vardı, kendi kendimi kemere bağlı olarak iyileştirmek zorundaydım. (Sonsöz gibi, sayfa: 47)
    • "Doğumum bile bir kökünden kopma idi.On yaşıma kadar,çevremi,özellikle çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım...Yirmi yaşım ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım...Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım.Dünyayı kavradığım sandım...Kırk yaşındayım.Bugün, gecenin bazı saatlerinde kitlenin anlamsız gürültüsü içinde boğuluyorum...Kendimi öldürmeye çalışıyorum..Özlemlerim kalmadı. Bıraktım.Hepsini kendi ve benim dünyamı anlamaları için bıraktım...Ve bana ölümsüzlerin sonsuz acıları kaldı." (Kalanlar, arka kapak)

    puttanescaa   10 Mayıs 2008 18:10   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Doğumum bile bir kökünden kopma idi.On yaşıma kadar,çevremi,özellikle çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım...Yirmi yaşım ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım...Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım.Dünyayı kavradığım sandım...Kırk yaşındayım.Bugün, gecenin bazı saatlerinde kitlenin anlamsız gürültüsü içinde boğuluyorum...Kendimi öldürmeye çalışıyorum..Özlemlerim kalmadı. Bıraktım.Hepsini kendi ve benim dünyamı anlamaları için bıraktım...Ve bana ölümsüzlerin sonsuz acıları kaldı." (Kalanlar, arka kapak)

    senbilim   17 Nisan 2008 10:33   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, diriltiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanına ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.

    senbilim   17 Nisan 2008 10:29   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    eleştiriye gelince mangalda kül bırakmıyoruz neymiş edebiyata katkısı yokmuş bunu değerlendirecek olan zamandır değerlendirir ve tarihe not düşer. hangi bilgi birikimiyle... ne haddimize bu kadar çok eleştiriyoruz... boş tenekeler gibi daha çok ses çıkarınca dolu olduğumuzu ispatamı çalışıyoruz acaba ...

    senbilim   17 Nisan 2008 09:49   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    tezer özlü ye sadece depresif demek, onu anlayanları da herşeyden nefret eden bir kitle olarak tanımlamak çok büyük hata olur. aksine, bu baskıcı ve kaba dünyada tezer sınırsız sevgiye sahip, kırılgan biriydi. çektiği acı, buhranları bu yüzdendir.

    houseofholy   26 Şubat 2008 20:28   aferim     (2 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :modron

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.