toplam 10 kişi bulundu. 10 adedi gösteriliyor.
| tuttum | Toplum Ve Tarih |
| tuttum | lebrizz |
| tuttum | ilkveson |
| tuttum | ozanhan35 |
| tuttum | nazar1 |
| tuttum | ronzade |
| tuttum | delpieroerkan |
| tuttum | mayamaya |
| tuttum | operadakihayalet |
| tuttum | reconstructive |
~7 ahkam var.
korkaklık ve toplum alakasını pek kuramasam da toplumun bir üyesi olmanın kişinin tercihine bağlı olmadığını çok iyi biliyorum.hepimiz istesek de istemesek de belirli toplulukların ve bir bütün olarak yaşadığımız toplumun birer üyesiyiz. rollerimiz belki de biz doğmadan önce belirlendi ya da isteyerek/istemeyerek zamanla biz belirledik.. reddediş/kabulleniş arasındaki çelişkiyi yaşadığımız müdddetçe insanız ve hayattayız zaten..
bir avuç korkağın birbirinin sırtından geçinmek için toplanıp bir ömürlerini bu şekilde heba etmeleri.. bunada toplumsal yaşam diyip her dilde 1001 atasözü ile genç nesillere örnek teşkil olmaya çalışmaları. (bkz: 1 elin nesi var 2 elin sesi var)
ASİF ATA
TOPLUMLA GÖRÜŞ
“Mutlaka inam” 1. Kutsal Kitapdan
İnsan başkalarıyla birlikte yaşamağa can attı: o, kiminse elinden tutmalıydı, kimese yakın olmalıydı, hem de öz güçünü artırmalıydı. İnsan böyle sanıyordu ki, toplumda onun ruhsal kudreti daha parlak şekilde ortaya çıkacak. Bir sözle, insan topluma kavuştu, toplumun içinden özüne başçı seçti, ona farklı yanaştı, yükseltdi. Ona inandı.
Birlikte doğayı yendiler, dünyaya sahip oldular. Ancak insan özünü toplumda bulmadı, yitirdi ve şimdi de yitirmiş sayıyor. Farklı yanaştığı, özünden ayırdığı, yüceltdiği başçı özünü insana karşı koydu, özüyle insan arasında uçurum yarattı ve insanı hemin uçuruma attı. Öz muhteşemliğini tasdik eden başçı insanlığı unutdu ve insanı öz hizmetçisine çevirdi. İnsan öz işinin gölgesine dönüştü, ekinçi oldu, avcı oldu, ancak insan olmadı, toplumda insan kibi görünmedi.
Başçı insanın insani mahiyetini benimsedi. Sonralar devlet yarandı, başçı gitti, hükümdar geldi, insan hakiminin kölesi oldu, binler bir şahsa havale edildi. Toplumla insan arasında barışmazlık yarandı. Hükümdarlar muhteşem imperiyalar yarattılar ve binlerce insanı bu isteğe kurban verdiler. Onları insan saymadılar, asker saydılar.
Toplumda insan olmak ve asker olmak başka-başka şeyler idi. Hükümdarın ölümü toplum için görünmemiş faciaydı. Ancak binlerce adilerin ölümü ölüm değildi! “İnsan” sözünün anlamı değişmişti. Bu söz büyüklüğünü yitirmişti. Onun yerini başka anlayışlar tutmuştu: hakim, asilzade, rayet!
Artık insana ”insan” demiyorlardı. Çünki asil bütöv İnsan toplumdan dışlanmıştı. Toplumdasa insan yok idi. Hükümdar da insan değildi, korkunc, yad, heybetli kuvvetiydi! Asilzadede insanı aramıyorlardı. Var-devlet arıyorlardı. Rayet hiç tür insan değildi. Toplum onu insan saymıyordu. Ona karşı gaddar ve amansız idi. Rayetin akıbetinde insanlık yitmişti. Böylelikle de toplumu yaradan insan toplumda ölmüştü. Onun iç dünyasından toplumun haberi yok idi. Çünki o, gerekli değildi. Topluma insan yok, alet gerek idi. Topluma insanın istekleri, dilekleri gereksizdi. Çünki toplumda insan özü istediği kibi yaşamıyordu, istenilen kibi yaşıyordu. Toplum öz isteklerini gerçekleştirmekle uğraşıyordu ve insan mutluluğunu düşünmüyordu. Olağanüstü kudret muhtaşem devlet yaratıyordu ve insanı görünmemiş facialara sokuyordu. Ancak bu, facia sayılmıyordu, yetenek sayılıyordu. Saysız sineler dağlanıyordu, kentler, ülkeler dağıtılıyordu, insan başlarından evler yüceltiliyordu, ancak yetkili başkesenler lanetin karşılığı olarak sevgi kazanıyorlardı.
Doğrudur, böyle toplum insanı özüne perçinleye biliyordu. En korkulusu oydu ki, İnsan öz akıbetini özünde yok, toplumda aramağa başladı. Bu, ölüme mahkum olunanın öz mutluluğunu onu öldürende aramasına beraber idi. İnsan artık biliyordu ki, hükümdar öz işinde, isteğinde onun menfaatını hiç bir zaman düşünmeyecek, ona göre de ne dünyanın akıbeti, hatta özünün - insanın akıbeti de öz elinde değil! Bu onun yüreğini telaşla doldurdu! İnsan bir şahsıyet kibi parçalanıyor, paralanıyordu.
Toplum İNSANI sınıflara, sıralara bölmüştü. Bu, insanlar arasında yakınlığı öldürmüştü. İnsanlar bir-birlerine akraba olduklarını unutmuşlardı. Varlı yoksulu, yetkili emekçini, hükümdar rayeti saymıyordu. Ulvi duygular tükeniyordu. Acık, nefret, hiddet yüreklere sığmıyordu, oda dönüşüp çevreni yakıyordu; eski toplumu dağıtıp yenisini kurdular, umit seli dünyanı tutdu, ancak tezlikle eski felaketler yenelendi, insan yeniden toplumun kölesine, gölgesine dönüştü. Kentler kuruldu, medeniyet çiçeklendi, ancak insanilik artmadı-azaldı. İnsan insan aradı. Toplum ona başçı–işçi, varlı – yoksul sundu... Tuhaf durum yarandı. İnsan yalkızlığından, yadlığından kurtulmak için topluma kavuştu, karşılığında görünmemiş yalkızlık, yadlık kazandı. İnsan toplumu öz insanlığını tasdik etmek için yaratmıştı, ancak toplumda o, öz insanlığını yitirdi. İnsan toplumda hiç zaman özü olmadı, hakikati söyleyemedi, iç dünyasını kilitlemeli oldu. Toplumda insanın yalnız toplum tarafından kabul olunan, beğenilen işi gerek idi. Toplum İnsana cansız eşyaya bakdığı kibi bakıyordu. İstedikde başa çıkartıyordu, istemedikde aşağıda saklıyordu, istedikde okşuyordu, istemedikde başını kesiyordu.
O, İnsan ömrünün yönünü önceden belirlemişti... Hemen yönde bütün insani nitelikler yavaş-yavaş yoka çıkıyordu. İnsan büsbütün köleleşmişti. Ona diyordular “kalk” – kalkıyordu, “otur” – oturuyordu!
Toplum insanı durmadan ayni dairede saklıyordu. İnsanın öz iç dünyasına inmeğe imkanı olmuyordu. İnsana bazen öyle geliyordu ki, o, iç dünyasını neredeyse yitirip.
Korkulu ruhsuzluk belası yaranmıştı. İnsanın özellikleri, şahsıyyeti hiç kimseye ve hiç neye gerek olmuyordu. Onu hiç görmüyorlardı da!
Orduda insan asker, yahut subay idi, idarede reis, yahut işçi idi.
İçdeki büyüklük, asillik, erdemlik sayılmıyordu... İnsan toplum adlanan değirmanı döndüren sulardan farklı değildi! Ona göre de topluma girmek özünü bırakmak demek idi. Özünü bırakan anda insan sürüye çevriliyor, dönüşüyordu. Senin özelliklerin yitirdi, sen çok kolaycasına toplumlaşıyordun ve bu çirkin anda şiddetli bir keskinlikle duyurdun ki, senin benliğini elinden alıp yetkililere veripler. Yetkililerin her adi özelliği görünmemiş servet sayılıyor, onun giyiminın renkinden başlamış, bayağı alışkanlığına kadar ne varsa - göklere kaldırılıyor, kutsallaştırılıyor. Sen anlıyorsun ki, yetkili aslında hırsızdır. O, senin benliğini benimseyip. Bu, hem de senin ona gönüllü bahşişindir. Sen özünden kesip ona vermisin. Ancak şimdi o senin kibi binleri Yeryüzünden sile bilir.
Onun zalim, ahlaksız, acıklı, gaddar, maneviyatsız olmaya hakkı var. O, insanlığı her adımda ayaklıyor, ancak bunu her kes onun alçaklığı yok, üstünlüğü sayıyor.
İki bir-birine karşı olan bakış yarandı: devlet bakışı ve İnsan bakışı. Devlet bakışına göre, insani erdemliği kurban vermek – kabahat sayılmıyor. Çünki devletin menfaatı İnsanın menfaatından yüksektir. Devlet menfaatı için her tür vasıtaya, hatta en alçak cinayete bile el atmak olur. Aydın oluyor ki, devlet insan için yok, onun mutluluğu, erdemliği, manevi tasdiki için değilmiş.
Demek, ben - insan devlet yaratmakla özümü korkulu kuyuya sokmuşum. Demek, ben - insan muhteşem saltanatda köle kibi yaşasam da, her adımda benliğim aşağılansa da, sevinçimden, güvençimden yere-göke sığmamalıyım, çünki kudretli ülkenin yurttaşıyım... Facialı bir durum yarandı. İnsan – insan kibi yaşamak için ter dökdü, kan akıttı, azametli devlet yarattı ve devlet onu hiç etti. Bunu anlayan insan hiddetlendi: devlete karşı vuruştu, devleti devirdi, yeni devlet yarattı, ancak hemen devlet de İnsanı hiç saydı.
İnsan toplumu insanileştirmeyin yeni yollarını aradı, monarşini (hükümdarın hakimiyeti) demokrasiyle (ulusun hakimiyetiyle) bedelledi. Ancak ulusun hakimiyeti dayanıklı olmadı ve demokrasi monarşi biçimini aldı; hakimiyete sahip olmuş demokrat monarşlaştı, İnsan üzerinde ağalık etmeye başladı. Devlet bakışı ile İnsan bakışı arasındakı karşıdurma durmadan artdı.
İnsani bakışa göre – yalan konuşmak suçtur. Devlet bakışına göre – yüce amaç uğrunda yalan konuşmak bilgeliktir. İnsani bakışa göre – bir şahsın ölümü bile faciadır. Devlet bakışına göre - büyük bir ordunun - tarihi uğur için - mahvi facia değil, kaçınılmaz olaydır. İnsani mantıka göre – sevgiyi güçle kazanmak olmaz, devlet bakışına göre - güçle sevdirmek olur. İnsani bakışa göre - insanın sözüyle işi arasında ayrılık olmamalıdır, devlet bakışına göre - bu, kaçınılmazdır, İnsani bakışa göre - vicdana dönek çıkmak olmaz, devlet bakışında vicdana yer yoktur. İnsani bakışa göre – bir şahs beşerin gözü karşısında ve beşerin parasıyla özünü debdebeli şekilde tasdikleyemez, devlet bakışında - bu, olur, kılıc sahipleri ad-san kazanmak için milyonları kurban veriyordular...
İnsan devlete bakıyordu, bu yad kuvvetin öz ürünü olduğuna inanmıyordu, hiddetleniyordu, gayzlanıyordu, ancak topluma boyun eğiyordu. Çünki toplum İnsanın üzerine top-tüfekle geliyordu. Silahı insan yırtıcı hayvanlarla vuruşmak için yaratmıştı. Sonralar onu insanlara karşı çevirdiler. Silahlar, ordulara verildi, ordular fatihleri işitti, fatihler beşerin bir kısmını kırıp-dökdüler. Devlet insandan ayrılandan sonra ordu İnsana karşı durdu. O, İnsana dedi: “Sen istediğin, becerdiğin, öz mahiyetine uyğun saydığın kibi yaşamayacaksın, devlet dediği kibi yaşayacaksın.” Böylelikle de hayat iki kesime bölündü: TOPLUM ve İNSAN. Toplumda insan rol oynadı, yaşamadı, öz asil dünyasını dostlukta, sevgide, sanatta, idrakta ve özellikle Peygamberlerin sözlerinde buldu.
Peygamberler dediler ki, dünyanın, hayatın, devletin anlamı İnsandır. İnsanilikten yüce muhtaşemlik yoktur. Eğer devlet İnsana karşıtırsa, İnsanlığı yitiriyorsa – o, dağılmalıdır. Bin devlet bir insan mutluluğuna beraber değil – yüz ordunun uğuru bir insanın felaketini bedellemiyor. Timur bazen bir döyüşte binlerce insanı duvara gömüyordu, Neimise insanı Allah sayıyordu. Peygamberler hükümdarları inkar ediyorlardı. Hükümdarlar İnsanı aşağılıyorlardı ve bununla da özlerini tasdik ediyorlardı. Peygamberler İnsanı yükseltiyorlardı ve bununla da insanlara sevgilerini gösteriyorlardı. Napoleonlar milyonların felaketini yaratıyorlardı ve bununla da özlerinin insanlardan üstünlüklerini tasdik ediyorlardı. İsalar insanlar için ölüme gidiyorlardı ve bununla da İnsanı yüce servet kibi değerlendiriyorlardı. Ancak toplum İsayı çarmıha çekiyordu, Napoleonlarasa anıt yüceltiyordu. Çünki Napoleon imperiya ve yeni Avrupa yaratıyordu, İsaysa asil İnsan.
İnsan peygamberleri işitdi, ancak hükümdarlara yene de boyun eğdi. Hükümdarlar peygamberlerle döyüştüler, ancak döyüşte yenildiler, peygamberleri özlerine uyarladılar, onların talimini öğrendiler ve özlerinin hemin yolun yolçuları kibi tanıttılar. Gaddarlığın, zorakılığın sevgiyle, merhametle bir olduğunu kanıtlamaya çalıştılar, insanları öz güçüne boyun eğdirdiler. Topluma toplumun gözüyle bakan İnsan aklında hükümdarı büyütdü, özverili, yigit saydı. Ona öyle geldi ki, hükmdarlar insana hizmet ediyorlar.
Böylelikle de, İnsan sonsuz yanlışlıklar içerisinde yitip-batdı, topluma perçinlendi, toplum adamına dönüştü. Ancak içerisinde yaşayan ruh onu özüyle ilgili gergin düşünmeğe kısnadı.
Nasıl oluyor ki, sen özünle, dostunla, sevgilinle olanda bir adam oluyorsun, toplumdasa başka adam? Neden sen öz küçük aleminde düşünen, canlı, etkin, şahs, toplumdasa yazık, cansız eşya oluyorsun? Neden sen burada hakikata, oradaysa yalana tapınıyorsun? Neden sen öz ruhsal aleminde şairane varlık, toplumdasa itaatkar alet oluyorsun? Dünyanın, doğanın parçası olduğunu neden unutmusun, öz yaşamını neden toplumla sınırlaştırıyorsun?
Ruh insanı öz içine döndürdü ve insan hakikati buldu. Onun yüreğinde telaşlı sözler seslendi:
- Benim özüm qayrikamil, buçukluyum, kusurlu olduğum için yarattığım toplum da da nakıs oldu. Ben öyle bilmişim ki, yüce mahiyetim – insanlığım düyüşsüz, karşıdurmasız ortaya çıkacak! Bu benim yanlışlığımmış! Ben özümü değiştirmeli, temizlemeli, ulvileştirmeliyim. Yetkin toplum kurmak için ben özüm yetkin İnsan olmalıydım, yüreğimden çirkin duyguları silip atmalıydım. O zaman ben yüce toplum kura bilirdim. Bense olanla yeterlendim, özümü Mutlaka yakınlaştırmadım ve benim kusurlarım toplumumda ortaya çıktı. Toplum adlanan güzgü benim çirkinliğimi güzel gösterdı. Ben özümü yeniden yaratmalıydım, onda insanlığım bütünlükle ortaya çıkacak, ruhum sevkıtabiilerimin üzerinde bütöv uğur kazanacak; yalnız onda ben öz asil toplumumu yaratacağım. Şimdiki toplumların hiç biri benim toplumum olamazdı. Asil toplumu ben bu andan sonra yaratacağım. Öz üzerimde kazandığım uğurlarda yetkın toplumumun belirtileri görünecek. Ben bu yüce hakikati sonsuz yitkiler, ıztıraplar, facialar güçüne kazandım!
Azerbaycan türkcesinden Türkiye türkcesine uyarlayan Yolruh Atalı
http://mutlakainam.sosyomat.com topluluğuna bir baş çekseniz kazanırsınız...
insanlar bulunduğu topluma adapte olmalıdırlar aksini düşünmüyorum
İnsanın olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derler.Bende mayamaya