Büyük insan Baudrillard diyor ki;
“...her şeyi istila eden medyatik ve reklamcı göstergeleşme tarzı; kültürün fotokopileştiği nokta. Her kategori mümkün olduğunca genelleşir ve böylece tüm özgüllüğünü yitirir ve tüm diğer kategoriler tarafından emilir. Her şey politik olduğunda artık hiçbir şey politik değildir ve politika sözcüğünün anlamı kalmaz. Her şey cinsel olduğunda artık hiçbir şey cinsel değildir ve cinsellik tüm belirlenimini yitirir. Her şey estetik olduğunda artık güzel ya da çirkin olan bir şey kalamaz ve sanat da yok olur. Bir düşüncenin tamamen gerçekleşmesi ve modernlik eğiliminin kusursuz biçimde ortaya çıkması olduğu kadar, aynı zamanda da bu düşüncenin aşırılığı, kendi sınırlarının ötesine uzanarak yadsınması ve ortadan kalkması anlamına gelen şeylerin bu paradoksal durumunu tek bir simgede kavramak mümkündür: Trans-politik, trans-seksüel, trans-estetik” burada araya girip trans-muhalif’i de haddim olmayarak ben eklemek istiyorum. Okan Bayülgen’in durumu tam bir trans-muhaliflik olarak açıklanabilir. Eleştiriyor olduğu kaynakları aslında beslemektedir. Burada palyaçonun dilemması tavrını hatırlatmak, bir de oraya gönderme yapmak isterim.
Not: Bu çıkarımın ne kadar eklektik olduğu umurumda değil. Baudrillard olmasa bu kaotik, ne idüğü belirsiz durumu hayatta açıklayamazdım.