Lawrence Stern beyfendinin caginin ilerisinde hazma sundugu ilginc onsekizinci yuzyil romanidir aslen.
Tristram Shandy zihnine girebildigimiz bir adam en basindan beri. Cok sivri zekali ve hiciv yetenegi de yuksek. Romanin yuzuncu sayfalarina kadar dogmayi bile beceremiyor, ancak anne ve babasi tarafindan hangi gece nasil yapildigini bile hatirlayacakmis gibi kendini asan bir icsel hafizaya sahip. Sersem ya da degil, neyin mahsulu oldugunu bilecek kadar bilincine guvenen bi adam bu. Ama zaman zaman fazla guvenip cok genel gecer seyleri gormeyen bi adam.
Ancak bu romanin bence en ilginc (ve zamaninin otesinde) olmasini saglayan yonu bitmemesi. Baslangic belli, bir temasa doguyor Tristram, yasiyor, okuyor, buyuyor falan... Ama sonra? Dusunceleri niyetlendigi hareketlerin otesine kayiyor. Hareket hizi dusunce hizina yetisemiyor, ve sonunda duruyor. Roman bitmiyor, sadece anlatim duruyor.