birilerinin birilerini dinlediği şu dönemde, dinleme olayı üzerine;
"evimizi, binalarımızı, telefonlarımızı dinleyeceklerine sözümüzü dinlemeyi tercih etselerdi zaten bu sorunlar olmazdı."
diyebilmiş şahsiyet saygı duymak lazım ayrıca siyasetle ilgilenmemeliydi diyen arkadaşa şunu söyleyebilirimki kendisine zaten siyasetle içiçe bir akedemisyenlik yapmaktadır hatta ki doçentlik tez "ideolojilerin sonu mu" dur..
bu güzel mektubu paylaşmak istedim .
Sevgili Ufuk,
Mektubuma 'Sayın Milletvekilim M. Ufuk Uras' diye başlayamıyorum, çünkü böyle yazmaya kalkarsam ruh sağlığımın bozulmasının öte sıra say say bitmeyecek bir durumun temsilcisi değil, Meclis'teki tek gerçek sosyalist insanın şahsına yapay bir saygınlık personası eklerim endişesi taşıyorum. Lafı uzatmayacağım: Sen bizim Ufuk dostumuzdun, artık ufkumuzsun. Leş gibi karanlık kokan bir ortamda el feneri olmak zordur. Hem kendine aydınlık vereceksin ki umudun bitmesin, hem aydınlatacaksın ki ardından gelenler kaybolmasın.
Seni ilk kez bir sinemanın, Fitaş'ın, merdivenlerinde gördüm yıllar yıllar önce; yanında bir arkadaşınla film izlemeye gelmiş, sohbet ederek aşağı iniyordun. Bense fuayede durmuş, halka zararlı, akla faydalı bir tütün tüttürüyordum; dedim ki, ben bu adamı tanıyorum, ama nerden?! Sen olağan bir seyirci gibi salonun atmosferinde kaybolduğunda hatırladım ÖDP Başkanı olduğunu. Sana bakmayı kesip merdivenlere döndüm, koruma aradı gözlerim. Kimseler gelmiyordu arkandan.
Hayatta kimse gelmedi ki sizin arkanızdan gerçek dost, gerçek düşman olarak sanki. Siz güzel çocuklar, arkanıza bakmadan, önünüze bakarak yürümenin, arkanıza bakarsanız önünüzdekine takılıp düşme ihtimalinin matematiğinde zarif ve kuvvetli yarınlar yarattınız hep.
Sonra beni Can Yücel'in anısına yapılan Can Festivali'ne davet ettiler Datça'da. Bindik uçağa, önce Bodrum, ardından bir köhne minübüse tıktı bizi CHP, Datça'nın o bildik, kıvrak, öldün öldün yollarını arşınlamak için. Kimler yoktu ki araçta: Talat Sait Halman'dan tut, bagaja yığılan resimlerinin çerçeveleri her an kırılmaya hazır Ara Güler'e, Zeynep Oral'ından Orhan Alkaya'sına... Ve onursal başkanı Erdal İnönü'yü ağustos sıcağında nerdeyse böyle cezalandıran bir anlayışın, terbiye sınırlarında, bir teker dışarıda, senle ben yan yana, birkaç saat yol tükettik. Konakladık hatta bir ara bir su kenarında, çay içtik, Erdal Hoca'yı dinledik. Ben seni, senin huzurlu yüzündeki gülümsemeyi, o aydınlık düşüncenin tartışılmaz güzelliğini yakından gördüm. ÖDP'ydi partinin adı, aşkın ve özgürlüğün peşindeki 'sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar' denilen cinsten, benim 17 yaşımın fırlamalıklarıyla örtülü: Beşiktaş'taki billboard'a bir kola firması çok litreli ürünü tanıtmak için bir şişe resmi koymuş, yanına da utanmadan 'Dev' yazdırmıştı. Çıkarıp kalemleri, o 'Dev'in yanına Sol yazmıştık, Genç yazmıştık, Yol yazmıştık. Evet sarhoştuk belki, ama bunun nedeni sarhoşluğumuz değil bir özlemin, bir tutkunun, bir beklentinin artık arşa vurmasıydı. Arkadaşlarımız, ağabeylerimizin yakınları, herkes ölüyordu Ufuk. Sen bunu iyi bilirsin. Sen kim bilir kaç kere mecazen, acınla öldün ki Meclis'tesin. İlk kez girmiyorsun morga ziyaretçi olarak. Morga girip örtüyü kaldırıp ölüye bakmak cesaret işidir. Kaldır örtüyü Ufuk, ölünün yüzüne bak, tanıdığın ölünün yüzüne bak: O artık ne bir dost, ne bir yoldaş. O, öldü diye onlarca yıl önce dolaba kaldırılan, gömülmeyen, çürür diye orada bırakılan, ama hâlâ nefes alıp veren bir inanç; o kavganın ta kendisi.
Bir yakınım, ağabeyimiz, bir dönem Boğaz'da bir bölgenin örgüt lideri, sabah kolaçana çıkmış ortalığı. Bakmış ki karşıt görüşten illet biri, düşmüş peşine silahını çekip. Adam kaçar o kovalar, adam kaçar o kovalar. Sonunda öndeki elindeki paketi fırlatıp yere, topuklamış. Ağabeyimiz, bir dizini kırıp paketin yanında, destek almış bacağından, silahı doğrultmuş. Silahı doğrultmuş ki durmuş paketten saçılan sıcak poğaçaları görünce. "Vuramadım" demişti. "Onun da bir insan olduğunu anlayıverdim birdenbire. Aç olduğunu, karnını doyurmak için dışarı çıktığını."
Dışarı çıkmak zor iş Ufuk. Dışarıda durmak ise hele hele daha da sorumluluk isteyen bir şey. Dünya değişmedi, dünyayı değişti kabul eden insanlar çoğaldı yalnızca.
Mazbatanı aldıysan dışarıdasın artık. Bizim dışımızda değil; bu farklı bir yalınlık, onu demek istiyorum. Yola çıkıyorsun. Bize de aş getir, iş getir, umut getir, geçmişteki yüreğimizi getir. Beklemekteyiz. Sakın ola vurulma oralarda. Tez gel geri. Asıl mazbatan bizim seni seven ruhumuzun yansıdığı gözbebeklerimizde. İpi göğüsledin, sakın ola o ip boynuna dolanmasın.
Unutma, sen de Can Baba'nın çocuğusun. Seve seve yolladığımız o yerlerden sıkılırsan nasıl geleceğini mısralardan hatırlarsın.
Oradaki yalnızlığını bizlerdeki kalabalıklığınla avut. Hasretle kucaklarım.
Kardeşin İskender