toplam 5 kişi bulundu. 5 adedi gösteriliyor.
~17 ahkam var.
Türkiye sınırları içerisindekileri genellikle milliyetçilik ve militarizmle ciddi biçimde hesaplaşmayı göze alamayan, bir dogmayı başkasıyla ikame ederek "aydınlanan", kuramsal bahanelerini anti-emperyalizm gibi içeriği halihazırda kestirip atmacı reaksiyonerliğe indirgenmiş bir kolaycılıkla besleyenlerden mürekkeptir.
eğer 2007 sonuna fiyongunu açacaz dedikleri "erke" paketinden dedikleri gibi fosil yakıtları çöpe gönderecek, petrol savaşlarını bezirganlarının elinde patlatıp dünya barışına anahtar olacak, hele de enerji maliyetini gider hanelerinden silip, sömürüyü 0 noktasına en yakın seviyelere çekerek çağ kapatıp, çağ açacak bi mucizeye vesile olsun. "kyoto, myoto hikaye, erke şahane" deyü etiket açıp, "dünyanın tüm yeşilcileri, greenpeacecileri türklerin ayakkabılarına cila atın ulen, oğul bush senin de haramilik günlerin bitti, gel tbmm helalarında ibrikçi ol" diye ulusalcılığın doruklarına tırmanmazsam ne olayım:))))
askeri, sınai, enformatik vesair her türlü teknolojinin dünya-sistemin egemen güçlerinin tekelinde olduğu, söz konusu güçlerin söz konusu teknolojileri sistemin alt kademesindekilere, tıpkı emekçisini öldürmeyip süründüren bir işveren kıvamında dirhem dirhem dağıttığı gezegenimizde bu kısır döngünün ilacı, tek tek memleketlerin kendi iktisadi, sosyo-politik angajmanlarında tam bağımsızlık elde etme hedefleri değildir. çünkü bu eşitsiz güçler dengesinde, bizzat içinde bulunduğumuz piramidin alt kademe ülkeleri yarışın en az bir adım gerisinde kalmaya mahkumdur. çünkü gerek ulusal, gerekse de uluslararası ittifaklara üye kimliğimizle kurallarının, rol paylaşımının kendi dışımızda belirlendiği bir oyun içerisinde yer almaktayız. böylece de bu oyunda payımıza düşen manevra alanının sınırlarını aşmamayı da kendi rızamızla kabul etmiş bulunmaktayız. üstüne üstlük, zamanında yeri geldiğinde kendi çapımıza efelenmelerimize olanak sağlayan "kızıl şeytan" sscb'nin bizzat ülkemizin de katkılarıyla çöküşünün ertesinde ortaya çıkan tek kutuplu dünya düzeni, yukarıda çerçevesini çizmiş olduğum dünya-sistem dahilinde bize biçili sınırların kapısına son sürgüyü de çekmiş bulunmaktadır. dolayısıyla ulusüstü eskizlere yerini bırakmaya namzet ulus-devletler sisteminde dahi ulusal kimliğimizin bekası gezegenin patronlarının devletlerarası işbölümünde tevdi ettikleri vazifeleri harfiyen yerine getirmemizle paraleldir. gezegenin şeriflerine her sektörde bu denli göbekten bağımlıyken, bağlarımızı tek tek kesiyoz diye ortaya çıktık diyelim, hepsini geçtim tankımıza uçağımıza yakıtı, cephaneyi nerden bulacaz. amma, derseniz ki komşularımızda petrol var, top tüfek var, onlarla hemhal oluruz, o vakit de tam da düşündüğüm perspektiften hamaset yüklü milliyetçiliği rafa kaldırmamız ve bahis konusu ülkelerle aramızdaki münakaşalara kalıcı çözümler yaratma, hatta ve hatta bölgesel birlik modellerinin eskizlerini hayata geçirme tercihi önümüzde durmaktadır. ama bu yönelimin gerçekleşebilmesinin yolu ise, biz dahil bölge ülkelerinin ezilenlerinin hem batı uşağı, hem de içe kapanmacı egemenlerini alaşağı etmeleriyle mümkündür. aksi halde, bahis konusu birlik modeli, batının küresel sömürü çarkının karşısına bölge ulusları ölçeğinde hasmından farksız bir sömürü mekanizmasıyla dikilmesi olacaktır ki, benzeri bir baas deneyiminin, hem de israil gibi şu an üyelerinin hepsinin birden sözde hasım saydığı uydu bir devlet karşısında kendi sığ milli çıkarları uğruna paramparça olması hafızalardan silinmiş değildir. gene güncel bir örnekle sözlerime son vereyim, fransayla son kapışmamızda passiflora görevi görmüş olan oyak/axa-renault flörtünü geçtim, son günlerde lafı dolaşan enerji alanında çağ kapatıp çağ açacağı söylenen "erke" icadı gelecek sene sonunda gündeme çığ gibi düşecek olursa, göbeklerinden batıya bağımlı otomotiv ve akaryakıt sektörümüzün başaktörleri imparatorluklarının köküne kibrit suyu ekecek ulusdaşlarının ürünü bu nimete karşı hamaset nutuklarıyla sahip mi çıkacaklar, yoksa batılı patronlarının cukkasının muhafızlığına soyunup bu oyunu bozmaya neferlik mi edecekler merakla bekliyorum. daha sunumunun üzerinden kaç gün geçti, bugünkü habertürk ana haberde söz konusu icad için "üfürme"dir karalamaları dillenemye başladı bile; bekleyelim görelim. demem odur ki, küresel sömürü sistemine karşı ayakları yere basacak bir karşı duruşun yolu, sistemden canı yanan yığınların halihazırdaki oyunun kurallarını reddeden ve yepyeni, insani bir ezber yaratan, önce kendi bölgesel ölçeklerinde birlikteliklerinden, giderek de bu birlikteliklerin gezegeni bir ağ gibi örmelerinden geçmektedir. ne demiş büyüklerimiz, "kurtuluş yok bir başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!" nokta
Bir müddettir takip ettiğim bu tartışmaya kavramların kullanılış biçimlerinden dolayı katılma ihtiyacı hissettim.
Birincisi, adına ister milliyetçi deyin ister ulusalcı. Sonuçta ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Milliyetçiliğin faşistlik, ulusalcılığın ilericilik olduğu gibi bir yargı doğru değil. Bütün kavramların ilerici ya da gerici anlamları bünyesinde barındırmasının nedeni, kavramların hangi koşullarda ve kimler tarafından kullanıldığıdır. Örneğin, burjuvazi, 1789 Fransız Devriminde ilerici bir anlam taşımaktaydı. Dönemin toplumsal koşulları içerisinde ileri talepleri öne sürüyordu. Nitekim bu ilericilik, Rousseu, Danton, Robespierre gibi devrimci önderleri insanlık tarihine armağan etti.
Milliyetçilik de bu durumdan nasibini aldı elbette. Örneğin 1900'lerin başında Yunan Milliyetçiliği gerici iken, Türk milliyetçiliği ileri bir karaktere sahipti. Bu arada bir dip not; ilk Türk Milliyetçileri aynı zamanda sosyalistti. Sultan Galiyef, Gaspıralı İsmail, Yusuf Akçura gibi isimler.
Günümüzde baktığımızda; özellikle son yıllarda milliyetçilik-ulusalcılık üzerinde, taciz boyutuna ulaşan "faşistlik" yakıştırması, bir zamanlar milliyetçiliği elinde koz olarak barındıran Batı ile işbirliği yapan çevrelerin hatalı anlayışlarından kaynaklandı. 1980 öncesi MHP milliyetçiliği sanki milliyetçiliğin tekeli imiş gibi algılandı ve buna tepki doğdu. Oysa MHP milliyetçiliğinin, Mustafa Kemal milliyetçiliği ile uzaktan yakından alakası yoktu. Bugün de çok olduğu söylenemez ya.
Peki, günümüz milliyetçiliği-ulusalcılığını ilerici yapan olgu nedir. Aslında o da arkadaşların ifadelerinde gizli. Dikkat edin. Milliyetçiliğe siyasal planda karşı çıkan arkadaşlar, sermayenin küreselleşmesine karşı, emeğin küreselleşmesini koyuyorlar. Yani küreselleşme ile aralarında dert yok. Küreselleşme konusunda anlaşmışlar. O kadar ki, Bu düşüncenin Avrupadaki önde gidenleri sermayeyi emeğin toplumsal partneri olarak kabul edebilmektedirler. İşte bu durumda milliyetçilik küreselleşmeye karşı en kararlı siyasal duruşu sergilemektedir. Bu nedenle, anti-emperyalisttir, üçüncü dünyacıdır ve Asyacıdır. Bu nedenle de ilericidir. Adına ister milliyetçilik deyin, isterse ulusalcılık.
Biraz uzun oldu, özür dilerim ama, en kısası da bu olur herhalde.
Değerli garine,
BTP, CHP, DSP ve İP programlarını okudunuz ve bu programlarda sosyal güvencelerden söz edilmediğini mi gördünüz?
Değerli LeKoD,
Gözüne kestirdiğin bir adamın üslûbundan yola çıkarak, ulusalcılık eleştirisi yapmak ne kadar doğru..?
Değerli garine,
Sözünü ettiğiniz partilerin programlarını okudunuz mu (gazete ve dergi çevrelerini konuşmaya gerek yok)?
Ayrıca bu ülkenin ezilenlerini biraz açar mısınız lütfen.
Değerli garine,
"bugün hangi ulusal program günde 12 saat çalışan, sosyal güvencesi hemşerilik düzeyinin üstüne çıkmayan kara türklere bir gelecek vaat ediyor?" demişsiniz. İncelediğiniz ulusal programları sayar mısınız.
Ben de karşılığında size hangi ulusal programın gelecek vaadettiğini söyleyeceğim (tabii ki seçenekleriniz arasından...).
Diğer bir deyişle; ben de size soruyorum: hangisi vaadetmiyor?
kardeş, ben sana güncel bi örnekle, milliyetçiliğin dost üretmeye değil, düşmanlık yönetmeye yaradığını, olmuşla ölmüşü deşerek sulha erilemeyeceğini ifade etmeye çalıştım, sen bana üzerinde değme tarihçilerin bile uzlaşamadığı bi hikayeyi bilmem kaçıncı kere ısıtıldığı fırınından çıkarıp servis etmişin.
hikayenin özeline gelince, her iki bahçeden de duman yükseliyosa, tarihin malum döneminde karşılıklı kundaklamalar olmuş demektir. sana ikazım uluslararası ilişkilerin hallinde hadiseye gururun karıştırlmaması gerektiğidir. adamlar "soykırım" diye bi taş atıyo, biz de gurur yapıp üzerimize yapışmış gibi peşinden kuyuya dalıyos, düşmeden tutalım diye. benim bu ve benzeri tarihin flu hadiselerine karşı duruş önerimse, milliyetçi hissiyatın göz karartıcılığı içinde body count çarpışmalarına sapmadan, karşı cenahın gözündeki milliyetçi perdeyi de yırtacak soğukkanlı, empatik çözümler üretmek. aksi halde milliyetçiliğe karşı milliyetçiliğin varacağı nokta o hiç arzu etmediğin kayıkçı kavgasıdır.
peki. daha sarih bir örnek vereyim. "milliyetçilik" icabı ermeni meselesinde ortaya koyulan tepki ortada. aslına bakılırsa, kim kendisine "soykırımcı" dense, öfkeden köpürür. buraya kadarı makul. peki ermeni cenahından yükselen iddialara muadili yanıtlar döşenerek, "siz de şu kadar, şu kadar kestiniz", "biz kimseyi kesmedik, soğuktan, salgından öldüler, asıl katliamı sizinkiler yaptı" diyerek hadiseyi kayıkçı kavgasına çevirmenin neresi milliyetçilik. ermenistan'a dönüp de, "dönem savaş dönemi, savaşın akıldışı ortamından istifade karşılıklı başıbozuk güçler bu nevi kıyımlarda bulunmuşlardır, savaşın ertesinde kurulmuş bir devlet olmamız itibariyle bizden evvelki döneme ait bir cürümün failliğini üstlenmemizse söz konusu olamaz, biz kendi hesabımıza olanlardan özür diler, sizden de benzer olgunluğu talep ederiz" büyüklüğünü sergilesek, kendi yağında kavrulmaktan aciz haldeki ermenistan'ı tehdit addedip, ablukada tutmak şöyle dursun, şimdi yanlarında duruyor gözüken batılı devletlerin ve ermeni diyasporasının yapmadıklarını yapıp, muhtaç oldukları maddi manevi desteği sunarak, bu sayede de azerbaycan'daki sınır meselelerinde geri adım atmalarına yol açacak önalıcı bir manevrada bulunsak, birbirini körükleyen milliyetçi saflaşmaların önüne geçsek fena mı olur? şahsen ulusalcı/milliyetçi olmasam da, şu anki ulus-devlet sınırları veri kabul edilecek olursa, hiç olmazsa düşmanlıkları yönetmek değil de, bunları dostluğa çevirmek gözetilmelidir derim.
1997...kardeş, sana tavsiyem, "sağ alındılar sağ istiyoruz" etiketinde uzun uzadıya sıralı listeye bak, sonra milliyetçilik icabı kendi insanına bu muameleyi reva görebilen devletimizin, kapıkule dışından olanlara neleri reva görebileceğini düşün. tabi, menşelerine bakıp, listede ismi geçenleri malum örgüt militanıdır diye yaftalayabilirsin, ama işte tam da devletin, kendi hanesinde hamilik yaptığı bi kesim evladının kendisine kafa tutar hale gelmesinin altında yatanları ince eleyip, sık dokumaması, büyüklüğü gereği tekdirle değil de, kötekle yola getirmeyi seçmesi, kolunu kırınca da alçıya almayıp, kolu kırık evladını bizden değilsin deyip sokağa atması ve harici devalara muhtaç etmesi yüzündendir ki, dış güçler saymış olduğun ayak oyunlarına meydan bulabilmişlerdir. ilaveten eğer devletin aparatları kapıkule dışında azami nezaket gözetiyorsa, misak-ı milli sınırları içindeki cürümleri işin içinde ciddi psikopatik bi ruh halinin varolduğuna delalettir ki, gidişatımızı daha da vahim saysak yeridir.
1997...kardeş, içini kötü eden bahis konusu meselelerin ekseri çoğunluğu devletlerarası satranç hamlelerinin izdüşümleridir. bizim devletimiz de dahil olmak üzere, her devletin sevap hanelerinin yanında duran günah hanelerinde bu saydıkların istisnasız sıralıdır. nasıl a, b devletinin icraatları içini sızlatıyorsa, bizim devletimizin kimi icraatlarının da c, d devletinin vatandaşlarının içini sızlatmıştır, sızlatmaktadır. misal, a devletinden bi girişimcinin memleketimizde bi işletmeyi satın alması sende milli servetimiz gavura gitti hüznü doğuruyosa, bizim girişimcilerimizin de kapıkule dışındaki benzer icraatları yöre insanlarında da benzer izdüşümler yaratıyodur, ya da a devletinin askerinin memleketimizde konuşlanması karşısındaki hislerin, tsk'nın konuşlandığı memleketlerde de paylaşılmaktadır, şüphen olmasın. ne sermayedarımız ne de askerimiz imarethaneci değildir. hiçbirisinin pusulası da milliyetçilik değil, çıkarlarıdır. insanoğlunun cinsdaşları üzerine inşa ettiği en büyük günah şebekesi olan devlet varoldukça, çıkarları için bu nevi girişimlerde bulunmaktan çekinmeyecektir. üstelik için ferah olsun, bizim devletimizin de bu gibi manevralara karşı cevapları oluyodur. milliyetçilik rüzgarlarının hava cıvalığına son moda bir örnek; fransa hakkımızda atıp tuttu, italya örneğindeki gibi meydan muharebeleri yaşanmadı. bunda ordumuzun oyak işletmesinin fransayla olan iktisadi münasebetlerinin payı olmasın sakın?
elinin altında internet, yedi düvelle online irtibat halindesin, kime neyin milliyetçiliği? senin sermayedarın gavuristanda, gavurunki cennet vatanımda bilimum işletme, mal-mülk satın alışırken kime neyin milliyetçiliği? ırki milliyetçi değilim - kültür milliyetçisi olsan gerek - diyosan eğer, yedi düvel kültürü kaynaşıp, hemhal olurken kime neyin milliyetçiliği? korkma, teşne olmayan kimse özünü unutup ecnebi klonu olmaz, kaygı, vesvese buyurma.
"milliyetçiyim, ama avam da değilim ha!" al birini vur ötekine.
iyi de sen direk olarak cevap yazmaya koyulanları belli bir sınıfa koymuşsun kendinle çelişiyosun. Dolayısıyla bir paragraf öncesinde yazdığı şeyin tersini yapan birisine cevap yazmanın bir gereği yoktur anlatmaya çeliştiği şeyler bazında çünkü kendisi ne düşündüğünü ne dediğini tam olarak bilmemektedir.
Temel de cunta meraklarından (bkz: cunta meraklısı) kaynaklanan fikirlerinden dolayı, dışardan gelen herşeye karşı olmakla birlikte yurt içinde kendilerinden olmayan herkesi de potansiyel hain olarak görürler. Birkaç cümlenizden sonra sizi muhakka bir sınıfın içinde görmek isterler. (Sen necisin? şeklinde)
Yeni nesil tahrik edilmiş duygularını dizginleyemeyen milliyetçilik akımının üyeleridir. İçlerinde eskilerin solcuları, faşistleri milliyetçileri hatta bazı islamcıları, hulasa bütün paternist devletçiler mevcuttur.
Tahminimce, Türkiyede dış mihraklarca "kaşınarak", çoğalmaları teşvik edilmektedir. Zira Ulusalcılar oluşursa karşılarında birde rakip oluşacak ve 1980 öncesi kavga ortamı doğacaktır.
Kanaltürk, UlusalTV gibi televizyonlardan feyz alırlar. Belirli söylemler etrafında tekelerme çevirir, ülkenin (iktidar kim olursa olsun) satıldığını, vatanın sevre mecbur bırakılacağını, hatta zaman zaman dinin elden gittiğini, müslümanların hristiyanlaştırılacağını düşünürler.
AB, BM, Nato, İslam Konferansı gibi tüm uluslar arası kuruluşların Türkiyenin bölünmesine odaklandığını, bütün oyunların Türkiye için oynandığını iddia ederler.
Onlar halktan habersiz halkçılar, islamdan habersiz islamcılar gibi ulustan, ulusun refahından habersizdirler. Zaten islam satarak oy toplayan islamcılar, sosyalizm satarak destekçi toplayan halkçılar gibi "ulus fikri" satarak ulusalcı olurlar.
Anlaşılan tüm istekleri ülkeyi: "Kuzey kore", "Komünist Çin", "Suriye", "Tayland" "Vietnam" gibi yaparak, dışarıyla iritibatı koparmaktır.
----o---
Neticede bütün ...cılar gibi önce fikir edinmişler sonra bunun ile ilgili deliller toplamaya koyulmuşlardır. Böyle bir yazıyı ya okumazlar, ya da atlaya atlaya okuyarak "Vay hain" diyerek cevap yazmaya koyulurlar.
Ha okuyup da cevap vermeye çalışanlar da olur. O ayrı. Onu bekleriz.